Ocak 19, 2019, 17:01:48 ös

Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Edebiyat / Ynt: Gölgesiyle Yarýþan Tay Masalý
« Son İleti Gönderen: Hüseyin102 Ekim 20, 2018, 18:40:21 ös »



Yekta’nýn baþkanlýðýnda Mustanglar aralarýnda iyi bir dostluk ortamý saðlamýþlardý. Yekta, Mustang atlarý ve eski baþkan Gera tarafýndan sorgulanýyor ve kendisine buraya gelmezden önceki hayatý hakkýnda çeþitli sorular soruluyordu. Bugün bir cümle, yarýn üç cümle derken, birkaç ay sonra Mustanglar arasýnda Yekta’nýn hayat hikâyesini öðrenmeyen kalmamýþtý. Bu arada grupta bulunan genç bir diþi at, Yekta’ya özel ilgi duyuyor ve her anýný Yekta ile paylaþmak istiyordu. Yekta da bu ata karþý ilgisiz kalmamýþtý. Baharýn gelmesiyle birlikte yeni doðan altý tay gruba katýlmýþtý. Bunlardan biri, Yekta’nýn oðluydu.

Günler günleri, haftalar haftalarý kovaladýkça, Yekta’nýn dikkatini bir þey çekmeye baþlamýþtý. Taylarýn aralarýnda yaptýklarý koþularda oðlunun hep önde olmasýný ve aradan zaman geçtikçe diðer taylarla arasýndaki farký arttýrmasýný gözlemliyordu. Oðlu bu iþi severse, emin ellerde uzun süreli bir yetiþtirilme evresinden sonra katýlacaðý yarýþmalarda birincilikler alýrsa, Türkiye ve Avrupa þampiyonluðu yarýþlarýný kazanýrsa, dünya þampiyonluðu yarýþýna katýlýr ve benim baþaramadýðýmý baþarýr dünya þampiyonu olursa, sýkýntýlar bir andan biterdi. Yakýþýrdý, Rüzgâr’a dünya þampiyonluðu yakýþýrdý.

Bir yaz sabahý Yekta, Rüzgâr ve Mustang atlarý ile birlikte yola çýktý. Hedefleri, Yekta’nýn sahibinin Amerika’daki arkadaþýnýn yarýþ atý çiftliðiydi. Oradaki insanlar, Rüzgâr’ýn fuleli koþularýný görünce mutlaka ilgilenirler ve sistemli bir çalýþmadan sonra yarýþlara katýlmasýný saðlarlardý. Baþarý geldikçe ilgi artar ve zirve düþünülürdü.

Çiftliði vardýklarýnda Yekta, sahibi tarafýndan gözyaþlarý içinde karþýlandý. Yekta’nýn sahibi, Yekta’yý, daðlardan gelen at grubunda çok uzaklardan fark etmiþ ve onlar daha çiftliðe varmadan koþarak yanlarýna gitmiþ ve Yekta’nýn boynuna sarýlmýþtý.

“ Güzelim benim, caným Yekta, nerelerdeydin? Dünya þampiyonluðu için þartlanmýþtýn, olsun, ikinci oldun. Bu yýl yapýlacak yarýþmaya girer ve þampiyon olurdun. Hemen pes etmek var mý be, aslaným? Bulut olmadan yaðmur, soðuk olmadan kar yaðar mý? Tabi ki, dünya þampiyonluðu yolunda önüne türlü engeller çýkacak, belki baþarý biraz gecikecek ama sabredeceksin ve kazanacaksýn. Ýyi her zaman vardýr. O zaman sen iyinin iyisi olmak için, çalýþacaksýn. Çalýþmadan baþarý kazanýlmaz. “

Sonraki günlerde Mustang atlarý bahçedeki büyük ekranda, videodan Yekta’nýn yarýþlarýný baþtan sona izlediler. Hele o dünya þampiyonluðu yarýþý: Yarýþ süresince Mustang atlarý ve Gera, tüm güçleriyle, haydi Yekta, haydi Yekta diye baðýrmýþlar ve yarýþ bitince Gera, bravo sana diyerek Yekta’yý alnýndan öpmüþtü. “ Sen bizim gönüllerimizin þampiyonusun Yekta. Sana bu yarýþ sonrasýnda bir kez daha hayran oldum. “ demiþti.

Bu arada yarýþ atý çiftliðinde bulunan yüze yakýn at, Yekta ile tanýþmak ve onun anýlarýný dinlemek için, fýrsat kolluyordu. Ertesi gün Avrupa’nýn en iyi altý yarýþ atý, dünya þampiyonluðu yarýþýna hazýrlanmak için, çiftliðe geldi. Yekta bunlarýn arasýnda bulunan Kara Bomba’yý hemen tanýdý. Demek ki, Kara Bomba, Türkiye Þampiyonu olmuþ ve Avrupa’da dereceye girmiþti. Þimdi Yekta’nýn kafasýný þu soru kurcalýyordu: Kara Bomba, Avrupa kaçýncýsý olmuþtu?

Kara Bomba kendilerini karþýlayan çiftlikteki atlarýn ön sýrasýndaki Yekta’yý görüp yanýna geldi:
“ Yekta, nasýlsýn? Beni tanýdýn mý? “

Bunun üzerine gülümseyen Yekta þöyle konuþtu:
“ Tanýmam mý? Kara Bomba’yý nasýl tanýmam? Senin bilmem kaçýncý yarýþýndý ya, benim ilk yarýþýmda kýyasýya mücadele etmiþtik. Daha sonraki zamanlarda pek çok defa yarýþmýþtýk. Ben bölge þampiyonu olduktan sonra, bir daha yarýþamadýk. “

“ Doðru. Sonradan sen Türkiye ve Avrupa Þampiyonu olunca þöhretin iyice arttý. Bütün tanýdýðým yarýþ atlarý sana benzemek ve senin gibi üstün baþarýlar elde etmek için, çalýþmalarýný iki, üç katýna çýkardýlar. Anlayamadýðým bir þey var: Neden dünya ikincisi olunca ortadan kayboldun? Sonrasý hakkýnda türlü hikâyeler duydum. “

“ Bak Kara Bomba, ben birincilik için yaratýlmýþým. Girdiðim her yarýþý birinci bitirmeliyim. Dünya ikinciliði beni sarmadý. Ýlk günler sevinmiþtim ama sonradan birinci olamamanýn verdiði üzüntü giderek aðýrlaþtý. Beni tanýyan her þeyden uzaklaþmak istedim. Bu çiftlikten ayrýlýp daðlara gittim. O daðlarda, Mustanglarla tanýþtým. Mustanglarla tanýþmamýn bana faydasý büyük oldu. Onlarýn baþkaný Gera’yla dost olduk. Bu arada bir oðlum oldu. Adý: Rüzgâr. Gel seni onlarla tanýþtýrayým. “

Yekta, daha sonra Kara Bomba’yý, ailesiyle ve Mustanglarla tanýþtýrdý. Bir arada olmanýn verdiði hazla, güzel sohbetler yaptýlar, þeker yediler, tatlý konuþtular.

Ertesi gün sabahýn ilk ýþýklarýyla birlikte yarýþ atý çiftliðinin sýnýrlarý dýþýna çýkan Yekta ile Kara Bomba, en derin yeri bir karýþ olan derede ilerlemeye baþladý. Bu ilerleme enine deðil boyunaydý. Derenin akýþ istikametinin ters yönüne doðru gidiyorlardý.

Yekta:
“ Sormasý bilmem yanlýþ olur mu? Kara Bomba, sen Avrupa kaçýncýsý oldun da buraya geldin? “

Kara Bomba:
“ Bak onu söylemeyi unuttum. Avrupa üçüncüsü oldum, ama sen buna aldanma. Buraya kesin dünya þampiyonu olmak için geldim. “

Yekta:
“ Dünya þampiyonu olmak istemene sevindim. Hedefinden asla þaþma. Umarým yarýþmada elinden gelenin fazlasýný yaparsýn ve dünya þampiyonu olursun. Türkiye, uzun yýllardýr bu yarýþmaya katýlýyor fakat bir dünya þampiyonu çýkaramadý. Yazýk bize. “

Kara Bomba:
“ Hiç de yazýk deðil. Acýnacak halde deðil, özenilecek haldeyiz. Herkes sana özeniyor, imreniyor. Türkiye’deki yüzlerce yarýþ atýnýn hayallerini süslüyorsun. Nerede üç, beþ yarýþ atý görsem, hepsi senden bahsediyor. Bir yýl içinde girdiðin her yarýþý kazanýp dünya ikinciliðine kadar yükselmen akýl almaz bir gücün, kuvvetin, kudretin sembolü. Yekta, vazgeçmez, hedefine ulaþýr, zirveye çýkar, döner döner yine yener, diyorlar. “

Kara Bomba’nýn son sözleri üzerine Yekta aniden durdu. Kara Bomba da Yekta’dan iki adým ilerde durdu. Kara Bomba geriye döndü. Yekta sordu:
“ Dur bakalým, Kara Bomba! Sen ne demek istiyorsun? Ne söylemek istiyorsun? Çýkar aðzýndaki samaný. “

“ Ben aðzýmdaki samaný çýkarýrým. Eteðimdeki sýrlarý da dökerim. Yarýþ atlarý arasýnda aldatmaca olmaz, yalan söylenmez. Þu son bir yýldýr sýrf Türkiye ve Avrupa þampiyonu olup, Amerika’daki bu yarýþ atý çiftliðine gelebilmek için, geceleri bile antrenman yaptým. Türkiye þampiyonu oldum, Avrupa þampiyonu olamadým ama olsun, buraya gelmeyi baþardým. Amacým, kaybolduðun bu yerlerde seni arayýp bulmak ve dünya þampiyonluðu yarýþýna katýlman için, seni ikna etmekti. Geçen yýl ikinci olduðundan dolayý, bu yýl yapýlacak yarýþmaya kontenjandan katýlabilirsin. Bildiðin gibi ilk üçe girenler, sonraki yarýþmaya direk katýlabiliyor. Avrupa’dan bu yarýþmaya katýlmak için gelen diðer beþ arkadaþ da, benimle ayný görüþte. Yekta mutlaka bu yarýþmaya katýlmalý diyorlar çünkü Avrupa on yýldýr dünya þampiyonu çýkaramadý. Hepimizin hýzý, derecesi, gücü belirli. Bu yýlki yarýþmaya diðer kýtalardan katýlanlar arasýnda geçen yýlýn þampiyonu Avustralyalýyý geçecek at yok. Avustralyalý, bu gezegende kimse beni geçemez, diyormuþ.

Þu son bir yýldýr beþ kýtada girdiði elli iki yarýþmada hiç geçilmedi. Söylediði yalan deðil. Boþ keseden atmamýþ, dolu keseden atmýþ. Þimdi o dolu keseden atýp tutarken, ben orada olsam ve ona desem ki: Birincisin ama seni geçecek bir at mutlaka bulunur. Avustralyalý derse bana:

“ O at sensen çýk karþýma. Benimle teke tek bir yarýþa var mýsýn? 2400 metrelik yarýþta 50 metre avans veririm. Eðer beni geçersen, söz sana, bir daha yarýþlara katýlmam. “

Ýþte böyle Yekta. Avustralyalýyla yarýþýrým yarýþmasýna ama rezil olmak var iþin ucunda. Bir de beni geçer, sonra dünya bana güler. Avustralyalý bana deðil de sana, çýk karþýma avanssýz yarýþalým, dese onunla böyle bir uðraþa girer miydin? Sence Avustralyalýyý yarýþta geçer misin? Bence geçersin. Bilmem kaç kilometre koþarak buraya geldik, sende yorgunluk belirtisi görmedim. Dað havasý sana yaramýþ. Enerji dolusun. Bir yýl önceki Yekta ile þimdiki Yekta arasýnda ortaçað ile yeniçað arasýndaki fark kadar fark var. Boyun uzamýþ, irileþmiþsin, adalelerin fazlasýyla geliþmiþ. Yarýþman mümkün olsa, geçen yýlki Yekta’yý farklý geçersin. Avustralyalý girdiði her yarýþý kazanýyor ama geçen yýl yaptýðý dereceyi fazla ilerletemedi. Þu takdirde sen Avustralyalýyý geçersin. “

Kara Bomba’nýn uzunca konuþmasýnýn ardýndan söz sýrasý Yekta’ya geldi:
“ Bana vermek istediðin mesajý aldým. Avrupa’dan gelen arkadaþlarla da konuþalým. Sen Avrupa üçüncüsü olmuþtun. Birinci, ikinci kimler olmuþtu? “

“ Birinci Ýngiliz, ikinci Fransýz, üçüncü ben yani Türkiye, dördüncü Rus, beþinci Ýspanyol ve altýncý Polonyalý. “

“ Artýk dönelim. Sen arkadaþlarla konuþ. Konu hakkýnda ne söylemek istiyorlarsa söylesinler. Eleþtirilecek durum varsa eleþtirsinler. Ben dünyada eleþtirilemeyecek hiçbir fikir ve düþünce sistemi olacaðýný sanmýyorum. Çeliþkilerle dolu fikirleri yüzde yüz doðrudur diye sunamazsýn. Bir hayali gerçektir diye lanse edemezsin. Bu budur daha iyisi yoktur, çatlarsýn, diye tehdit edemezsin. Aklýmýn, mantýðýmýn almadýðý, doðruluðu ispatlanmamýþ bir olayý kabul etmem mümkün deðil. Kara Bomba, birinci Ýngiliz demiþtin deðil mi? Nasýl biri bu Ýngiliz? Bana kýsaca tanýt. “

“ Baþkalarýnýn fikirlerine önem veren, onlarý dinleyen fakat kendi fikirlerini her zaman geçerli kýlan bir tip. Siz düdüklerinizi öttürün oysa benim borazaným farklý öter ve daha kalýcýdýr, demesiyle meþhurdur. Yarýþmalarda bambaþka bir kimliðe bürünür. Koþarken, temposunu rakibine göre deðil, kendine göre ayarlar. Geride kaldým, öne geçmeliyim, diye bir çaba içine girmez. Bütün amacý, ipi en önde göðüslemektir. Birinci olmaktan büyük keyif alýr. "

Daha sonra Yekta ile Kara Bomba çiftliðe geri döndüler. Ertesi gün taylar arasýndaki koþularda Rüzgar fazlasýyla dikkat çekti. Genç yaþýna karþýn, yarýþ atlarý arasýnda gücünü gösteriyor ve birinci oluyordu. Yekta'nýn sahibi ve Amerikalý arkadaþý iþte bu dediler ve Rüzgar'ý çalýþtýrmaya baþladýlar. O yýl Avustralyalý dünya þampiyonu oldu. Yekta'nýn katýlmadýðý bu yarýþta Ýngiliz ikinci oldu. Avrupa'dan katýlanlar arasýnda diðer en iyi dereceyi Kara Bomba yaptý ve altýncý oldu. Ertesi yýl önce Türkiye sonra Avrupa þampiyonu olan Rüzgar dünya þampiyonluðu yarýþýnda Avustralyalýyý geçti ve birinci oldu. Sonraki yýllarda Rüzgar arka arkaya dünya þampiyonu olarak Türk'ün gücünü dünyaya duyurdu. Bu zaman süresince Yekta hep Amerika'da kaldý. Daðlarda Mustanglar arasýndaydý. Ara sýra düze inip yarýþ atý çiftliðine geldi ve bahçedeki dev ekrandan Rüzgar'ýn yarýþlarýný izledi. Oðlu birinci oldukça kendi kazanmýþcasýndan bin kat fazla sevindi.

SON


Yazan: Serdar Yýldýrým
2
Edebiyat / Gölgesiyle Yarýþan Tay Masalý
« Son İleti Gönderen: Hüseyin102 Ekim 20, 2018, 18:39:18 ös »
At yarýþlarýnýn yapýldýðý þehir hipodromu çok kalabalýktý. Tribünler týklým týklým doluydu. Her pazar günü olduðu gibi, bu pazar da birinci olana büyük ikramiyenin verildiði yarýþlar yapýlacaktý. Birincilik için en büyük aday Kara Bomba isimli attý. Ýki yýla yakýn bir zamandýr bu þehirde yapýlan yarýþmalarýn tek ve mutlak hakimiydi. Simsiyah rengi, kocaman gözleri ve dev gibi uzun boyuyla o her zaman atlarýn en irisiydi. Daha uzun bir süre birinciliði kaptýrmayacaðý tahmin ediliyordu.

Diðer yarýþmacý atlar ise, Fýrtýna, Ak kýz, Pençe, Sürpriz, Zorlu, Tavþan ve Yekta idi. Yekta, böyle bir yarýþa ilk defa katýlýyordu, oldukça heyecanlýydý. Gerçi yetiþtirildiði yarýþ atý çiftliðinde çok iyi hazýrlanmýþtý, fakat genç ve tecrübesiz oluþu onu korkutuyordu. Ya birinci olamazsa?.. Böyle bir þeyi düþünmek bile istemiyordu. O zaman, sýradan bir yarýþ atý durumuna düþecek ve belki bu durum hep böyle sürüp gidecekti. Bin bir çeþit yarýþ hilelerinin yapýldýðý, düzenin ve entrikanýn bol olduðu bu yarýþlarda birinci olmak sadece süratli olmak ve dayanýklýlýk demek deðildi. Mesela, bazý yarýþlarda Tavþan tavþanlýk yapardý. Yarýþ baþlar baþlamaz öne geçer, temposunu gittikçe arttýrýr, atlarý yorar ve yarýþý býrakýrdý. Son düzlükte Kara Bomba yaptýðý bir atakla birinciliði kazanýrdý. Pençe isimli yarýþ atý Kara Bomba’nýn diðer yardýmcýsýydý. Yarýþ sürerken form durumu yüksek olan atlarý kollar, onlara çarpar, önlerine geçip hýzlarýný azaltýr ve Kara Bomba’nýn yarýþý kazanmasýný saðlardý.

Atlar, düzenli olarak baþlama yerinde sýralandýlar. Start için tabanca sesi duyulur duyulmaz, sekiz tane güçlü yarýþ atý ileri atýldýlar. Çýkýþý çok kuvvetli olan Tavþan hemen öne geçti. Yekta tüm çabasýna karþýlýk ikinci sýrada kalmýþtý.” Tüh be, Tavþan’ý kaçýrdým!..Bu Tavþan’ý zaten son düzlüðe kadar kimse geçemezmiþ. Yarýþýn ortasýna gelmeden onu mutlaka geçmeliyim. Haydi Yekta, daha hýzlý, daha hýzlý…”

1500 startý geçildiðinde Tavþan ikinci durumdaki Yekta’nýn üç boy kadar önündeydi. “ Bomba nerelerde ki, dönüp bakmalý. Tavþan bu süratiyle yarýþý tamamlayamaz. Vay, Bomba hemen arkamdaymýþ! Ne oluyor ya, ne dümen çeviriyor bunlar? Son düzlüðe kadar orta sýralarda saklanýrmýþ bu. Benden huylandýlar muhakkak. “

Yarýþýn ortasý: 1000 startý geçilirken, Tavþan isimli yarýþ atý aniden koþu pistinin kenarýna çýktý ve yarýþý býraktý. Yekta süratle onun yanýndan geçti ve birinci duruma yükseldi. Fakat yarýþýn bitmesine 1000 metre vardý ve Kara Bomba, Yekta ile arasýndaki farký gitgide kapatmaktaydý.

Son düzlüðe ( son 500 metre ) Yekta ile Kara Bomba baþa baþ girdiler. Nefesleri kesen bir mücadeleden sonra bitiþe 100 metre kala baþlayan Yekta’nýn öldürücü deparlarý yarýþý iki boy farkla kazanmasýný saðladý. Yekta mutluydu artýk çünkü ilk yarýþýný zor da olsa birinci olarak bitirmeyi baþarmýþtý. Yekta, Kara Bomba ve ekibiyle birçok defalar daha yarýþtý. Girdiði her yarýþta birinci oldu. Artýk bu þehir ona dar gelmeye baþlamýþtý. Dýþa açýlmalý, adýný daha geniþ çevrelere duyurmalý ve daha büyük yarýþlar kazanmalýydý. Nitekim girdiði bölge birinciliði koþusunu da kazanýnca, bir ay sonra yapýlacak olan ülke þampiyonluðu yarýþýna katýlmak için antrenmanlarýný daha da sýklaþtýrdý.

Hazýrlandýðý yarýþ atý çiftliðinde birçok yarýþ atý Yekta’ya deðiþik zamanlarda katýldýklarý yarýþmalarý anlattýlar. Yekta, onlarý büyük bir dikkatle dinledi. Görgüsünü, bilgisini arttýrdý. Yekta’ya göre, bilmenin, öðrenmenin sonu yoktu. Her yeni bilgi yeni bir þeyler öðretirdi. Önemli olan öðrendiklerine kendi düþüncelerinden yeni fikirler katarak “ özgün bilgi “ elde edebilmekti. Doðru düþünebilmek ancak kendini çok iyi tanýmakla mümkün olabilirdi. Bu da kiþisel erdem için gerekli olan “ oto kontrol “ yani kendi kendini kontrol etme yeteneðini saðlardý. Oto kontrol yeteneðinin düzenli olmasý, mükemmellik sýnýrlarýný zorlardý.

Günler günleri kovaladý. Her geçen gün Yekta’nýn gücüne güç katýyordu. Gittikçe daha süratli koþmaya ve mesafeleri daha kýsa zamanda aþmaya baþlamýþtý. Büyük yarýþa yedi gün kalmýþtý. Öðleden sonra özel olarak hazýrlanmýþ kamyona Yekta’yý bindirdiler. Kamyon, biraz sonra ülkenin en büyük þehrine gitmek üzere yola çýktý. Yolun yarýsý geçilmiþti ki, kamyon büyük bir gürültüyle yol kenarýndaki hendeðe yuvarlandý. Sonra derin bir sessizlik. Yekta’ya þans eseri bir þey olmamýþtý. Kapýsýnýn açýlmasýný bekledi. Gelen giden yoktu. Uzun bir süre uðraþtýktan sonra kapýnýn kilidini kýrmayý baþardý. Korkuyla dýþarý fýrladý. Yola çýktý. Çok uzaklarda tek tük ýþýklar görünür gibi oluyordu. Yarýþýn yapýlacaðý yer oralarda olmalýydý. Kamyon olmasa da olurdu. Kendi baþýma da olsam oraya varabilirim, diye düþündü. Koþmaya baþladý. Koþtu…Koþtu…

Aradan bir saatten fazla zaman geçti. Hava kararmaya,Yekta, þaþýrmaya baþladý. Ne oluyordu? Neden ortalýk hep aydýnlýk kalmýyordu? Karanlýk kadar anlamsýz þey var mýydý? Þaþýrmakta haklýydý. Gündüzleri açýk havada antrenman yapar, hava kararmadan içeriye girerdi. Ýçerde de ýþýklar gece gündüz yanardý. O, þimdiye kadar karanlýkta hiç kalmamýþtý. Yekta ay ýþýðý altýnda, yavaþ bir tempo tutturmuþ olarak kilometrelerce koþtuktan sonra birden ürperdi. Sol tarafýnda bir karartý vardý ve kendisini geçmeye çalýþýyordu. Hýzla baþýný çevirdi. Bir at !..

Yekta:
“ Kim ola ki? Nereden çýktý birdenbire? Neyse kim olduðu beni ilgilendirmez. Önemli olan beni geçmek üzere olmasý.Ýþte buna izin vermem!..Þimdiye kadar kimse bana toz yutturamadý. Tempoyu biraz arttýrayým, bakalým ne yapacak? “ diye düþündü. Yekta’nýn gölgesini geçmek için verdiði uðraþ bütün bir gece boyu devam etti. Sabaha karþý karanlýk yerini aydýnlýða býrakýrken Yekta’nýn gölgesi silinip gitti. Bir aralýk, kafasýný sol tarafýna çeviren Yekta onu göremedi. Saðýna baktý, yine yok. Arkasýna baktý, gerilere daha gerilere baktý. Rakibinin olaðanüstü tempoya ayak uyduramayýp yarýþý býraktýðýný zannetti. Hýzýný yavaþ yavaþ azalttý.

Yekta hafif bir tempo ile koþmaya bir saat kadar daha devam etti. Yarýþýn yapýlacaðý þehrin iþte ilk evleri gözükmeye baþlamýþtý. Yekta yolda rastladýðý bir sütçü beygirine at yarýþlarýnýn yapýlacaðý hipodromun nerede olduðunu sordu. Tarif edildiði üzere yoluna devam etti. Göðsü gururla kabarmýþ olarak, baþý dimdik vaziyette, þehrin ana caddesinden geçerken arabalar durmuþtu ve yol kenarýndaki insanlar gazetelerde, dergilerde birçok defalar resmini gördükleri, hakkýnda yazýlan yazýlarý okuduklarý bu þahane tayý çýlgýnca alkýþlýyorlardý. Hipodromun kapýsýnýn açýk olmasýndan yararlanan Yekta, içeriye girdi. Biraz sonra koþu pistine çýkmýþtý. Altý gün sonraki ülke birinciliði koþusu burada yapýlacaktý. Aðýr adýmlarla koþu pistinde tur atan Yekta o yarýþta birinci olmayý düþünüyordu mutlaka.

Yekta’yý getiren kamyonun devrildiðini haber alan sahibi olay yerine gelmiþti. Sürücü ile seyis yaralý olarak hastaneye kaldýrýldýlar. Yekta’nýn sahibi sabah olunca Yekta’yý aramaya koyuldu ve onun hipodroma geldiðini haber alýnca oraya gitti. Hipodromun kapýsýndan içeriye giren Yekta’nýn sahibi Yekta’yý koþu pistinde aðýr adýmlarla koþarken görünce “ Yekta… Yekta…”diye baðýrarak piste fýrladý. Hýzla koþarak Yekta’ya yetiþti ve onun boynuna sarýldý. Yekta neden sonra durumun farkýna vardý. Sahibi onu bu yabancý þehirde aramýþ ve bulmuþtu.

Yekta’nýn sahibi Yekta’yý bir arkadaþýnýn yarýþ atý çiftliðine götürdü. Yorgun durumdaki Yekta o günü ve ertesi günü dinlenerek geçirdi. Daha sonra koþu antrenmanlarýna baþlayan Yekta üç gün içinde eskisinden daha iyi bir form tuttu. Artýk hazýrdý ve birincilik için en þanslý kendisini görüyordu.

Yekta yarýþ günü kasýrga gibi esti. Daha ilk metrelerde yaptýðý korkunç atakla öne geçti. Çýlgýn gibi koþuyordu. Türkiye’nin en iyi yarýþ atlarý onun sürati karþýsýnda çaresiz kalmýþlardý. Açýk farkla ve rekor bir dereceyle yarýþý birinci olarak bitirdi. Bu birincilik onun pratik ile teoriyi en iyi þekilde birleþtirmesiyle oluþmuþtu. Sonuç olarak, mükemmele ulaþmýþ ve geçilmez ünvanýna sahip olmuþtu.

Türkiye Þampiyonu olan Yekta doðup büyüdüðü yarýþ atý çiftliðine geri dönünce coþkulu bir þekilde karþýlandý. Çiftlikteki yarýþ atlarý bahçedeki televizyondan yarýþý izlemiþler ve Yekta’nýn birinciliðine çok sevinmiþlerdi. Yekta birkaç ay sonra özel uçakla Ýngiltere’ye götürüldü. Yakýnda Avrupa þampiyonasý vardý ve Yekta bu yarýþta Türkiye’yi temsil edecekti. Yekta sýký bir antrenman programýna alýndý. Yaptýðý her antrenman onun derecesini giderek geliþtirmesine ve daha hýzlý koþmasýna yol açýyordu. Þampiyonaya birkaç gün kala Yekta’nýn Avrupa rekorunu zorlar hale gelmesi sahibini sevindirmiþti. Ama Yekta’nýn durumuna sevinmeyenler de vardý. Tribünlerde Yekta’yý diþlerini gýcýrdatarak seyreden birkaç kiþi onun ölüm fermanýný imzalýyordu:

“ Yekta, Yekta dedik aldýk baþýmýza belayý. Yarýþ atý deðil sanki fýrtýna. Yaptýðý þu dereceye bak. Son adýmýný biraz çabuk atsa Avrupa rekoru olacak. “

“ Ne demezsin. Bu sadece bir antrenman koþusu. Yalnýz koþuyor, kendisini zorlayan rakibi yok. Esas yarýþ olsa kesinlikle geçilmez. Þu anda Avrupa’daki en iyi yarýþ atý Yekta. “

Bir üçüncü kiþi ise: “ Bizim at Yekta’yý geçemez. O zaman ha ikinci olmuþsun, ha sonuncu. Yekta yarýþa girmese biz birinci oluruz. Bu gece Yekta’ya bir iðne vurursak ölür gider. Birincilik ödülünü alýr, harcarýz. Hem ülkemizin reklâmý olur. Reklâm iþi ülkeye döviz kazandýrýr. “

“ Tamam, bu gece üçümüz Yekta’nýn durduðu yere gireriz. Hepimizin elinde birer zehirli iðne. Yekta birimizden kaçsa ötekine yakalanýr. “

Gecenin ilerleyen vakitlerinde Yekta bir iç sýkýntýsý yaþýyordu. Huzursuzdu. Huzursuz olmasý, onun uyumasýný engelliyordu. Derinden gelen ayak sesleri duydu. Bu saatlerde bakýcýlar ahýra girmezlerdi. Yoksa gelenler yabancý mýydý? Amaçlarý ne olabilirdi? Yekta yine de aklýna kötü þeyler getirmedi. Bekledi. Biraz sonra ellerinde sopalarla, iðnelerle üç kiþi karþýsýna dikilince ürperdi. Korktu. Zalim adamlar aniden harekete geçerek bütün suçu iyi bir yarýþ atý olmak olan Yekta’ya sopalarla acýmadan vurmaya baþladýlar. Caný yanan Yekta birkaç adým gerileyince arkasý duvara dayandý. Adamlar, Yekta’nýn üstüne çullanýnca sert tepkiyle karþýlaþtýlar. Yekta þaha kalkarak güçlü ön ayaklarýný adamlardan birinin kafasýna indirdi. Adam, boþ çuval gibi yere düþtü. Yekta geri dönerek arka ayaklarýný savurdu. Darbe hedefini bulmadý ama iki adam niyet bozarak yerde yatan arkadaþlarýný sýrtlayýp olay yerinden uzaklaþtýlar.

Yekta daha sonra yerdeki sopalarý ve iðneleri bir torbaya koyup çöpe attý. Olanlarýn kimse tarafýndan bilinmesini istemiyordu. Kötülükler yayýlmamalýydý. Dünyada kötülükler iyiliklerden daha çoktu. Kötülük yapmak kolaydý, zor olan iyilikti. Yekta þimdi zoru baþarmýþtý. Adamlar kaçmýþtý. Belki bir daha kimseye kötülük yapmazlardý. Tekme yiyen adam yaþýyor muydu? Bunu bilemezdi. Adam yaþasa bile insanlar Yekta’yý kýsa bir süre de olsa gözetim altýna alýrlardý. Bir, iki gün antrenman yapmamak, Yekta’nýn Avrupa þampiyonu olamamasý demekti. Bu durum Yekta’yý psikolojik olarak çökertirdi. Geride ondan birincilik bekleyen koskoca bir ülke vardý. Milyonlarca insanýn hayali gerçek olmazdý. Yarýþ atý çiftliðinde arkadaþlarý vardý. Kendisine fikir bakýmýndan büyük destek olan can arkadaþlarý. Ülke þampiyonluðu ödülü gibi, Avrupa þampiyonluðu ödülünü de arkadaþlarýna verecekti. Güzelim altýn kupalar iki tane olacaktý.

Avrupa þampiyonasýnda Yekta taktik gereði ilk 300 metreyi orta sýralarda geçti. Yavaþ yavaþ temposunu artýran Yekta 1000 metre geçilirken az bir farkla öndeydi. Son 500 metreye dört at yan yana girdi. Yarýþýn bitmesine 50 metre kala bir aralýk dördüncü duruma düþmesine karþýn, hýnçla ileri atýlarak ciðerlerini parçalarcasýna gayret gösterdi ve yarýþý kazandý. Yekta, Avrupa Þampiyonu olmuþtu. Yekta, ülkesinde coþkulu bir þekilde karþýlandý. Gazete, radyo ve televizyon haberlerinde hep Yekta vardý. Avrupa’daki yayýn kuruluþlarý da Yekta’dan bahsediyordu. Aylar sonra Yekta’yý Amerika’da görüyoruz. O. New York’ta yapýlacak Dünya Þampiyonasý için buraya getirilmiþti. Otoriteler tarafýndan birinci olmasýna kesin gözüyle bakýlan Yekta, ne yazýk ki, Avustralya þampiyonuna geçildi ve ikinci oldu. Ödül töreninde dünya ikincisi Yekta gümüþ madalya boynuna takýlýrken neþeliydi. Kolay deðildi, bir yýldýr pek çok yarýþ kazanmýþ, hep birinci olmuþ, hiç geçilmemiþti. Dünyanýn en hýzlý koþan ikinci yarýþ atý olmak nice yarýþ atýnýn hayallerinin bile ötesindeydi. Gerçi dünya ikinciliði imkânsýz deðildi ama çok zordu. Yekta bu çok zoru baþarmýþtý.

Birkaç gün sonra Yekta’yý sýkýntý basmaya baþladý. Geçen günler ona baþarýsýný benimsetiyor, birinci olamamanýn verdiði üzüntüyü artýrýyordu. Giderek artan üzüntüye dayanamayan Yekta, New York’taki yarýþ atý çiftliðinden kaçarak Appalaþ Daðlarý’na gitti. Yekta, Appalaþ Daðlarý’nda gezerken ilerdeki çimenlikte otlayan vahþi atlar gördü. Bunlar Mustang atlarýydý.

Yekta, onlarýn yanýna giderek: “ Merhaba, beni de aranýza alýr mýsýnýz? “ diye sordu.

Mustanglarýn baþkaný olan Gera: “ Olur tabi, gel katýl bize arkadaþ “ dedi. Yekta, Mustanglarýn arasýna katýlýp, onlarla birlikte otlamaya baþladý. Ýyiydi, güzeldi buralar, Mustanglarla kaynaþýverdi.

Aradan bir saatten fazla zaman geçmiþti. Baþkan Gera, on kilometre ilerdeki çamlýða gidileceðini söyleyip, haydi, dedi ve koþmaya baþladý. Yekta’nýn katýlmasýyla sayýsý yirmiye ulaþan at sürüsü hýzla yol alýyordu. Mustang atlarýnda en güçlü olan ve en hýzlý koþan sürüye baþkan olurdu. Orta sýralarda koþsun, sürüye baþkan olsun? Böyle þey olmazdý. Sürü baþý geçildi mi, baþkanlýðý kaybederdi. Þimdi Gera farklý þekilde önde koþuyordu. Diðer atlar Gera’ya yetiþmek için çaba sarf ediyorlardý.

Yekta ise, hep son sýralarda koþtu. Çamlýða varýldýðýnda sadece iki atý geçmiþti, yani Yekta 18. olmuþtu. Yekta bunu kabullenmek istemedi. O, bir yarýþ atýydý ve kum veya çim pistte koþmaya alýþkýndý. Baþkan Gera, on kilometre ilerdeki çamlýða gidiyoruz deyip fýrlamýþ, diðer atlar da, onun peþine takýlmýþtý. En son koþmaya baþlayan ise, ne oluyor, ne çamlýðý diye düþünmesine bile fýrsat kalmayan Yekta’ydý. Gerçi çim üstünde de uzun süre koþmuþlardý ama sonra taþlýk bir araziden geçmiþler, daha sonra çalýlýk ve aðaçlýk bir yerde koþmak zorunda kalmýþlardý. Mustanglar, daha önce defalarca gidip geldikleri bu yolu ezberlemiþlerdi. Taþlýkta koþarken nereye basýlmasý gerektiðini, çalýlýktan, aðaçlýktan geçerken hangi yolun kestirme olduðunu biliyorlardý. Yekta bu sebeplerden dolayý her kilometrede bir adým gerilese on kilometrede on adým gerileyeceðini düþündü. Zaten Gera ile arasýndaki fark iþte o kadardý. Yekta, bir daha yarýþ pistlerine dönmedi. Hep daðlarda Mustanglar arasýnda kaldý. Geçen zaman genç Yekta’nýn gücüne güç kattý ve Gera bir gün Yekta tarafýndan geçildi. Mustanglara baþkan olan Yekta uzun yýllar baþkan kaldý.

3
Edebiyat / Ynt: Çanakkale'de Ben Vardým
« Son İleti Gönderen: Thecollector Mart 17, 2018, 23:49:08 ös »
Kraaaal
4
Edebiyat / Çanakkale'de Ben Vardým
« Son İleti Gönderen: Hüseyin102 Şubat 14, 2018, 15:31:41 ös »




Ýster miydim Anadolu iþgal edilsin?
Ýster miydim ordular daðýtýlsýn?
Ýster miydim padiþah teslim olsun?
Ýstemezdim, böyle olsun istemezdim.

Anadolu harap, bitap bir haldeydi.
Türlü katliamlar yaþanmaktaydý.
Ýnsanýmýn koruyaný, kollayaný yoktu.
Sonunda Ýngiliz gemileri Çanakkale'ye geldi.

Alman komutan Liman Von Sanders Türk birliklerinin baþýndaydý.
Tabyalar savunmasýzdý, ateþ hattýndaydý.
Düþman çok güçlüydü, kayýplar artmýþtý.
Siperler gerilere, daha gerilere çekilmiþti.

Ben geldim Çanakkale'ye insanlar beni tanýyorlardý.
Liman Von Sanders bir cephe sana yeter mi dediydi?
Ben hayýr dedim, bütün cephelerin komutanlýðýný bana vermelisiniz.
Dediðim aynen oldu, Çanakkale'de ben vardým.

Geceleri uyku tutmazdý beni.
Atýma bindiðim gibi dörtnal uzaklaþýrdým.
Düþman sabaha karþý nereden çýkartma yapar.
Bunun planýný yapar, önlemini alýrdým.

Çanakkale'de dört - beþ gün uyumadýðým olurdu.
Bir gece saat iki sularýydý.
Birliðime geri döndüm ve emrimi verdim:
Conkbayýrý'na  beþ yüz asker çýkarýn, mevzilensinler.

Aman komutaným, dedi, diðer subaylar.
Orasý kuþ uçmaz, kervan geçmez bir yerdir.
Ne gereði vardýr orada beþ yüz askerin.
Bir asker bile gitmese daha doðrudur.

Siz dedim, beþ yüz askeri gönderin.
Evet, dediler, gönderdiler.
Sabaha karþý Anzaklar Conkbayýrý'ndaydý.
Ama ben de Türk Askeri'nin yanýndaydým.

Kýlýcým sað elimdeydi, tabancam sol elimde.
Bütün bir gün savaþtýk can siperhane.
Yýkýlmadýk, yenilmedik, galip gelen biz olduk.
Kazanan biz, yenilen Ýngiliz oldu.


Serdar Yýldýrým
5
Edebiyat / Titrek Tavþan
« Son İleti Gönderen: Hüseyin102 Şubat 03, 2018, 18:31:12 ös »

Ormanda her gün kurulmakta olan tavþanlar pazarý, havanýn kararmasýyla birlikte, daðýlýyordu. Sergisini toplayan tavþan pazar yerini terk edip gidiyordu. Vakit geç olup da pazar yerinde tavþan kalmayýnca bir tavþan pazara gelirdi. Sýrtýnda boþ çuvalýyla ve bu boþ çuval tezgâh altlarýnda kalmýþ, kýyýya köþeye atýlmýþ, satýlmamýþ havuçlarla ve bazý yiyeceklerle dolacaktý. Daima gölgelerden, acaba bir gören olur mu korkusuyla, yorgun ve titrek adýmlarla. Ýþte, bu tavþan yoksul, yetim, garip bir tavþandý. Adý Titrek Tavþan’dý. O, böylesine bir düþkünlük içinde olmanýn çýkar yol olmadýðýný biliyordu. Fakat çaresizdi. Bir yuvasý vardý, bu yuvada iki de oda. Bu odalardan birinde çok sevdiði Pembe Tavþan ve iki yavrusuyla birlikte kalýyordu. Diðer odada ise havuç yetiþtiriyordu. Artýk ne kadar havuç yetiþtirebilir bunu tahmin etmek zor olmasa gerek. Havuçlar olgunlaþýnca Titrek Tavþan bunlarý satacak ve ailesinin ihtiyaçlarýný karþýlamaya çalýþacaktý.

Bir gün Titrek Tavþan, ormanýn karþýsýndaki tepeye doðru yürüyüþe çýkmýþtý. Tepenin gerisinde deniz görünüyordu. Sahil yakýndaydý. Birden kumlarýn üzerinde bir martý dikkatini çekti. Bu martý, kanadý kýrýk, yaralý bir martýydý. Uçamýyordu. Oldukça zor durumdaydý, çünkü çevresi sekiz tane yengeç tarafýndan kuþatýlmýþtý. Kanadý kýrýk, yaralý martý, yengeçlerle amansýz bir ölüm kalým savaþýna girmiþti. Kurtulmak için ileri atýldýkça önü bir yengeç tarafýndan kesiliyor ve yengeç korkunç kýskacýyla martýyý yakalamak istiyor, fakat martý, canhýraþ feryatlarla karþý koyuyor, gitgide tükenmekte olan gücüyle hayatýný savunuyordu.

Titrek Tavþan, bu durumu görmezden gelemezdi. Tüm cesaretini toplayýp martýnýn yardýmýna koþtu. Yengeçler daha ne olduðunun farkýna varamadan, martýyý kucaðýna aldýðý gibi bir keklik gibi sekerek onlarýn aralarýndan sýyrýldý. Hýzla koþarak olayý ilk gördüðü tepeye çýkan Titrek Tavþan kucaðýndaki martýnýn bayýlmýþ olduðunu fark edince, onun iyi bir bakýcýya ihtiyacý olduðunu düþünerek balýkçý Ziya Kaptan’ýn yaþadýðý deniz kýyýsýndaki kulübeye geldi. Martýyý Ziya Kaptan’a teslim eden Titrek Tavþan yuvasýna geri döndü.

Aradan bir ay geçti. Geçen zamanla birlikte havuçlar olgunlaþmýþtý. Titrek Tavþan havuçlarý pazarda sattý. Kendine, Pembe Tavþan’a ve yavrularýna elbise aldý. Ne zamandýr hep ayný elbiseleri giymekten býkmýþtý, rengi solmuþ, yamalý elbiseleri. Yoksulluk ömür boyu mu sürecekti? Hep böyle yoksul mu kalacaklardý? Yoksulluðun bir çaresi yok muydu? Eðer varsa bu çare neydi? Hani Titrek Tavþan yuvasýnýn bir odasýnda havuç yetiþtiriyordu ya þimdi o odada havuç kalmamýþtý, çünkü havuçlar satýlmýþtý. Titrek Tavþan buradaki topraðý þöyle bir alt-üst etti. Havuç tohumu attý. Suladý. Artýk iþ zamana kalmýþtý. Nasýlsa zaman geçecekti. Elbet bir gün gelir bu havuçlar da olgunlaþýrdý.

Titrek Tavþan bir sabah havuç yetiþtirdiði odaya girince hayretler içinde kaldý. Gördüklerine inanamýyordu. Topraðýn üstündeki olgun havuç yapraðýydý. Ama nasýl olurdu daha tohum atalý on gün bile olmamýþtý. Bu kadar kýsa sürede havuç yetiþmesi olanaksýzdý. Yaprak olgunlaþmýþtý tamam da bakalým topraðýn içinde havuç var mýydý? Orayý eþeledi, burayý eþeledi. Aldý havucun birini diþledi, aldý bir baþka havucu daha diþledi, tuttu bu iki havucu yedi, bitirdi. Enfesti havuçlar, tatlýydý. Titrek Tavþan bu havuçlarý da pazarda sattý. Memnundu yuvasýna dönerken, çünkü iyi kazanmýþtý. Daha sonraki günler de birbirinin týpatýp benzeri þekilde geçti. Titrek Tavþan havuçlarý pazarda satýyor, ertesi gün yine oda havuç dolu oluyordu.

Bir akþamüstü Titrek Tavþan’ýn kafasý bu konuya takýldý. Nasýl oluyordu da tohum atmadýðý halde toprakta havuç bitiyordu ve bu havuçlar bir gecede olgunlaþýyordu? Bu sorularýn bir açýklamasý olmalýydý ve ne oluyorsa gece oluyordu. Demek ki, geceleri bir þeyler dönüyordu havuç yetiþtirdiði odada. Titrek Tavþan hemen kararýný verdi. O gece odada sabaha kadar bekleyecek ve ne olup bittiðini anlayacaktý. Akþam yemeðini yedikten sonra havuç yetiþtirdiði odaya geçti. Kapýyý kapadý. Kapýnýn yan tarafýna koyduðu sandýðýn içine girdi. Sandýðýn tahtalarý arasýndaki deliklerden odanýn her tarafý rahatça görünüyordu. Titrek Tavþan dikkatini tam karþýdaki pencereye verdi. Yerden oldukça yüksekte olan bu küçük pencere odanýn havalandýrýlmasý için kullanýlýyordu.

Vakit gece yarýsý olmuþtu. Aniden dýþarýdan kanat sesleri duyuldu. Bir martý pencereden odaya girdi. Ayaklarýnýn arasýnda küçük bir torba vardý. Martý bu torbadaki havuç tohumlarýný topraða serpiþtirdi. Ýþini bitirdikten sonra pencereden uçup gitti. Zamana karþý þartlandýrýlmýþ tohumlarý toprak hemen kabul edecek ve her geçecek bir saatte bu tohumlar on gün geçirmiþ olacaktý. Titrek Tavþan vefakâr martýyý hemen tanýdý. Bu martý birkaç ay önce yengeçlerin parçalamak istedikleri kanadý kýrýk, yaralý martýydý. Demek ki, Ziya Kaptan yaralý martýyý iyileþtirmiþ ve kurtarýcýsýnýn kim olduðunu söylemiþti. Martýnýn Titrek Tavþan’a can borcu vardý ve bu borcunu cana can katarak ödüyordu.

Titrek Tavþan birkaç gün sonra bir kamyonet satýn aldý ve yetiþtirdiði havuçlarý bu kamyonetle pazara götürmeye baþladý. Ýki yavrusu da zamanla büyümüþler, genç birer tavþan olmuþlardý. Onlar da babalarý Titrek Tavþan’la birlikte pazara gidiyorlardý. Titrek Tavþan yol boyunca þu þarkýyý söylüyordu:

“ Benim adým Titrek Tavþan
Ben pazarda havuç satarým
Ýþte yanýmda þimdi yavrularým
Ben onlarla gurur duyarým
Her gün pazara gideriz biz
Tavþanlara havuç satarýz..”

Bazý günler kamyonetin peþi sýra bir martýyý uçarken görüyordu ve yavaþlýyordu. Az sonra kamyonetle martý bir hizaya geliyor ve martý ile Titrek Tavþan selamlaþýyordu. Daha sonra martý hýzýný arttýrýyor ve ileri doðru uçup gidiyordu. Titrek Tavþan ile martý böyle uzaktan uzaða bir birlikteliði uzun süre sürdürdüler. Fakat bir kez olsun bir araya gelip konuþamadýlar. Bunun nedenini biz bilemeyiz. Belki de böylesi daha iyi oluyordu. Onlar gönüllerince mutluydular, huzur doluydular. Onlarýn mutluluðunu engellemek bize yakýþýk almaz.


SON
6
Edebiyat / Robot Kartal
« Son İleti Gönderen: Hüseyin102 Şubat 03, 2018, 18:27:58 ös »

Profesör Jack Stingo  üniversitedeki görevinden arta kalan  zamanlarda  laboratuvar  haline getirdiði evinin bodrum katýnda  çeþitli  deneyler  yapýyor,  yeni  buluþlar  gerçekleþtirmeye çalýþýyordu. Son birkaç yýldýr bütün dikkatini robot kartal yapýmýna vermiþ ve  çalýþmalarýný         bu yönde yoðunlaþtýrmýþtý. Gerçi þimdiye kadar iki  robot  kartal  yapmýþ  ve  bunlarý  þehrin    varoþlarýndaki  evinin geniþ bahçesinde uzaktan kumanda ederek uçurmuþtu, ama onun  asýl amacý bu deðildi.
 
Profesör Jack Stingo   sýranýn  son  derece  geliþtirilmiþ  bir  robot  kartal  yapýmýna  gelmiþ olduðunu biliyordu. Bu robot kartal diðer robot kartallardan pek çok farklý özelliklere sahip bulunacaktý: Kafasýnýn içine yerleþtirilmiþ mini bilgisayar aracýlýðýyla bilmesi gereken  tüm bilgilere sahip olacak ve bu  bilgilerin  ýþýðýnda  kartallarla  yakýn  iliþkiler  kurarak  onlarýn yaþantýlarýný araþtýracaktý. Edindiði izlenimleri kafasýndaki mini  bilgisayarda  deðerlendirip  anýnda profesörün laboratuvarýndaki bilgisayara  geçecekti. Ayrýca gözlerindeki  kameralar                                                                                                      ile gördüðü her þey laboratuvardaki bilgisayarýn ekranýnda profesörün görüþüne açýk  olacaktý.
Yeni ve deðiþik bilgiler öðrenmek isteði insan zekasýnýn vazgeçilmez tutkusuydu ve  bilinen    ile yeterli kalýnmayýp bilinmeyeni de bilmek için harcanacak çaba,  insanoðlunun  gelecekte edineceði yeni bilgilere atlama taþý olabilirdi ve  her yeni bilgi insanlýðýn  yararýna  sunulabilirdi. 
 
Profesör Jack Stingo  üç yýl  süren  yorucu  bir  çalýþmadan  sonra,  robot  kartalýn  yapýmýný tamamladý; robot kartalý bahçeye çýkardý, laboratuvara  döndü, bilgisayarýn  baþýna  geçti  ve uzaktan kumanda aletini çalýþtýrarak    robot  kartalýn  uçmasýný  saðladý.  Robot  kartal    evin üzerinde birkaç tur attýktan sonra daðlara doðru yöneldi. Sarp ve yalçýn kayalýklarda yaþayan kartallarýn arasýna karýþýp, onlarýn yaþantýlarýný araþtýracaktý. Robot kartal  bir  süre uçtuktan sonra  çok yükseklerde geniþ daireler çizerek uçmakta olan  bir  kartal  gördü. Bu  kartal  ne yapýyordu böyle?  Onun geniþ daireler çizerek uçmaktaki  amacý  neydi?  Bunu  ona  sormak lazýmdý. Yükseldi. Kartalýn yanýna yaklaþýnca:
 
“ Özür dilerim, niye dönüp duruyorsun orada? “ diye sordu. Bunun üzerine kartal  sert ve çok þiddetli bir tepki gösterdi:
 
“ Sus, kaç oradan, iþin yok mu senin?  Defol git buradan…”
 
Robot kartal  hemen oradan uzaklaþtý. Bu ne biçim kartaldý böyle? Özür dileyip,  niye  dönüp duruyorsun diye sormuþtu. Peki kartal  neden  onu  kovmuþtu?  Robot  kartal  o  geceyi  sakin geçirdi. Ertesi sabah sarp ve yalçýn kayalýklara yaklaþmýþtý ki  bir kartal yuvasý gördü. Yuvada iki kartal ve bir yavru vardý, onlara doðru yöneldi. Ayný anda iki kartal  yuvadan  ayrýlýp  hýzla uçarak robot kartalýn önünü kestiler. Kartallardan biri:
 
“ Sen ne yaptýðýný sanýyorsun? Bu ne münasebetsizlik? Dün  av  takibindeydim,  tam  dalýþa geçecekken  beni lafa tuttun, avýmý kaçýrdýn. Bugün ise yuvama gelmeye çalýþýyorsun. Bunlar korkunç hatalar ve kesinlikle affý yoktur. Dünyanýn neresinde yaþarsa yaþasýn   bir  kartalýn bunlarý bilmesi gerekir. Neden bilmem  senin bu hatalarý bilmeden yaptýðýný düþünüyoru   m. Eðer  bilseydin karþýmda böylesine soðukkanlý duramazdýn. Þimdi hiçbir þey söylemeden çek git buradan ve bir daha karþýma çýkma. Üçüncü hatanda parçalarým seni.. Bak hala duruyor ”  dedikten sonra  robot kartalýn üstüne atýlmak istedi. Robot kartal aniden geriye dönerek, son sürat oradan kaçmaya baþladý. Kartallar, robot kartalý bir süre kovaladýktan sonra yuvalarýna  döndüler. Robot kartal yarým saat kadar uçtuktan sonra bir daðýn yamaçlarýndaki kayalýklara indi. Çevre oldukça sessizdi. Kafasýndaki mini bilgisayarda olaylarý  deðerlendirmeðe,  tüm   konuþulanlarý    profesörün bilgisayarýna geçmeye baþladý. Ýþlem tamamlandýktan sonra  hangi  yöne doðru uçmasý gerektiðini bulmaya çalýþýrken, bir kartal sesi duydu.
 
“ Hey arkadaþ!..Orada ne yapýyorsun? Yanýna gelebilir miyim? “ Robot  kartal   baþýný  sola çevirip baktý. Ýlerde bir kartal kayalýklara konmuþ  ve  bir  kanadýný  sallýyordu. “ Konuþmak istersen yanýna  gelebilirim. Gelmemi  ister  misin, arkadaþ? “ Bu,  robot  kartalýn  arayýp  da bulamadýðý fýrsattý.Ýþte fýrsat ayaðýna kadar gelmiþti.Buna þans denirdi ve bu þansý kaçýrmazdý.
 
“ Gel arkadaþ, gel, gel de konuþalým.  ”  Kartal uçtu, robot kartalýn yanýna kondu.
 
“ Bir süredir seni izliyorum, arkadaþ. Az önce epey dalgýndýn, sanki gövden buradaydý, fakat aklýn baþka yerdeydi veya öyle gibi göründün bana diyelim. “
 
“ Söylediklerin bir þekilde doðru sayýlabilir. Her þeyin bir nedeni  vardýr. Buradan  hareketle geriye gidersen oluþa, ileri gidersen sonuca varýrsýn. “
 
“ Sonuca varmak  o oluþun nedenlerini ortadan kaldýrmakla ortadan kaldýrmakla mümkündür. Öyle deðil mi arkadaþ? “
 
“ Çok çok doðru..Sözü fazla uzatmayalým. Ben  Profesör  Jack  Stingo  adýndaki bilim adamý tarafýndan yapýlmýþ olan bir robot kartalým. Kartallarýn yaþantýlarýný araþtýrmakla görevliyim. Dünyadaki kartallarýn sayýsý giderek azalmakta. Bu durum  insanlar  tarafýndan  biliniyor  ve kartal nesli yok olmasýn diye çalýþmalar yapýlýyor. Profesör   benim  aracýlýðýmla  elde  ettiði bilgileri  insanlýðýn görüþüne sunacak ve insanlarýn kartallar hakkýnda bildikleri yeni bilgilerle pekiþecek. Bu bilgilerin ýþýðýnda yapýlacak çalýþmalar, kartallarýn çoðalmasýný saðlayacak. Bir kartal olarak böylesine faydalý bir amaca hizmet etmek görevin olmalý. ” Kartal  bir süre þaþkýn þaþkýn   robot kartalýn yüzüne baktýktan sonra kendini toparladý.
 
“ Demek sen bir robot kartalsýn. Oldukça deðiþik davranýþlar içindeydin, fakat sen söylemesen bir robot olduðunu anlayamazdým. Her neyse  biz  kartallar  çoðunlukla  gündüzleri  avlanýrýz. Her kartalýn ayrý bir av sahasý vardýr. Bir kartal baþka  bir  kartalýn  av  sahasýna  giremez. Bu yasaktýr. Av peþindeyken ve yuvamýzda dinlenirken   rahatsýz  edilmekten  hoþlanmayýz. Eðer rahatsýz eden olursa tepki görür, haddi bildirilir. Kendi  aramýzda  pek  itiþ  kakýþýmýz  olmaz.  Bunun nedeni  aile dýþýnda  çok nadir olarak  iki kartalýn bir araya gelip görüþmesidir. Bildiðin gibi  kartallar  göklerin  hakimidir.  Hiçbir  uçan  yaratýk  bizimle  havada  boy  ölçüþemez. Yuvalarýmýzý  daðlarýn  doruklarýna,  kayalýklarýn  en  sarp  ve  ulaþýlmaz  yerlerine  yaparýz.  Oralarda yabancý gözlerden uzakta yaþarýz. Bazen nereden bilmem çýkar bir yýlan yuvadaki yumurtalara musallat olur. Yuvada üç yumurta olsa birini,  ikisini  garanti bu yýlanlar   kapar. 

Bir an bile boþ bulunmaya gelmez yuvada yumurta varken. Biz  de  her  gün  pek  çok  yýlan avlarýz fakat çabuk ürediklerinden sayýlarý hiç azalmaz  bu  yýlanlarýn.  Hani  olsa  bir  türlü  olmasa bir türlü..Bir de insanlar tüfeklerle vururlar kartallarý, öldürürler..Kartal eti yemezmiþ  insanlar peki neden öldürürler o zaman kartallarý?  Hayýr, böyle anlamsýz þey olmaz. Kartallar  olmasa her taraf yýlan, çýyan dolar. Tarla faresine adým baþýnda rastlanýr. Bu tarla fareleri bir çoðalsalar ne tarla kalýr, ne bað, ne bahçe. Bütün mahsulü silip süpürürler. Bunun sonucu aç  kalan yine insanlar olur, benden söylemesi. ”
 
Daha sonraki konuþmalar soru-cevap þeklinde oldu. Robot kartal kafasýna takýlan konularý kartala sordu, o da   bu  sorularý  cevapladý. Bir  süre  daha  konuþtuktan  sonra   robot  kartal:
“ Bu kadarý yeterli, teþekkür ederim, arkadaþ  ” dedi.  Kartal: “ Asýl ben teþekkür ederim, arkadaþ  ” dedi ve uçup gitti. Robot kartal  hemen  konuþulanlarý profesörün bilgisayarýna geçti. Birkaç gün daha çevrede gözlemlerini  sürdüren  robot  kartal   profesörden görev tamamlandý sinyalini alýnca dönüþ yolculuðuna baþladý. Elde edilen bilgiler profesör  tarafýndan  derlenip  toparlandýktan  sonra   yayým   yoluyla   insanlarýn   görüþüne sunulacaktý.


SON


Serdar Yýldýrým
7
Edebiyat / Atatürk'ün Okul Anýlarý
« Son İleti Gönderen: Hüseyin102 Ekim 05, 2017, 18:03:06 ös »

DÜNYA ASKERÝ LÝSELER ÞAMPÝYONU

Mustafa Kemal, Þemsi Efendi Okulu 4. sýnýfa giderken koþuda Selanik Þampiyonu olmuþtu. Selanik Askeri Rüþtiyesi ve Manastýr Askeri Ýdadisi'ne giderken koþuyu býrakmadý. Arkadaþlarýyla her gün antrenman yapardý. Özellikle Manastýr Askeri Ýdadisi'nde ( þimdiki askeri lise) 1 mil ( 1.609 metre ) koþusunda okulun yýldýzýydý. Yarýþ baþlar baþlamaz öne geçer ve yarýþý önde götürürdü. 1 mil koþusunda geçildiði görülmemiþti. Askeri liseler arasýndaki koþu yarýþýnda Mustafa Kemal ülke þampiyonu olmuþtu. Ayný yýl Manastýr'da düzenlenen dünya askeri liseler þampiyonasýnda 1 milde birinci olarak dünya þampiyonu olmuþ ve altýn madalya kazanmýþtý.



MUSTAFA KEMAL ATATÜRK: BÝR KILIÇ USTASI

Harp Akademisi'nde derslerden arta kalan zamanlarda sporla uðraþýrdýk. Jimnastik, koþu ve eskrim favori sporlardý. Eskrimde ilk yýl hariç, epe, flöre ve kýlýç müsabakalarýnda birinciliði kimseye kaptýrmadým. Okulda her ay eskrim müsabakalarý düzenlenirdi. Bu müsabakalarda birinci olmak için, yoðun çaba sarf ederdik. Devletimiz savaþlardan fýrsat bulup da uluslararasý yarýþmalara katýlamýyordu.

Almanlarýn flörede Dünya Þampiyonu olmuþ sporcusu Hans'a benim adýmý söylemiþler. Ýstanbul Harp Akademisi'nde Mustafa Kemal Bey var. Acar bir eskrimciymiþ. Üç dalda þampiyonmuþ. Sen onu yenemezsin, demiþler. Geldi, beni buldu. Flörede karþýlaþtýk. Alman çok hýzlýydý. Karþýmdayken bir anda içeri giriyor, bana kýlýcýyla dokunmaya çalýþýyor fakat ben ani bir refleksle hamlesini karþýladýðýmda benim hamle yapmama fýrsat býrakmadan geri çekiliyordu. Bir an için bile olsa gözümü kýrpmama izin vermiyordu. Alman'ýn bileðinin hakkýyla Dünya Þampiyonu olduðuna kaniydim. Ama ben de þu son Dünya Þampiyonasý'na katýlabilseydim, belki bu Alman'la finalde karþýlaþýrdým. Kendi kendime, final maçý bu, dedim. Haydi, Mustafa Kemal, sen onu yenersin, dedim.

Alman'ýn rakiplerini müsabaka baþlar baþlamaz, ilk dakikada sürklase ettiðini biliyordum ama benim de dirençli ve yenilgi kabul etmez bir yapým vardýr. Devamlý olarak Almanca bir þeyler söylüyordu. Anladýðým kadarýyla, söyledikleri beni tehdit eden bir boyuta ulaþmýþtý. Ben de çok iyi bildiðim Fransýzcayla tehditvari konuþunca Alman'ýn hareketlerinin yavaþladýðýný fark ettim. Belli ki yorulmaya baþlamýþtý. Yine Fransýzca olarak, bak ben Türküm, ama önümde diz çökeceksin, dedim. Bu cümle Alman'ý bitiren son konuþma oldu. Peþ peþe sayý alarak Alman'ý periþan ettim.

Ben Dünya Þampiyonuyum, bu gezegende kimse karþýmda duramaz, diyen Alman yenilmiþti. Benimle tokalaþmadan, baþý önde sahadan yenik ayrýldý. Sonradan ilk gemiyle memleketine döndüðünü öðrendim. Ýntihar teþebbüsünde bulunmuþ ama kurtarmýþlar.




YÜZBAÞI MUSTAFA KEMAL VE KURTLAR

11 – Ocak – 1905 yýlýnda Mustafa Kemal, Harp Akademisini bitirerek Kurmay Yüzbaþý oldu. 24 yaþýndaydý. Önce Selanik’e annesi ve kýz kardeþinin yanýna daha sonra da dayýsýnýn çiftliðine gitti. Çiftlikte iki gün kalacaktý.

Mustafa Kemal o gece güzel bir uyku çekti ve sabah karla uyandý. Her taraf beyaza boyanmýþtý. Kahvaltýdan sonra dayýsýna, çevrede gezintiye çýkmak ve çocukluðunda günlerini geçirdiði bakla tarlasýna uðramak istediðini söyleyerek dýþarý çýktý. Hava oldukça soðuktu. Ellerini birbirine oðuþturduktan sonra, paltosunun yakasýný kaldýrdý. Yaðmýþ olan bir karýþ karda, güçlü adýmlarla, ileri doðru yürüdü.

Bakla tarlasý kar altýndaydý. Tarlanýn ortasýnda bulunan kulübe üstündeki aðýrlýða direniyordu. Kulübenin üstündeki karlarý temizledi. Yýllardýr buraya gelmediði için, kulübe bakýmsýz kalmýþtý. ” Dayýma söyleyip, kulübeyi onarmasýný saðlamalýyým, diye düþündü. Kim bilir bir daha ne zaman gelirim? Yoksa bu iþi dayýma havale etmezdim. ”

Mustafa Kemal ilerden kurt ulumasý duydu. Buna aldýrmadý ama ikinci bir kurt ulumasý daha duyunca irkildi. Hem bu uluma daha yakýndan geliyordu. Belli kurtlar yaklaþýyordu. Artýk çiftliðe dönemezdi çünkü kurtlar, çiftlik yolu üstündeki aðaçlýk alandaydý.

Karþý daðýn yamacýndaki maðarayý hatýrladý. Çocukken birkaç kere bu maðaraya gitmiþti. Tahminine göre, kurtlar sürü halindeydi. Sekiz, on tane kurtla açýk alanda kazanma þansýnýn az olduðu bir uðraþa girmek anlamsýz olurdu. Maðaraya doðru hýzlý adýmlarla yürümeye baþladý. Kurt ulumalarý çoðalýnca, yürümeyi býrakýp, koþmaya baþladý. Bu arada tabancasýný çekmiþ ve sað eline almýþtý. Bir aralýk arkasýna dönüp baktýðýnda peþine takýlan kurtlarýn en az on tane olduðunu gördü. ” Kurtlar, beni sabah kahvaltýsý olarak görüyorlar ama böyle olmadýðýný anlayacaklar. Hele bir maðaraya varayým. ” dedi içinden.

Maðaranýn giriþine geldiðinde kurtlarýn nefesini ensesinde hissetti. Aniden dönerek en yakýnýndaki kurda ateþ etti. Kurt yere yuvarlandý. Gürültüden korkan kurtlar kaçtýlar. Onlarýn yine geleceðini bildiði için, tabancasýný doldurdu ve sol eline aldý. Sað eliyle kýlýcýný çekti. Maðaranýn ortasýnda ayaklarýný açarak, heybetli bir þekilde durdu. Kurtlara karþý yapacaðý savaþa hazýrdý. ” Gelsinler ve ne olacaðýný görsünler, diye düþündü. Dört bir yandan etrafýmý saracak olan kurtlarý, bu savaþta yenilgiye uðratmazsam, bana da Mustafa Kemal demesinler. ”

Kurtlar, dönüp gelmiþlerdi ama nedense maðaranýn önünde bekliyor, içeri girmiyorlardý. Onlar içeri girmezseler ben dýþarý çýkarým, diyen Mustafa Kemal, aniden taarruza geçti. Bir ateþ etti, bir kurt yere düþtü. Ýki kýlýç salladý, iki kurt yere düþtü. Bozguna uðrayan kurtlar, geldikleri gibi gittiler. Mustafa Kemal her ihtimale karþý etrafýný kollayarak çiftliðe geri döndü. Birkaç dakika daha geç gelseymiþ, dayýsý ve çiftlik çalýþanlarýyla yolda karþýlaþacakmýþ. Çünkü onlar tabanca seslerini duymuþlar ve yardýma geliyorlarmýþ.


SON


Serdar Yýldýrým
8
Edebiyat / Hýrsýzýn Aþký
« Son İleti Gönderen: Hüseyin102 Ağustos 22, 2017, 17:07:42 ös »

Genç manken defilelerde boy gösteriyor ve televizyon reklamlarýnda oynuyordu. Bakýþý, duruþu, yürüyüþü inanýlmaz bir karizmaydý. Özel olarak düzenlenen davetlerde ilgiyi üzerinde topluyordu. Genç kýzlar, onu yakýndan görebilmek için, birbirlerini ezerlerdi. Sonra da kim en çok yanýna sokuldu, kim elini tuttu tartýþmasý baþlardý:

" Hiç boþuna konuþmayýn, ben bir karýþ yanýna geldim. "

" O da bir þey mi? Teni tenime deydi. Eliyle kolumu elledi. Sýcaklýðý hala üstümde. "

Genç manken bir gün yakýn arkadaþlarýndan þöyle bir teklif aldý. Bikini defilesi vardý ve mutlaka gelmeliydi. Bizimki önce gitmem dedi, naza çekti ama sonunda gitti. Podyuma ilk çýkan manken kýz, görülmemiþ güzellikte: Dört renkli saçlarý ( sarý, mavi, yeþil, kýrmýzý ) edalý bakýþlarý, hak etti alkýþlarý. Manken kýzýn güzelliði karþýsýnda beyninden vurulmuþa dönen genç mankenin gözü diðerlerini görmedi. Sessizce yerinden kalktý, kulise doðru yöneldi. Onun geldiðini gören kulis görevlisi kapýyý ardýna kadar açtý. Manken kýzla kýsa bir görüþme yaptý ve kalbini çalarak kaçtý. Manken kýz avazý çýktýðý kadar baðýrýyordu:

" Hýrsýz var! Kalbimi çaldý, kaçýyor. "

Kuliste bulunan manken kýzlar, onu durdurmaya cesaret edemedi. Sonrasýnda ne mi oldu? Teklifler çoktu, genç manken ilk uçakla Paris'e uçtu. Orada defileye çýkacaktý. Kalpsiz kalan manken kýz ikinci uçakla Paris'e uçtu. Çýktýðý ilk defilede gencin kalbini çalarak Ýstanbul'a döndü. Tabi diðer uçakla genç manken peþinden. Bu iki hýrsýz birbirlerine kalplerini geri vermediler. Söz, niþan faslýný atlayarak üçüncü gün evlendiler. Mankenliðe devam ettiler. Bir farkla: Genç gelin artýk bikini defilesine çýkmýyordu.

Siz siz olun kalbinizi çaldýrmayýn. Eðer çaldýrýr da çalanýn kalbini çalamazsanýz yandýðýnýzýn resmidir. Kalbiniz hýrsýzýn elinde sýzlar durur.


SON


Serdar Yýldýrým

9
Edebiyat / Ynt: Karagöz Ýle Hacivat Konuþmalarý 2
« Son İleti Gönderen: Hüseyin102 Ağustos 06, 2017, 23:32:27 ös »

KARAGÖZ ÝLE HACÝVAT: KOCA KAFALI BÝR KELEÞ

Hacivat: " Gökyüzünde yýldýz var, ay var. "
Karagöz: " Yeryüzünde baldýzýmýn yaptýðý çay var. "
Hacivat: " Gökyüzünde bulut var, güneþ var. "
Karagöz:  " Yeryüzünde unutma keleþ var. "
Hacivat: " Karagözüm, keleþ mi var? "
Karagöz:  " Var tabi, koca kafalý bir keleþ var. "
Hacivat: " Acaba kim ki bu keleþ? "
Karagöz:  " Kim olacak tabi ki sen. "
Hacivat: " Aman Karagözüm, kafan benimkinden büyüktür. "
Karagöz:  " Çaresiz kaldýðýn için, þu attýðýn çýðlýktýr. "
Hacivat: " Senin denizin bitmiþ, çýrpýndýðýn sýðlýktýr. "
Karagöz: " Sýðýr sana derler, benden fýþkýran saðlýktýr. "
Hacivat:   " Sýðýr bana mý derler? Ben sýðýr falan deðilim. "
Karagöz: " Saðýr deðilsin ama sýðýr olduðun muhakkak. "

Bana nasýl sýðýr dersin diyen Hacivat, Karagöz'ün yüzüne sert bir tokat vurur. Karagöz yere yuvarlanýr, ayaða kalkar. Sol eli sol yanaðýnýn üstündedir.
Karagöz:  " Aman Hacivat, bana vurdun. "
Hacivat: " Sen de dayak istedin durdun. "
Karagöz:  " Zalim Hacivat, bana vurma. "
Hacivat: " Senin uçarken gördüðün telli turna. "
Karagöz:  " Hamama gittim, yoktu boþ kurna. "
Hacivat: " Ben seni bilirim, çalar durursun zurna. "
Karagöz:  " De git Hacivat, alýrým seni ayaðýmýn altýna. "
Hacivat: " O biraz zor, bugün üzüm þerbeti içtim. "
Karagöz:  " Tarlada buðday, baþak mý biçtin? "
Hacivat: " Karagözüm, bugün çok saçmaladýn. "
Karagöz:  " Hacivatým, seçmeyi bilemedin. "
Hacivat: " Yanlýþta olan ben deðilim, sensin Karagözüm. "
Karagöz:  " Tepeni delerim, budur son sözüm. "
Hacivat: " Karagözüm, barýþ yapalým, sun bana bir salkým üzüm. "
Karagöz:  " Ýki karýþ uzakta dur, bir bardak zýkkým çözüm. "
Hacivat: " Nasýl olur, bir bardak zýkkým çözüm? "
Karagöz:  " Ýç zýkkýmýn kökünü, titrerken gör  çözümü. "
Hacivat: " Aman Karagözüm, zýkkým zehir olmasýn? "
Karagöz:  " Zehir,  tehir olmasýn, bardaða dolsun. "
Hacivat: " Dur Karagözüm, zehir bardaða dolmasýn. "
Karagöz:  " O zaman Hacivat sessiz kalsýn. "
Hacivat: " Aðzýma fermuarý çektim, iþte bak sustum. "

SON




KARAGÖZ ÝLE HACÝVAT: GÜBRE

Hacivat Karagöz'ün evinin önünden geçerken, Karagöz pencereden Hacivat'ýn üstüne atlar, boðuþmaya baþlarlar. Yoldan geçen adamlar ikiliyi ayýrýrlar, bunlar sakinleþince adamlar gider. Yalnýz kalýnca Hacivat sorar: " Aman Karagözüm, bana neden saldýrdýn? Ben sana ne yaptým? "
Karagöz: " Þuna bak, bir de ne yaptým diye soruyor. "
Hacivat: " Söyle caným efendim, bir suçum varsa bileyim. "
Karagöz: " Cenabettin Bey yalýya bahçývan arýyormuþ. Zoti'yi göndermiþsin. "
Hacivat: " Doðrudur. Zoti iyi bahçývandýr "
Karagöz: " Ben kötü bahçývan mýyým? "
Hacivat: " Hayýr, kötü bahçývan deðilsin. "
Karagöz: " O zaman beni gönderseydin. "
Hacivat: " Geçen defa seni gönderdiydim. Bahçedeki güllerin altýna insan gübresi dökmüþsün. O kadar gül soldu. "
Karagöz: " Eee Cenabettin Bey geldi, Karagöz gülleri gübrele dedi. "
Hacivat: " Ama olmaz ki, insan gübresi dökülmez ki. "
Karagöz: " Ne gübresi dökülür? "
Hacivat: " Hayvan gübresi dökülür. "
Karagöz: " Kedi, köpek gübresi. "
Hacivat: " Olmaz. "
Karagöz: " Kuþ, fare gübresi. "

Hacivat: " Olmaz Karagözüm, olmaz. "
Karagöz: " Bunlar hayvan deðil mi? "
Hacivat: " Hayvan ama gübreleri bahçede kullanýlmaz. "
Karagöz: " Kullanýlýrsa ne olur? "
Hacivat: " Topraktaki bitkiyi öldürür. Tarla, bahçe bozulur. "
Karagöz: " .... "
Hacivat: " Bir de Cenabettin Bey'i sokakta kovalamýþsýn. "
Karagöz: " Kovalarým tabi. Bana kýzdý, baðýrdý. "
Hacivat: " Kýzar, baðýrýr. Yalýnýn bahçesini tümden bitirdin. Bahçeyi temizletti, yeniden gül ektiriyor. "
Karagöz: " Keþke ben ekseydim gülleri. "
Hacivat: " Artýk sana orasý yasak. "
Karagöz: " Gülleri eksinler de sonra ben bakýmýný yaparým. "
Hacivat: " Karagözüm, söyle bakalým ne gübresi kullanýrsýn? "
Karagöz: " Sen söyle. "
Hacivat: " Ahýr hayvanlarýnýn gübresi. Say bakalým. "
Karagöz: " Ýnek, öküz gübresi. "
Hacivat: " Baþka. "
Karagöz: " Boða, tosun gübresi. "
Hacivat: " Baþka. "
Karagöz: " At, eþek gübresi. "
Hacivat: " Baþka, baþka. "
Karagöz: " Koyun, keçi gübresi. "
Hacivat: " Deðil mi ya? Ýþte bunlarý kullanmalýsýn? "
Karagöz: " Bak hepsini bildim. Zoti'yi kov, beni iþe al. "
Hacivat: " Zoti'yi kovmam ama seni iþe alýrým. Yeni bir iþ. "
Karagöz: " Yeni bir iþ mi? Ne iþi bu? "
Hacivat: " Yük taþýyacaksýn. Sandýk sandýk domates. "

Karagöz: " Gündelik ne kadar? "
Hacivat: " Gündelikler hep ayný. Bu iþin bir de ayrýcalýðý var."
Karagöz: " Ayrýcalýk mý? Neymiþ o çabuk söyle. "
Hacivat: " Ýstediðin kadar domates yiyebilirsin. "
Karagöz: " Ýstediðim kadar mý? Desene yaþadým. Midem bayram edecek. "


SON



KARAGÖZ ÝLE HACÝVAT: MATÝZ

Hacivat'ý gece uyku tutmaz. Sabah erkenden kalkar, giyinip dýþarý çýkar. Karagöz'ün evinin kapýsýný çalar. Bir daha çalar. Karagöz uykulu gözlerle pencereye çýkar. Bakar kapýyý çalan Hacivat'týr:

" Hacivat, sabahýn seher vakti neden kapýyý çalarsýn? " diye sorar.
Hacivat: " Ýn aþaðý Karagözüm, yarenlik edelim. Ben söyleyeyim, sen dinle. Sen söyle ben dinleyeyim. "
Karagöz: " De git Hacivat, baþka iþin yok mu senin? Alýrým ayaðýmýn altýna. "
Hacivat: " Gel aþaðý Karagözüm, gece uyku tutmadý. "
Karagöz: " Seni uyku tutmadý ama benim uykumu kaçýrdýn. "
Hacivat: " Uykunu mu kaçýrdým? Uykun nereye kaçtý? "
" Uykum sana kaçtý, " diyen Karagöz, pencereden Hacivat'ýn üstüne atlar. Boðuþmaya baþlarlar. Karagöz'ün elinden kurtulan Hacivat: " Dur Karagözüm, sana bir hesap sorusu sorayým, bilirsen hemen giderim. " der.
Karagöz: " Sor bakayým, benim hesabým kuvvetlidir. "
Hacivat: " Ýki iki daha kaç eder? "
Karagöz: " Hý.. "
Hacivat: " Yani ikiyle ikiyi toplasan kaç olur? "
Karagöz: " Kaç mý olur? Ýkiyle ikiyi toplasan kaç olur? "
Hacivat: " Tamam iþte Karagözüm, ben sana soruyorum. Ýkiyle ikiyi topla kaç buldun? "
Karagöz: " Sen kaç buldun? "
Hacivat: " Ben sorduðum sorunun cevabýný biliyorum. Sen biliyor musun? "
Karagöz: " Ben biliyorum. Sen bilmiyor musun? "
Hacivat: " Ben biliyorum. Sen biliyorsan söyle? "
Karagöz: " Ýki iki daha þey eder. Ya Hacivat, bu soru kolay, daha zorunu sor. "
Hacivat: " Sen bunu bil, daha zorunu sorarým. "
Karagöz düþünürken, aradan zaman geçer. Saða sola bakýnýp bir kurtarýcý ararken, Tuzsuz Deli Bekir çýkagelir. Hacivat'tan çok Karagöz'le haþýr neþirliði vardýr: " Vay Karagöz, arpacýk kumrusu gibi ne düþünürsün? Karadeniz'de gemilerin batamaz, kayýðýn olsa Marmara'da batardý. Bilmem anladýn mý? "

Karagöz bu matizden oldum olasý hoþlanmamýþtýr. Onun olduðu ortamda dut yemiþ bülbüle döner. Matize korkuyla karýþýk saygý duyar. Her zaman, matizin belindeki býçak olmasa ben bilirim yapacaðýmý, der. Ama ufaktan da olsa racon kesmeden duramaz: " Ya matiz, Hacivat beni gece rüyasýnda görmüþ. Sabah erkenden kapýma üþüþtü. Soru soracaðým, dedi. Þimdi sen söyle: Ýki iki daha kaç eder, ben bilemem mi? "
Matiz: " Bilemezsin. Bilirsen seni sokak sokak sýrtýmda gezdiririm. " Der ve belinden býçaðýný çýkarýr, aha bak þuraya yazýyorum, diyerek çömelip topraðý eþeler.

Bunun üzerine Karagöz sadece küçük deðil, büyük dilini de yutar. Sus pus olur ve gözlerini aþaðý indirir. Ýçinden, matiz geldi, beni Hacivat'ýn elinden kurtardý ama rezil etmese bari, diye düþünür.

Karagöz'ün süngüsünün düþtüðünü gören matiz Hacivat'a döner: "Bak Hacivat, ben ilk mektebin birinci sýnýfýna giderken, sýnýfýn en tembeliydim. Arap hoca bize dua öðretirdi. Evde kitaptan iyice çalýþýn, ezberleyin, gelin. Ýþte þu, þu dualarý okutucam, derdi. Ben evde tastamam dualarý ezberlerdim ama arap hoca karþýma dikilince dualarý unutuverirdim. Bana kýzardý, baðýrýrdý. Senenin ortasýna doðru bu Karagöz bizim sýnýfa geldi. Arap hoca beni býraktý, buna yöneldi. Karagöz araptan çok azar iþitti. Üçe gitmedi. Daha sonra baþka mahalleye taþýndýlar, bu da araptan kurtuldu. Arap hoca tekrardan bana döndü. Bir sene sonra ben de araptan kurtuldum, dörde gitmedim. "

Matiz derin bir iç geçirir, hal ve gidiþ böyle Hacivat kardeþ. Haydi, kalýn saðlýcakla, der ve yürüyüp gider. Karagöz ile Hacivat ise, az sonra selamlaþýp dostça ayrýþýrlar.

SON

10
Fifa 16 / Ynt: FIFA 16 - Online - Ödüllü 2. Sanalaraf Turnuvasý
« Son İleti Gönderen: kartal_omer Temmuz 08, 2017, 16:19:44 ös »
PS4 ten eklemek isteyen varsa kullanýcý adým omerelpe saygýlar.
Sayfa: [1] 2 3 ... 10