Haziran 20, 2019, 14:06:29 ös

Gönderen Konu: Atatürk'ün Çocukluk Anýlarý  (Okunma sayısı 891 defa)

Çevrimdışı Hüseyin102

  • İleti: 48
  • Karma: 3
    • Profili Görüntüle
Atatürk'ün Çocukluk Anýlarý
« : Aralık 12, 2016, 22:48:51 ös »

ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANISI: ELBÝSE KAVGASI
 
 
 Çocukluðumda yaþadýðým anýlardan biri de Makbule ile Naciye arasýndaki elbise kavgasýdýr. Komþu kýzýn üstünde yeni elbiseyi gören Makbule ile Naciye, anneme, biz de yeni elbise isteriz, dediler.
 
 Annem:
 " Tabi olur, benim güzel çocuklarým. Ölçünüzü alýr, size yeni birer elbise dikerim. Þunun þurasýnda bayrama ne kaldý? Bayram günü de yeni elbiselerinizle gezersiniz. "
 
 Birkaç günde elbiseler hazýrdý. Makbule ile Naciye yeni elbiseleriyle kývanarak gezdiler. Bir hafta sonra kýz kardeþlerim eski elbiselerine dönüþ yaptýlar. Annem de yeni elbiseleri yýkayýp, ütüledi ve elbise dolabýna astý.
 
 Aradan zaman geçti ve arefe gününden bir gün önce evde bir gürültüdür koptu. Naciye bayramlýk elbisesini giymek istemiþ, üstüne olmamýþ, dar gelmiþ ve bir yaþ büyük ablasý Makbule'nin elbisesini giymiþ. Bunun gören Makbule Naciye'den elbisesini çýkarmasýný isteyip sesini yükseltmiþ.
 
 Araya giren annem Naciye'ye neden ablasýnýn elbisesini giydiðini sordu. Bunun üzerine Naciye:
 " Ama anne, benim elbisem üstüme olmadý, çok dar geldi. Bir de ablamýn elbisesini deneyeyim dedim. Tam geldi. Bayramda ben bunu giyeyim ha, ne dersin? "  Annem daha sonra elbiseyi Makbule'ye giydirmeye çalýþtý ama dar geldi.
 
 Annem:
 " Tabi dar gelir. Siz büyüme çaðýndasýnýz. Ýki ay önce diktiðim elbisenin þimdi dar geleceðini düþünemedim. O zaman bayramda Naciye bu elbiseyi giyer, ben Makbule'ye iki gün içinde yeni elbise dikerim. "
 
 Annem aynen öyle yaptý. Ýki günde elbiseyi dikti ve Makbule bayramda bu elbiseyi giydi. Beni sorarsanýz annemden rica etmiþtim ve beni kýrmadý. Bana bayramlýk alýnmadý. Babamýn yokluðunda zaten kýt kanaat geçiniyorduk. Annemi zor durumda býrakmak istemedim.
 

 
 BALIKLARI SUYA ATTIM

 Bir gün Makbule ile Naciye'yi yanýma alarak çiftliðin yakýnýndaki gölette balýk tutmaya gittim. Ben oltayla balýk yakaladýkça Naciye aðladý, yalvardý, balýklarý suya atmamý istedi. Naciye aðlamasýn diye, balýklarý suya attým ve erkenden çiftliðe döndük. Zaten hastaydý, hastalýðýnýn ilerlemesinden korkuyordum.
 
 Çiftlikte elimdeki kovanýn boþ olduðunu gören dayým bana þöyle dedi:
 " Vay Mustafa , bakýyorum göletteki bütün balýklarý yakalamýþsýn. Bu kadar balýk bize çok, yarýsýný köye verelim. Hani balýklar, oltana yakalanmak için, atýlýrlardý. Hani avladýðýn balýklarý þanslý sayardýn. Giderken bir kova daha istiyordun. Sen önce bu kovayý doldur da sonra ikinci kovayý iste. "
 
 Dayým konuþmasýna devam edecekti fakat Makbule araya girdi:
 " Mustafa abim, yakaladýðý balýklarý suya atmasaydý iki kova dolardý. "
 
 Bunun üzerine dayým:
 " Nee, abin yakaladýðý balýklarý suya mý attý? Ama neden? " diye sordu.
 
 Makbule bu soruya þöyle cevap verdi:
 " Çünkü Naciye balýklara acýdý ve her balýk yakalandýktan sonra aðladý. "
 
 Naciye:
 " Ben aðladým diye abim bir dolu balýðý suya attý. " dedi.
 
 Dayým:
 " Affet beni Mustafa.. Durup dururken haksýz yere sana laf söyledim. Senin boþa konuþmayacaðýný anlamalýydým. Yarýn ikimiz gideriz balýk tutmaya. Yanýmýza dört kova alýrýz. " dedi.
 
 Dayým konuþmasýný bitirince bir an Naciye ile gözgöze geldik. Kardeþim yalvaran bakýþlarla bana bakýyordu.
 
 Ertesi gün sabah kahvaltýsýndan sonra dayým çiftlikte beni çok aradý. Bulamazdý tabi ki çünkü samanlýða saklanmýþtým. Dayým, Mustafa, Mustafa, nerdesin? diye baðýrdýkça yanýmdaki Makbule ile Naciye kýkýr kýkýr güldüler.
 
 
 
 
KARANLIKTAN KORKMAM
 
 On beþ yaþlarýndaydým. Manastýr Askeri Ýdadisi'ne gidiyordum. (O zamanýn lisesi) Yaz tatilinde dayýmýn çiftliðine gitmiþtik. Komþunun oðlu Enver'le çok iyi arkadaþtýk. Ara sýra birlikte gezerdik. Bir gün Enver, bizim baða gidip üzüm yiyelim, dedi. Ben de olur dedim. Annelerimizden izin alýp yola çýktýk. Saðda solda fazla eðlendiðimiz için, karanlýða kaldýk.
 
 Enver: "Ýstersen dönelim. Sen þehir çocuðu olduðun için, karanlýktan korkarsýn. Böyle durumlara alýþýk deðilsin" dedi.
 
 Ben karanlýktan korkmadýðýmý söyledim. Yola devam edelim dedim. Tarla kenarý, patika yol, aðaçlýk alan derken, karanlýk iyice çöktü. Yanýmdaki Enver'i zor seçer oldum. Bir saat önce daðlarýn kartalýyým diyen Enver, gel Mustafa dönelim, az kalmýþtý ya, yarýn gündüz geliriz, demeye baþladý. Neyse ki sonunda baða vardýk ve birer salkým üzüm kopardýk. Üzüm yiyerek çiftliðe döndük.
 

 
 ÝLK ANDA CANIM SIKILMIÞTI
 
 Bakla tarlasýnda yalnýz baþýma bekçilik yaptýðým günlerden birinde öðle vakti kulübenin önündeki çardak altýnda uyuya kalmýþým. Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum, annemin sesine uyandým.
 
 Annem: ” Dayýsý þuna bak, Mustafa uyuya kalmýþ. Makbule dün pýnardan soðuk su içince hastalandý ya, Mustafa bütün gece baþýnda bekledi. Ondan uykusunu alamadý. Neyseki Makbule’ye ballý ýhlamur içirdim de iyileþti ” dedi.
 
 Dayým: ” Býrak caným uyusun. Benim en sevdiðim þeydir burada uyumak. Bu öðle sýcaðýnda karga falan uðramaz. Bir yatsam iki saatten önce top atsan uyanmam ” dedi.
 
 Bu konuþmalarý duyunca ayaða fýrladým. Uykuda yakalandým diye ilk anda caným sýkýlmýþtý ama Makbule’nin iyileþtiðini duyunca rahatladým.
 
 
 
 NACÝYE KAYBOLDU
 
 Dayýmýn bakla tarlasýna Makbule ile giderdik. Bir gün Naciye de bizimle gelmek istedi. Ýlk defa benden birþey istediði için olmaz diyemedim. Annemden izin çýkýnca o gün üç kardeþ tarlaya gittik. Naciye eline bir sopa aldý ve kargalarýn ardýndan koþturdu durdu. Bir ara Makbule ile uzun süren bir konuþmamýz oldu.
 
 Tarlanýn ortasýndaki kulübenin önüne oturduk ve yemeðe baþlayacaktýk ki, Naciye’nin yanýmýzda olmadýðýný fark ettik. Saða baktýk, sola baktýk, Naciye neredesin diye baðýrdýk, Naciye yok. Neden sonra Naciye çýkageldi. Meðer karga peþinde koþarken çok yorulan Naciye kulübeye girmiþ ve döþeðe yatýp uyumuþ. Naciye’nin ortaya çýkmasýyla birlikte rahatladýk ve yemeklerimizi yedik.
 
 
 
 BAHÇEDEKÝ KUYU
 
 Ben yedi yaþýndayken, babamý kýsa süren bir hastalýðýn ardýndan kaybettik. O tarihlerde kadýnlar bir iþte çalýþamadýklarý için maddi sýkýntýlar içine düþmüþtük. Onun için evimizin yanýnda bulunan daha küçük bir eve taþýndýk. Ertesi gün yeni evin bahçesine teftiþe çýktým. Otlarýn arasýndan yürüdüm. Saðda solda dut, erik, armut aðaçlarý vardý. Armut aðacýnýn ilersinde bir kuyu olduðunu gördüm. Kuyunun yanýna sokulduðumda hayretler içerisinde kaldým. Yer seviyesinde olan kuyunun üstü açýktý. Annemi durumdan haberdar ettim. Annem komþumuz Ali Usta'yý çaðýrdý. Ali Usta kuyunun üstüne tahtadan bir kapak yaptý. Kilidi taktý. Anahtarý anneme verdi. Böylece kötü bir olay yaþanmadan kuyunun üstü kapatýlmýþ oldu.
 
 
 
 BENÝ KOMUTAN SEÇERLERDÝ
 
 Yeni evimiz küçüktü ama bahçesi büyüktü. Bu bahçede komþu çocuklarýyla askercilik oynardýk. Askercilik oynarken, beni komutan seçerlerdi. Ben de karþýmda hazýr ola geçmiþ arkadaþlara çeþitli görevler verirdim. Onlar da, emredersin komutaným deyip koþarak uzaklaþýrlardý. Üç beþ dakika sonra geri gelerek görevi tamamladýklarýný söylerlerdi. Daha sonra onlarý sýraya sokar, uygun adým yürütürdüm.
 
 Bir gün bize tahtadan tüfekler hazýrlayan marangoz Celal Amca oyunumuzu seyretmiþ ve anneme:
 " Zübeyde Haným, Mustafa'yý askeri okula göndermelisiniz. Kendisi iyi bir komutan adayýdýr. " demiþ.
 
 
 
 YARALI GÜVERCÝN
 
 Bir gün evimizin bahçesinde kanadý kýrýk, yaralý bir güvercin buldum. Eve götürdüm. Anneme ve kardeþlerime gösterdim. Güvercini veterinere götürdük. Kanadýný sardý, iyileþir, dedi. Üç gün güzelce besledim. Dördüncü günün sabahýnda kafeste cansýz yatarken buldum. Çok üzüldüm. Gözyaþlarý içinde güvercini bahçenin bir köþesine gömdüm. Seni hiç unutmayacaðým, güvercin, dedim. Aradan yýllar geçti ama ben o güvercini unutmadým.
 
 


ARKADAÞIM  YUSUF  KEMAL

Langaza'daki dayýmýn çiftliðinde her gün bir baþka olayla karþýlaþýr ve deðiþik arkadaþlarla tanýþýrdým. Yarýcýlarýn çocuklarý çiftliðe gelirdi. Onlara karpuz dilimleyip, ikram ederdim. Aralarýnda orta yere çýkýp güreþenler olurdu. Bu güreþlerde ben pek çok defa hakemlik yaptým. Bir defasýnda güreþen bir çocuðun babasý yanýma sokuldu ve þu benim oðlaný galip getir, al bu parayý harca, dedi. Ben, kusura bakma dayý, senin paran bende geçmez, deyince adam yanýmdan hýzla uzaklaþtý.

Sonraki günlerde çiftliðe Yusuf Kemal adýnda bir çocuk geldi. Ben yaþta, ben boyda ve sarýþýndý. Yusuf Kemal'le arkadaþlýðý bir ilerlettik. Hatta bir defasýnda hiç unutmam bir güreþi idare ederken, düdüðü ona vermiþ ve hakemlik yapmasýný istemiþtim. Pek güzel hakemlik yapmýþ ve güreþi iyi sonlandýrmýþtý.

Bir konuþmamýzda, senin adýn Yusuf ama Kemal'i var. Benim adým Mustafa, Kemal'i niye yok, demiþtim. Bunun üzerine Yusuf Kemal, üzüldüðün þeye bak. Sana Mustafa Kemal diyelim, olsun bitsin, demiþti. Sonra aradan aylar geçti. Selanik Askeri Rüþdiyesi'nde ( Ortaokul ) okurken,  bir arkadaþa Yusuf Kemal'den bahsetmiþ ve Yusuf'un üç veya dört defa bana Mustafa Kemal diye hitap ettiðini nakletmiþtim. Bu durum matematik öðretmenimiz Yüzbaþý Mustafa Efendi'nin kulaðýna gitmiþ. Matematiðe büyük ilgim nedeniyle, matematik öðretmenimiz, “Oðlum, senin de adýn Mustafa benim de. Bu böyle olmayacak. Arada bir fark bulunmalý, bundan sonra senin adýn Mustafa Kemal olsun” diyerek bana Kemal adýný verdi.  
 
 

SELANÝK ÞAMPÝYONU
 
 Mustafa, Þemsi Efendi Okulu 4. sýnýfa giderken beden eðitimi dersinde öðretmeni sýnýfa koþu yarýþmasý yaptýrdý. Okul etrafýnda iki tur atýlacak ve birinci olan okul çapýnda yapýlacak koþuda sýnýfýný temsil edecekti. Ýlk turu önde geçen Mustafa ikinci turun ortalarýnda bitiþ çizgisine doðru güçlü adýmlarla koþarken, biraz ilerde uçamayan bir yavru kuþun peþinden koþan siyah, kocaman bir kediyi fark etti.
 
 Mustafa yön deðiþtirip hýzla koþarak yavru kuþu kedinin pençesinden kurtardý. Yavru kuþu severek ve yürüyerek yarýþý en sonda tamamlamasýna karþýn, olayý öðrenen öðretmeninden yavru kuþu kurtardýðý için aferin alan Mustafa, yarýþý birinci bitiren arkadaþýnýn: “ Hayýr, ben birinci deðilim. Yarýþýn birincisi Mustafa’dýr. O benden daha hýzlý, sýnýfýmýzý benden daha iyi temsil eder “ demesi üzerine öðretmeni tarafýndan birinci gelmiþ sayýldý. On beþ gün sonra yapýlan koþuda okul þampiyonu olan Mustafa, derslerindeki baþarýyý koþuda da gösterecek ve Selanik Þampiyonu olarak bir kupa alacaktý.
 
 
 
KUYU

Langaza'da dayýmýn çiftliðinde kalýrken komþu çiftliðin yakýnýndan geçerdim. Bir gün çiftlikten sesler geldi. Koþtum. Kuyunun baþýnda üç çocuk kýz kardeþlerinin kuyuya düþtüðünü söylüyor ve yardým istiyorlardý. Oralarda kalýn bir ip  buldum. Ýpi aðaca baðlayýp kuyuya indim. Tahminen altý yaþlarýnda bir kýz beline kadar su içinde duruyordu. Ýpi kýzýn beline baðladým ve aðabeylerine yukarý çekmesi için, seslendim. Aðabeyleri kýzý yukarý çektiler. Daha sonra ipi aþaðý sarkýttýlar. Ýpi belime baðladým, ellerimle tuttum  ve beni çekiniz,  diye baðýrdým. Çeken olmayýnca ipten týrmanarak kendi çabamla yukarý çýktým. Kimseler yoktu. Demek ki  kardeþlerini kurtarýnca aðabeyleri beni kurtarmaya lüzum görmemiþti.
 


ALMAN KOMÞUMUZ

Arabanýn icat edildiði yýllardý. Selanik'te zengin bir Alman komþumuz vardý. O komþumuz bir araba almýþtý. Yollarda arabayla giderken, görenler þaþýrmýþtý. Bu araba atsýz, öküzsüz nasýl gidiyor diye. Komþumuz bir akþam evine dönerken, farlarý yakmýþ. Araba gürültülü çalýþtýðý için, canavar geliyor diyerek  insanlar kaçýþmýþ. Hatýrladýðým kadarýyla bir gün aþýrý hýz yaptýðý için, polis ceza kesmiþ. Komþumuz o sýra 20 km. hýzla gidiyormuþ.


 
AKREP OLAYI

Makbule dört- beþ yaþlarýndaydý. Bir gün çiftliðin duvarýnda akrep görmüþ ve çok korkmuþ. Mustafa abi, koþ, duvarda aprek var, diye baðýrýyordu. Ben koþarak Makbule'nin yanýna vardým. Parmaðýyla iþaret ettiði yerde bir akrep duruyordu. Yerden  taþ alarak akrebi ezdim. Makbule'nin elinden tutarak annemin yanýna götürdüm. Annem, ne olduðunu sordu. Ben de olanlarý anlattým. Annem çok korktuðu için, Makbule'ye su içirdi. Daha sonra yataðýna yatan Makbule derin bir uykuya daldý.


 
KOYUN SÜRÜSÜ

Kýz kardeþim Naciye çok konuþkandý ve hatýrý sayýlýr derecede önemli olaylardan bahsederdi. Bir gün öyle bir hikaye anlatmýþtý ve ben hayretler içinde kalmýþtým. Çobanýn biri, daðda koyun otlatýyormuþ. Koyunlar da çokmuþ, sürüde en azýndan beþ yüz koyun varmýþ ve bir ucu ilerdeki uçurumun kenarýna kadar varýyormuþ. Derken bir koyun uçurumdan aþaðý atlamýþ. Bunu gören diðer koyunlar da uçurumdan aþaðý atlamaya baþlamýþ. Bereket ki çoban durumu fark etmiþ ve sürünün yarýsýný kurtarmýþ. Býraksa koyunlarýn hepsi uçurumdan atlayacakmýþ.