Kasım 23, 2017, 20:18:23 ÖS

Gönderen Konu: Soliénler  (Okunma sayısı 1067 defa)

Çevrimdışı jesterone

  • Daimi Üye
  • İleti: 8844
  • Karma: 44
    • Profili Görüntüle
Soliénler
« : Haziran 20, 2013, 01:08:47 ÖÖ »
Ulu Çağlar denirdi doğmadan önce insanoğlu ve bulamadan önce yeryüzünü vahşete ve akıtmadan kendi neslinden olanlarının kanlarını. Derler ki varmış insandan önce de bu toprakların hüküm süreni ve kendilerine de Solién derlermiş nesilleri kurutulana dek. Fakat yokmuş içlerinde en ufak kötülük ta ezelden. Kendi içlerinde ayrılmışlar binlerce ırka ve her bir Solién'in başkaymış isteği hayattan. Fakat asla kimse diğerinin isteğine bakmazmış göz ucuyla veya elinden almazmış müstakbel mutluluğunu.

 4 tane Güneş'leri varmış Soilénlerin, yaratıcıları ve ilimcileri de onlarmış yaradılışın başlarına. Bu Güneşlere isim vermişler, bu isimler şu anki mevsimlerin isimleri ile aynı imiş. Kuzey'dekine Kış, Güney'dekine Yaz, Batı'dakine Bahar ve Doğu'dakine Güz demişler nesiller boyu sürmüş bu isimler. Asla güneşleri batmazmış Soliénlerin varlığı boyunca ve asla eksilmezmişler. Soliénler Güneşlerden çok şey öğrenmişler; Güneşlerin müziği ve hitabı etkilemiş onları. Saçtığı ışıkları evlerinin en güzel köşesinde sergilemek, üstlerinde mücevher olarak gezdirmek isterlermiş. Bir sürü Solién yurdu varmış Dünya'da ve hepsinin hanımları ve beyleri bu Güneşleri tek güç olarak benimserlermiş. O güneşlerin varlığı ile varlığına yücelik bahşedilen Doğa ile de çok iyi geçinirlermiş. Topraklarının büyük kısmı ağaçlık ve geniş arazilermiş. Şu an dünyada var olan tüm canlı çeşitlerinden en az 4 katı daha fazla hayvan çeşidi gezermiş bu heybetli ve yeşil ile mavinin tek olduğu topraklarda. O kadar büyük bir doğa sevgisiydi ki bu, tepeden baktığında sırf yeşil görürdün yurdunu Soliénlerin.

 Ölümsüzmüş Soliénler, yaratılacağı kadar yaratılıp dünya sınırları içinde kalmışlar hep. Güneşlerin ilmi ve melodisi korurmuş onları daha yaratılmamış bile olan ölümlerden, bahsedermiş onlara gür çeşmelerin akan berrak sularını. Soliénlerin bu güneşlerden faydalandıkları bu kadar değildi sadece, zanaat ve ahengi öğrendiler o güzel ışık huzmelerinden ve aktardılar oğullarına ve kızlarına. Derler ki bu zanaatların çeşidinin sayısı güneşlerin ömrü kadar sınırsızmış. En az on bin ırk barındıran Soliénlerin milyonlarca lisanı ve dili ve alt dilleri varmış. Severlermiş sözleri, kelimelerin dingin sularında kendi yansımalarını görürlermiş ve bağlanırlarmış sözcüklerin gizemli dünyasına. Bir sürü giysiler ve mücevherler ve eşyalar döşemiş Soliénin hanımları ve kızları. Fakat asla işlememişler bir savaş zırhı, bir silah ve asla konuşmamışlar küfürlü, asla dememişler olumsuz bir şey. Barış ve sükunet kelimelerini bile icat etmemişler bilmedikleri için savaş ve kavgayı. Asla şüphe etmemiş, asla çalmamış, asla yalan söylememişler ve ileride ilk insan lisanlarında "erdem" sözcüğünün yerini almışlar zamanla.

 Özellikle bir Solién toprağı dikkat çekermiş topraklarıyla ve zanaatıyla ve dilleriyle. Adına Türkiye de denirmiş sonraki insan ırklarında fakat Ortak Solién Lisanı bahsedermişler Gûloion diye ve anılmış adı ezgilerde ve bahsedilmiş nice efsanelerde. Bu topraklarda imiş en verimli toprak ve yine bu topraklardaymış en yüce zanaat. Bu topraklar komşu imiş karanlık zanaatların vakıf olduğu topraklara ve zamanla Suudi Arabistan denmiş bu yüce karanlığın ve soğuğun ve güneşsizliğin olduğu topraklara, çağırırlarmış Torgîl diye ve adını bile anmazlarmış başlarına bir şey gelmesin diye. Derler ki en kötü ve pis ve en cahil zanaatler buradan çkmış. Öyle kara ilimmiş ki bu ilmin efendisi olan Ummîgath (sonradan Muhammed denildi) 13 hanımı koynuna almış ve hatta bir tanesini 9 yaşındayken almış. İnsanlar öldürmüş ve kendi ilminin zaferinin önünde duran herkesin kafalarını uçurmuş Ummîgath. Kendi insanlarına bile işkence çektirmiş ve karşı gelmiş güneşlere ve iyiliğe, kan kusmuş etrafa ve reddetmiş tüm ışıkları. Gözü T'illegoth krallığında yani Arap Yarımadası'ndaymış. Ele geçirmiş kısa sürede ve ölmüş. Fakat nutulmamış ilmi ve kara zanaati, yüzyıllar geçmiş üzerinden ve değişmiş hanımları ve beyleri Gûloion'un fakat hala daha Ummîgath'ın ilmi hakimmiş T'illegoth'a. Üstelik Gûlioion'a da sıçrayacakmış bu kötülük fakat bilmiyorlarmış henüz.

 Gûlioion'un yeni sahiplerinin eskilerine göre bir farkı varmış, bunlar Doğu Soliénleri imişler (günümüzde Türk ve Asyalı için kullanılır) ve bu hanımların ve beylerin yüreklerinde büyük bir ateş yanarmış. Değilmiş yüce güneşlerden büyük, fakat içlerinde saklı imiş milyonlarca duygu ve en çok da hırs ve yardımseverlik baskın gelirmiş. Savaşçılık ve ilkellik özellikleri yüzünden barbar ırk olarak da denilmiş onlara fakat yüreklerindeki iyilik kıvılcımları kötülük kıvılcımlarından baskın gelirmiş. Zanaatları ise farklı lisanlarda ve çok çeşitliymiş ve huzur ortamı da Gûlioion'un eski sahiplerinden daha baskın ve daha büyükmüş. Bu huzur ortamı ilmini T'illegoth'tan alan iblisi (günümüzde Tayyip de denir) rahatsız etmiş ve büyümüş nefreti bu huzur ortamına karşı. Gittiği ilim yerlerinden biri Ummîgath'ın karanlık ilmini öğreten bir yapı imiş ve Soliénler o kadar eşitlik kavramını sahiplenen canlılarmış ki bu iblisin bu eğitimi almasına en ufak engel olmamışlar. Fakat başlarına geleceklerden habersiz imiş Gûlioion.

 Gel zaman git zaman, İblis öğrenmiş tüm karanlık zanaatları ve ilmin en pisliğini kullanmış eserlerinde. Yarattığı melodiler uğursuz ve duyanları ezgilere küstürecek kadar güçlüymüş. Gücünü kullanarak Gûlioion'un yeni beyi olmuş kısa sürede ve ilmi gelişmiş ilerleyen senelerde. İlk başlarda eşitlikten tiksinirken sonra o eşitliği kullanarak tüm karanlık sanatların veremediği hasarı vermiş tüm aydın kalplere. Çünkü halkı onu seçmişti sözde ve halkı istiyordu onun liderliğini. O da etti halkına liderlik, kan kustu ilmini aldığı karanlık diyarlara ve yine kan kustu aydınlığın ilmini savunan yüce diyarlara. Durdurulamaz bir halde idi, adeta nefret duyuyordu herkese ve her şeye. Yaptıklarının izahı yoktur sonraki lisanlarda çünkü asla hiçbir varlık olamadı onun kadar iğrenç ve saldırgan. Lanetler okudu güneşlere ve laf etti ilimlerine ve sundukları tüm bu güzelliklere. Ant içti tüm güzelliklerini yok etmeye ve öyle de oldu zamanla. Önce kendi diyarından, Gûlioion'dan başladı işe ve kesip yok etti tüm bitkileri kahpece. Sonra doyurmadı gözünü bu yaptıkları ve yerle bir etti zavallı Soliénlerin barınaklarını ve dikti yerlerine kendi ilminin (cami denildi bu yapılara yüzyıllar sonra) yapıtlarını dikti ve yüzbinlerce yaptırdı onlardan. Asla bırakmadı kara ilmini ve asla saldırmadı bu kötülük zanaatına.

 Akıllanmıştı Gûlioionlu Doğu Soliéenleri ve başkaldırdılar bu doğa ve huzur ve eşitlik katliamına. Doğadan başladılar önce kurtarmaya, İlk Yaratılandı çünkü ağaçlar ve yerine zor gelirdi yüzyıllarca yenileri. Önce ağaçlar için baş kaldırdılar ve büyük bir ayaklanma ile tüm yurt civarında bir hareket başlattılar ve dediler adına Feanvelth. Bir simge haline geldi Feanvelth ve aslında doğa ve yaratılanların en zararsız ve en korunaksızı olan ağaç için başlayan bu hareket dönüştü bir hak arama mücadelesine ve yerle bir etmek istediler iblisi yerinden. İblis ise nefretini kustu ve üfledi toprağa. Toprağın içinden zırhlı ve silahlı askerlerini kustu defalarca ve saldırmaları için gereken emri verdi o çirkin yaratık. Asla silah kullanmamış Soliénler ise kendilerini savunup saldırıya geçtiler fakat mağlup edilmelerine az kalmıştı. Umutları yazmanlar ve yazıcılardı, habercilerdi onlar ve görevleri Soliénleri haberdar etmekti tüm bu durumdan, fakat bu görevi reddettiler ve tatlı geldi onlara bu güç. Bazı yazman ve yazıcılar harici hiçbiri destek çıkmadı Feanvelth'e ve güçsüz kaldılar. Fakat güneşler bu pisliğe daha fazla dayanamadı ve yüce ışıklarını kullandılar Gûioion'a ve yok ettiler oradaki tüm karanlık güçleri ve ilimleri. Derler ki o kargaşada çıkan ışık haznelerine bakanın yok olurdu tüm geçmişi ve tüm geleceği. Bir hiçlikte kalırdı, ne ışığın ne de karanlığın olduğu bir yere hapsolurdu. O kadar yüce bir ışıktı ki, o ışığa Feanvelth Işığı dediler ve tarih bunu asla unutmadı ve bir daha asla ne karanlık ilimlerden ne de ibliste aradılar umutlarını Soliénler ve nihayet konuştu Işığın Efendileri, Yüzce Güneş Dörtlüsü,

"Ey Soliénler! Kim ki bir daha gaflete düşecek ve karanlıktan medet umacak, hele ki bu gaflet içinde olanlar iktidarda olacak ve her kim ki bu karanlık içinde Soliénleri dibe sürükleyecek, size görevimizdir! Bu durumlar içinde bile o iktidar sahiplerini alaşağı etmek göreviniz ve vazifenizdir! Her kim ki size ışığın gücünden başka güç önerir ve her kimki iktidar sahii olmak için kara ilim kullanırsa bunlar zavallılardır! Özgürlük, sizin karakterinizdir ve sizin karakterinizi diğerlerinden ayıran zanaat ve ilim yolunda harcadığınız çabadır! Asla gaipten gelen ve gökten indiği söylenen ilimlere aldanıp ışığın aydınlattığı yolunuza gölge düşürmeyin!"

diye hitap etti ve bu hitap sonradan Güneş'in Geçliğe Hitabesi olarak kaldı.

Jester.
« Son Düzenleme: Haziran 20, 2013, 01:15:19 ÖÖ Gönderen: jesterone »