Kasım 16, 2019, 02:12:29 öö

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - Hüseyin102

Sayfa: [1] 2 3 4
1
Edebiyat / Ynt: Gölgesiyle Yarýþan Tay Masalý
« : Ekim 20, 2018, 18:40:21 ös »



Yekta’nýn baþkanlýðýnda Mustanglar aralarýnda iyi bir dostluk ortamý saðlamýþlardý. Yekta, Mustang atlarý ve eski baþkan Gera tarafýndan sorgulanýyor ve kendisine buraya gelmezden önceki hayatý hakkýnda çeþitli sorular soruluyordu. Bugün bir cümle, yarýn üç cümle derken, birkaç ay sonra Mustanglar arasýnda Yekta’nýn hayat hikâyesini öðrenmeyen kalmamýþtý. Bu arada grupta bulunan genç bir diþi at, Yekta’ya özel ilgi duyuyor ve her anýný Yekta ile paylaþmak istiyordu. Yekta da bu ata karþý ilgisiz kalmamýþtý. Baharýn gelmesiyle birlikte yeni doðan altý tay gruba katýlmýþtý. Bunlardan biri, Yekta’nýn oðluydu.

Günler günleri, haftalar haftalarý kovaladýkça, Yekta’nýn dikkatini bir þey çekmeye baþlamýþtý. Taylarýn aralarýnda yaptýklarý koþularda oðlunun hep önde olmasýný ve aradan zaman geçtikçe diðer taylarla arasýndaki farký arttýrmasýný gözlemliyordu. Oðlu bu iþi severse, emin ellerde uzun süreli bir yetiþtirilme evresinden sonra katýlacaðý yarýþmalarda birincilikler alýrsa, Türkiye ve Avrupa þampiyonluðu yarýþlarýný kazanýrsa, dünya þampiyonluðu yarýþýna katýlýr ve benim baþaramadýðýmý baþarýr dünya þampiyonu olursa, sýkýntýlar bir andan biterdi. Yakýþýrdý, Rüzgâr’a dünya þampiyonluðu yakýþýrdý.

Bir yaz sabahý Yekta, Rüzgâr ve Mustang atlarý ile birlikte yola çýktý. Hedefleri, Yekta’nýn sahibinin Amerika’daki arkadaþýnýn yarýþ atý çiftliðiydi. Oradaki insanlar, Rüzgâr’ýn fuleli koþularýný görünce mutlaka ilgilenirler ve sistemli bir çalýþmadan sonra yarýþlara katýlmasýný saðlarlardý. Baþarý geldikçe ilgi artar ve zirve düþünülürdü.

Çiftliði vardýklarýnda Yekta, sahibi tarafýndan gözyaþlarý içinde karþýlandý. Yekta’nýn sahibi, Yekta’yý, daðlardan gelen at grubunda çok uzaklardan fark etmiþ ve onlar daha çiftliðe varmadan koþarak yanlarýna gitmiþ ve Yekta’nýn boynuna sarýlmýþtý.

“ Güzelim benim, caným Yekta, nerelerdeydin? Dünya þampiyonluðu için þartlanmýþtýn, olsun, ikinci oldun. Bu yýl yapýlacak yarýþmaya girer ve þampiyon olurdun. Hemen pes etmek var mý be, aslaným? Bulut olmadan yaðmur, soðuk olmadan kar yaðar mý? Tabi ki, dünya þampiyonluðu yolunda önüne türlü engeller çýkacak, belki baþarý biraz gecikecek ama sabredeceksin ve kazanacaksýn. Ýyi her zaman vardýr. O zaman sen iyinin iyisi olmak için, çalýþacaksýn. Çalýþmadan baþarý kazanýlmaz. “

Sonraki günlerde Mustang atlarý bahçedeki büyük ekranda, videodan Yekta’nýn yarýþlarýný baþtan sona izlediler. Hele o dünya þampiyonluðu yarýþý: Yarýþ süresince Mustang atlarý ve Gera, tüm güçleriyle, haydi Yekta, haydi Yekta diye baðýrmýþlar ve yarýþ bitince Gera, bravo sana diyerek Yekta’yý alnýndan öpmüþtü. “ Sen bizim gönüllerimizin þampiyonusun Yekta. Sana bu yarýþ sonrasýnda bir kez daha hayran oldum. “ demiþti.

Bu arada yarýþ atý çiftliðinde bulunan yüze yakýn at, Yekta ile tanýþmak ve onun anýlarýný dinlemek için, fýrsat kolluyordu. Ertesi gün Avrupa’nýn en iyi altý yarýþ atý, dünya þampiyonluðu yarýþýna hazýrlanmak için, çiftliðe geldi. Yekta bunlarýn arasýnda bulunan Kara Bomba’yý hemen tanýdý. Demek ki, Kara Bomba, Türkiye Þampiyonu olmuþ ve Avrupa’da dereceye girmiþti. Þimdi Yekta’nýn kafasýný þu soru kurcalýyordu: Kara Bomba, Avrupa kaçýncýsý olmuþtu?

Kara Bomba kendilerini karþýlayan çiftlikteki atlarýn ön sýrasýndaki Yekta’yý görüp yanýna geldi:
“ Yekta, nasýlsýn? Beni tanýdýn mý? “

Bunun üzerine gülümseyen Yekta þöyle konuþtu:
“ Tanýmam mý? Kara Bomba’yý nasýl tanýmam? Senin bilmem kaçýncý yarýþýndý ya, benim ilk yarýþýmda kýyasýya mücadele etmiþtik. Daha sonraki zamanlarda pek çok defa yarýþmýþtýk. Ben bölge þampiyonu olduktan sonra, bir daha yarýþamadýk. “

“ Doðru. Sonradan sen Türkiye ve Avrupa Þampiyonu olunca þöhretin iyice arttý. Bütün tanýdýðým yarýþ atlarý sana benzemek ve senin gibi üstün baþarýlar elde etmek için, çalýþmalarýný iki, üç katýna çýkardýlar. Anlayamadýðým bir þey var: Neden dünya ikincisi olunca ortadan kayboldun? Sonrasý hakkýnda türlü hikâyeler duydum. “

“ Bak Kara Bomba, ben birincilik için yaratýlmýþým. Girdiðim her yarýþý birinci bitirmeliyim. Dünya ikinciliði beni sarmadý. Ýlk günler sevinmiþtim ama sonradan birinci olamamanýn verdiði üzüntü giderek aðýrlaþtý. Beni tanýyan her þeyden uzaklaþmak istedim. Bu çiftlikten ayrýlýp daðlara gittim. O daðlarda, Mustanglarla tanýþtým. Mustanglarla tanýþmamýn bana faydasý büyük oldu. Onlarýn baþkaný Gera’yla dost olduk. Bu arada bir oðlum oldu. Adý: Rüzgâr. Gel seni onlarla tanýþtýrayým. “

Yekta, daha sonra Kara Bomba’yý, ailesiyle ve Mustanglarla tanýþtýrdý. Bir arada olmanýn verdiði hazla, güzel sohbetler yaptýlar, þeker yediler, tatlý konuþtular.

Ertesi gün sabahýn ilk ýþýklarýyla birlikte yarýþ atý çiftliðinin sýnýrlarý dýþýna çýkan Yekta ile Kara Bomba, en derin yeri bir karýþ olan derede ilerlemeye baþladý. Bu ilerleme enine deðil boyunaydý. Derenin akýþ istikametinin ters yönüne doðru gidiyorlardý.

Yekta:
“ Sormasý bilmem yanlýþ olur mu? Kara Bomba, sen Avrupa kaçýncýsý oldun da buraya geldin? “

Kara Bomba:
“ Bak onu söylemeyi unuttum. Avrupa üçüncüsü oldum, ama sen buna aldanma. Buraya kesin dünya þampiyonu olmak için geldim. “

Yekta:
“ Dünya þampiyonu olmak istemene sevindim. Hedefinden asla þaþma. Umarým yarýþmada elinden gelenin fazlasýný yaparsýn ve dünya þampiyonu olursun. Türkiye, uzun yýllardýr bu yarýþmaya katýlýyor fakat bir dünya þampiyonu çýkaramadý. Yazýk bize. “

Kara Bomba:
“ Hiç de yazýk deðil. Acýnacak halde deðil, özenilecek haldeyiz. Herkes sana özeniyor, imreniyor. Türkiye’deki yüzlerce yarýþ atýnýn hayallerini süslüyorsun. Nerede üç, beþ yarýþ atý görsem, hepsi senden bahsediyor. Bir yýl içinde girdiðin her yarýþý kazanýp dünya ikinciliðine kadar yükselmen akýl almaz bir gücün, kuvvetin, kudretin sembolü. Yekta, vazgeçmez, hedefine ulaþýr, zirveye çýkar, döner döner yine yener, diyorlar. “

Kara Bomba’nýn son sözleri üzerine Yekta aniden durdu. Kara Bomba da Yekta’dan iki adým ilerde durdu. Kara Bomba geriye döndü. Yekta sordu:
“ Dur bakalým, Kara Bomba! Sen ne demek istiyorsun? Ne söylemek istiyorsun? Çýkar aðzýndaki samaný. “

“ Ben aðzýmdaki samaný çýkarýrým. Eteðimdeki sýrlarý da dökerim. Yarýþ atlarý arasýnda aldatmaca olmaz, yalan söylenmez. Þu son bir yýldýr sýrf Türkiye ve Avrupa þampiyonu olup, Amerika’daki bu yarýþ atý çiftliðine gelebilmek için, geceleri bile antrenman yaptým. Türkiye þampiyonu oldum, Avrupa þampiyonu olamadým ama olsun, buraya gelmeyi baþardým. Amacým, kaybolduðun bu yerlerde seni arayýp bulmak ve dünya þampiyonluðu yarýþýna katýlman için, seni ikna etmekti. Geçen yýl ikinci olduðundan dolayý, bu yýl yapýlacak yarýþmaya kontenjandan katýlabilirsin. Bildiðin gibi ilk üçe girenler, sonraki yarýþmaya direk katýlabiliyor. Avrupa’dan bu yarýþmaya katýlmak için gelen diðer beþ arkadaþ da, benimle ayný görüþte. Yekta mutlaka bu yarýþmaya katýlmalý diyorlar çünkü Avrupa on yýldýr dünya þampiyonu çýkaramadý. Hepimizin hýzý, derecesi, gücü belirli. Bu yýlki yarýþmaya diðer kýtalardan katýlanlar arasýnda geçen yýlýn þampiyonu Avustralyalýyý geçecek at yok. Avustralyalý, bu gezegende kimse beni geçemez, diyormuþ.

Þu son bir yýldýr beþ kýtada girdiði elli iki yarýþmada hiç geçilmedi. Söylediði yalan deðil. Boþ keseden atmamýþ, dolu keseden atmýþ. Þimdi o dolu keseden atýp tutarken, ben orada olsam ve ona desem ki: Birincisin ama seni geçecek bir at mutlaka bulunur. Avustralyalý derse bana:

“ O at sensen çýk karþýma. Benimle teke tek bir yarýþa var mýsýn? 2400 metrelik yarýþta 50 metre avans veririm. Eðer beni geçersen, söz sana, bir daha yarýþlara katýlmam. “

Ýþte böyle Yekta. Avustralyalýyla yarýþýrým yarýþmasýna ama rezil olmak var iþin ucunda. Bir de beni geçer, sonra dünya bana güler. Avustralyalý bana deðil de sana, çýk karþýma avanssýz yarýþalým, dese onunla böyle bir uðraþa girer miydin? Sence Avustralyalýyý yarýþta geçer misin? Bence geçersin. Bilmem kaç kilometre koþarak buraya geldik, sende yorgunluk belirtisi görmedim. Dað havasý sana yaramýþ. Enerji dolusun. Bir yýl önceki Yekta ile þimdiki Yekta arasýnda ortaçað ile yeniçað arasýndaki fark kadar fark var. Boyun uzamýþ, irileþmiþsin, adalelerin fazlasýyla geliþmiþ. Yarýþman mümkün olsa, geçen yýlki Yekta’yý farklý geçersin. Avustralyalý girdiði her yarýþý kazanýyor ama geçen yýl yaptýðý dereceyi fazla ilerletemedi. Þu takdirde sen Avustralyalýyý geçersin. “

Kara Bomba’nýn uzunca konuþmasýnýn ardýndan söz sýrasý Yekta’ya geldi:
“ Bana vermek istediðin mesajý aldým. Avrupa’dan gelen arkadaþlarla da konuþalým. Sen Avrupa üçüncüsü olmuþtun. Birinci, ikinci kimler olmuþtu? “

“ Birinci Ýngiliz, ikinci Fransýz, üçüncü ben yani Türkiye, dördüncü Rus, beþinci Ýspanyol ve altýncý Polonyalý. “

“ Artýk dönelim. Sen arkadaþlarla konuþ. Konu hakkýnda ne söylemek istiyorlarsa söylesinler. Eleþtirilecek durum varsa eleþtirsinler. Ben dünyada eleþtirilemeyecek hiçbir fikir ve düþünce sistemi olacaðýný sanmýyorum. Çeliþkilerle dolu fikirleri yüzde yüz doðrudur diye sunamazsýn. Bir hayali gerçektir diye lanse edemezsin. Bu budur daha iyisi yoktur, çatlarsýn, diye tehdit edemezsin. Aklýmýn, mantýðýmýn almadýðý, doðruluðu ispatlanmamýþ bir olayý kabul etmem mümkün deðil. Kara Bomba, birinci Ýngiliz demiþtin deðil mi? Nasýl biri bu Ýngiliz? Bana kýsaca tanýt. “

“ Baþkalarýnýn fikirlerine önem veren, onlarý dinleyen fakat kendi fikirlerini her zaman geçerli kýlan bir tip. Siz düdüklerinizi öttürün oysa benim borazaným farklý öter ve daha kalýcýdýr, demesiyle meþhurdur. Yarýþmalarda bambaþka bir kimliðe bürünür. Koþarken, temposunu rakibine göre deðil, kendine göre ayarlar. Geride kaldým, öne geçmeliyim, diye bir çaba içine girmez. Bütün amacý, ipi en önde göðüslemektir. Birinci olmaktan büyük keyif alýr. "

Daha sonra Yekta ile Kara Bomba çiftliðe geri döndüler. Ertesi gün taylar arasýndaki koþularda Rüzgar fazlasýyla dikkat çekti. Genç yaþýna karþýn, yarýþ atlarý arasýnda gücünü gösteriyor ve birinci oluyordu. Yekta'nýn sahibi ve Amerikalý arkadaþý iþte bu dediler ve Rüzgar'ý çalýþtýrmaya baþladýlar. O yýl Avustralyalý dünya þampiyonu oldu. Yekta'nýn katýlmadýðý bu yarýþta Ýngiliz ikinci oldu. Avrupa'dan katýlanlar arasýnda diðer en iyi dereceyi Kara Bomba yaptý ve altýncý oldu. Ertesi yýl önce Türkiye sonra Avrupa þampiyonu olan Rüzgar dünya þampiyonluðu yarýþýnda Avustralyalýyý geçti ve birinci oldu. Sonraki yýllarda Rüzgar arka arkaya dünya þampiyonu olarak Türk'ün gücünü dünyaya duyurdu. Bu zaman süresince Yekta hep Amerika'da kaldý. Daðlarda Mustanglar arasýndaydý. Ara sýra düze inip yarýþ atý çiftliðine geldi ve bahçedeki dev ekrandan Rüzgar'ýn yarýþlarýný izledi. Oðlu birinci oldukça kendi kazanmýþcasýndan bin kat fazla sevindi.

SON


Yazan: Serdar Yýldýrým

2
Edebiyat / Gölgesiyle Yarýþan Tay Masalý
« : Ekim 20, 2018, 18:39:18 ös »
At yarýþlarýnýn yapýldýðý þehir hipodromu çok kalabalýktý. Tribünler týklým týklým doluydu. Her pazar günü olduðu gibi, bu pazar da birinci olana büyük ikramiyenin verildiði yarýþlar yapýlacaktý. Birincilik için en büyük aday Kara Bomba isimli attý. Ýki yýla yakýn bir zamandýr bu þehirde yapýlan yarýþmalarýn tek ve mutlak hakimiydi. Simsiyah rengi, kocaman gözleri ve dev gibi uzun boyuyla o her zaman atlarýn en irisiydi. Daha uzun bir süre birinciliði kaptýrmayacaðý tahmin ediliyordu.

Diðer yarýþmacý atlar ise, Fýrtýna, Ak kýz, Pençe, Sürpriz, Zorlu, Tavþan ve Yekta idi. Yekta, böyle bir yarýþa ilk defa katýlýyordu, oldukça heyecanlýydý. Gerçi yetiþtirildiði yarýþ atý çiftliðinde çok iyi hazýrlanmýþtý, fakat genç ve tecrübesiz oluþu onu korkutuyordu. Ya birinci olamazsa?.. Böyle bir þeyi düþünmek bile istemiyordu. O zaman, sýradan bir yarýþ atý durumuna düþecek ve belki bu durum hep böyle sürüp gidecekti. Bin bir çeþit yarýþ hilelerinin yapýldýðý, düzenin ve entrikanýn bol olduðu bu yarýþlarda birinci olmak sadece süratli olmak ve dayanýklýlýk demek deðildi. Mesela, bazý yarýþlarda Tavþan tavþanlýk yapardý. Yarýþ baþlar baþlamaz öne geçer, temposunu gittikçe arttýrýr, atlarý yorar ve yarýþý býrakýrdý. Son düzlükte Kara Bomba yaptýðý bir atakla birinciliði kazanýrdý. Pençe isimli yarýþ atý Kara Bomba’nýn diðer yardýmcýsýydý. Yarýþ sürerken form durumu yüksek olan atlarý kollar, onlara çarpar, önlerine geçip hýzlarýný azaltýr ve Kara Bomba’nýn yarýþý kazanmasýný saðlardý.

Atlar, düzenli olarak baþlama yerinde sýralandýlar. Start için tabanca sesi duyulur duyulmaz, sekiz tane güçlü yarýþ atý ileri atýldýlar. Çýkýþý çok kuvvetli olan Tavþan hemen öne geçti. Yekta tüm çabasýna karþýlýk ikinci sýrada kalmýþtý.” Tüh be, Tavþan’ý kaçýrdým!..Bu Tavþan’ý zaten son düzlüðe kadar kimse geçemezmiþ. Yarýþýn ortasýna gelmeden onu mutlaka geçmeliyim. Haydi Yekta, daha hýzlý, daha hýzlý…”

1500 startý geçildiðinde Tavþan ikinci durumdaki Yekta’nýn üç boy kadar önündeydi. “ Bomba nerelerde ki, dönüp bakmalý. Tavþan bu süratiyle yarýþý tamamlayamaz. Vay, Bomba hemen arkamdaymýþ! Ne oluyor ya, ne dümen çeviriyor bunlar? Son düzlüðe kadar orta sýralarda saklanýrmýþ bu. Benden huylandýlar muhakkak. “

Yarýþýn ortasý: 1000 startý geçilirken, Tavþan isimli yarýþ atý aniden koþu pistinin kenarýna çýktý ve yarýþý býraktý. Yekta süratle onun yanýndan geçti ve birinci duruma yükseldi. Fakat yarýþýn bitmesine 1000 metre vardý ve Kara Bomba, Yekta ile arasýndaki farký gitgide kapatmaktaydý.

Son düzlüðe ( son 500 metre ) Yekta ile Kara Bomba baþa baþ girdiler. Nefesleri kesen bir mücadeleden sonra bitiþe 100 metre kala baþlayan Yekta’nýn öldürücü deparlarý yarýþý iki boy farkla kazanmasýný saðladý. Yekta mutluydu artýk çünkü ilk yarýþýný zor da olsa birinci olarak bitirmeyi baþarmýþtý. Yekta, Kara Bomba ve ekibiyle birçok defalar daha yarýþtý. Girdiði her yarýþta birinci oldu. Artýk bu þehir ona dar gelmeye baþlamýþtý. Dýþa açýlmalý, adýný daha geniþ çevrelere duyurmalý ve daha büyük yarýþlar kazanmalýydý. Nitekim girdiði bölge birinciliði koþusunu da kazanýnca, bir ay sonra yapýlacak olan ülke þampiyonluðu yarýþýna katýlmak için antrenmanlarýný daha da sýklaþtýrdý.

Hazýrlandýðý yarýþ atý çiftliðinde birçok yarýþ atý Yekta’ya deðiþik zamanlarda katýldýklarý yarýþmalarý anlattýlar. Yekta, onlarý büyük bir dikkatle dinledi. Görgüsünü, bilgisini arttýrdý. Yekta’ya göre, bilmenin, öðrenmenin sonu yoktu. Her yeni bilgi yeni bir þeyler öðretirdi. Önemli olan öðrendiklerine kendi düþüncelerinden yeni fikirler katarak “ özgün bilgi “ elde edebilmekti. Doðru düþünebilmek ancak kendini çok iyi tanýmakla mümkün olabilirdi. Bu da kiþisel erdem için gerekli olan “ oto kontrol “ yani kendi kendini kontrol etme yeteneðini saðlardý. Oto kontrol yeteneðinin düzenli olmasý, mükemmellik sýnýrlarýný zorlardý.

Günler günleri kovaladý. Her geçen gün Yekta’nýn gücüne güç katýyordu. Gittikçe daha süratli koþmaya ve mesafeleri daha kýsa zamanda aþmaya baþlamýþtý. Büyük yarýþa yedi gün kalmýþtý. Öðleden sonra özel olarak hazýrlanmýþ kamyona Yekta’yý bindirdiler. Kamyon, biraz sonra ülkenin en büyük þehrine gitmek üzere yola çýktý. Yolun yarýsý geçilmiþti ki, kamyon büyük bir gürültüyle yol kenarýndaki hendeðe yuvarlandý. Sonra derin bir sessizlik. Yekta’ya þans eseri bir þey olmamýþtý. Kapýsýnýn açýlmasýný bekledi. Gelen giden yoktu. Uzun bir süre uðraþtýktan sonra kapýnýn kilidini kýrmayý baþardý. Korkuyla dýþarý fýrladý. Yola çýktý. Çok uzaklarda tek tük ýþýklar görünür gibi oluyordu. Yarýþýn yapýlacaðý yer oralarda olmalýydý. Kamyon olmasa da olurdu. Kendi baþýma da olsam oraya varabilirim, diye düþündü. Koþmaya baþladý. Koþtu…Koþtu…

Aradan bir saatten fazla zaman geçti. Hava kararmaya,Yekta, þaþýrmaya baþladý. Ne oluyordu? Neden ortalýk hep aydýnlýk kalmýyordu? Karanlýk kadar anlamsýz þey var mýydý? Þaþýrmakta haklýydý. Gündüzleri açýk havada antrenman yapar, hava kararmadan içeriye girerdi. Ýçerde de ýþýklar gece gündüz yanardý. O, þimdiye kadar karanlýkta hiç kalmamýþtý. Yekta ay ýþýðý altýnda, yavaþ bir tempo tutturmuþ olarak kilometrelerce koþtuktan sonra birden ürperdi. Sol tarafýnda bir karartý vardý ve kendisini geçmeye çalýþýyordu. Hýzla baþýný çevirdi. Bir at !..

Yekta:
“ Kim ola ki? Nereden çýktý birdenbire? Neyse kim olduðu beni ilgilendirmez. Önemli olan beni geçmek üzere olmasý.Ýþte buna izin vermem!..Þimdiye kadar kimse bana toz yutturamadý. Tempoyu biraz arttýrayým, bakalým ne yapacak? “ diye düþündü. Yekta’nýn gölgesini geçmek için verdiði uðraþ bütün bir gece boyu devam etti. Sabaha karþý karanlýk yerini aydýnlýða býrakýrken Yekta’nýn gölgesi silinip gitti. Bir aralýk, kafasýný sol tarafýna çeviren Yekta onu göremedi. Saðýna baktý, yine yok. Arkasýna baktý, gerilere daha gerilere baktý. Rakibinin olaðanüstü tempoya ayak uyduramayýp yarýþý býraktýðýný zannetti. Hýzýný yavaþ yavaþ azalttý.

Yekta hafif bir tempo ile koþmaya bir saat kadar daha devam etti. Yarýþýn yapýlacaðý þehrin iþte ilk evleri gözükmeye baþlamýþtý. Yekta yolda rastladýðý bir sütçü beygirine at yarýþlarýnýn yapýlacaðý hipodromun nerede olduðunu sordu. Tarif edildiði üzere yoluna devam etti. Göðsü gururla kabarmýþ olarak, baþý dimdik vaziyette, þehrin ana caddesinden geçerken arabalar durmuþtu ve yol kenarýndaki insanlar gazetelerde, dergilerde birçok defalar resmini gördükleri, hakkýnda yazýlan yazýlarý okuduklarý bu þahane tayý çýlgýnca alkýþlýyorlardý. Hipodromun kapýsýnýn açýk olmasýndan yararlanan Yekta, içeriye girdi. Biraz sonra koþu pistine çýkmýþtý. Altý gün sonraki ülke birinciliði koþusu burada yapýlacaktý. Aðýr adýmlarla koþu pistinde tur atan Yekta o yarýþta birinci olmayý düþünüyordu mutlaka.

Yekta’yý getiren kamyonun devrildiðini haber alan sahibi olay yerine gelmiþti. Sürücü ile seyis yaralý olarak hastaneye kaldýrýldýlar. Yekta’nýn sahibi sabah olunca Yekta’yý aramaya koyuldu ve onun hipodroma geldiðini haber alýnca oraya gitti. Hipodromun kapýsýndan içeriye giren Yekta’nýn sahibi Yekta’yý koþu pistinde aðýr adýmlarla koþarken görünce “ Yekta… Yekta…”diye baðýrarak piste fýrladý. Hýzla koþarak Yekta’ya yetiþti ve onun boynuna sarýldý. Yekta neden sonra durumun farkýna vardý. Sahibi onu bu yabancý þehirde aramýþ ve bulmuþtu.

Yekta’nýn sahibi Yekta’yý bir arkadaþýnýn yarýþ atý çiftliðine götürdü. Yorgun durumdaki Yekta o günü ve ertesi günü dinlenerek geçirdi. Daha sonra koþu antrenmanlarýna baþlayan Yekta üç gün içinde eskisinden daha iyi bir form tuttu. Artýk hazýrdý ve birincilik için en þanslý kendisini görüyordu.

Yekta yarýþ günü kasýrga gibi esti. Daha ilk metrelerde yaptýðý korkunç atakla öne geçti. Çýlgýn gibi koþuyordu. Türkiye’nin en iyi yarýþ atlarý onun sürati karþýsýnda çaresiz kalmýþlardý. Açýk farkla ve rekor bir dereceyle yarýþý birinci olarak bitirdi. Bu birincilik onun pratik ile teoriyi en iyi þekilde birleþtirmesiyle oluþmuþtu. Sonuç olarak, mükemmele ulaþmýþ ve geçilmez ünvanýna sahip olmuþtu.

Türkiye Þampiyonu olan Yekta doðup büyüdüðü yarýþ atý çiftliðine geri dönünce coþkulu bir þekilde karþýlandý. Çiftlikteki yarýþ atlarý bahçedeki televizyondan yarýþý izlemiþler ve Yekta’nýn birinciliðine çok sevinmiþlerdi. Yekta birkaç ay sonra özel uçakla Ýngiltere’ye götürüldü. Yakýnda Avrupa þampiyonasý vardý ve Yekta bu yarýþta Türkiye’yi temsil edecekti. Yekta sýký bir antrenman programýna alýndý. Yaptýðý her antrenman onun derecesini giderek geliþtirmesine ve daha hýzlý koþmasýna yol açýyordu. Þampiyonaya birkaç gün kala Yekta’nýn Avrupa rekorunu zorlar hale gelmesi sahibini sevindirmiþti. Ama Yekta’nýn durumuna sevinmeyenler de vardý. Tribünlerde Yekta’yý diþlerini gýcýrdatarak seyreden birkaç kiþi onun ölüm fermanýný imzalýyordu:

“ Yekta, Yekta dedik aldýk baþýmýza belayý. Yarýþ atý deðil sanki fýrtýna. Yaptýðý þu dereceye bak. Son adýmýný biraz çabuk atsa Avrupa rekoru olacak. “

“ Ne demezsin. Bu sadece bir antrenman koþusu. Yalnýz koþuyor, kendisini zorlayan rakibi yok. Esas yarýþ olsa kesinlikle geçilmez. Þu anda Avrupa’daki en iyi yarýþ atý Yekta. “

Bir üçüncü kiþi ise: “ Bizim at Yekta’yý geçemez. O zaman ha ikinci olmuþsun, ha sonuncu. Yekta yarýþa girmese biz birinci oluruz. Bu gece Yekta’ya bir iðne vurursak ölür gider. Birincilik ödülünü alýr, harcarýz. Hem ülkemizin reklâmý olur. Reklâm iþi ülkeye döviz kazandýrýr. “

“ Tamam, bu gece üçümüz Yekta’nýn durduðu yere gireriz. Hepimizin elinde birer zehirli iðne. Yekta birimizden kaçsa ötekine yakalanýr. “

Gecenin ilerleyen vakitlerinde Yekta bir iç sýkýntýsý yaþýyordu. Huzursuzdu. Huzursuz olmasý, onun uyumasýný engelliyordu. Derinden gelen ayak sesleri duydu. Bu saatlerde bakýcýlar ahýra girmezlerdi. Yoksa gelenler yabancý mýydý? Amaçlarý ne olabilirdi? Yekta yine de aklýna kötü þeyler getirmedi. Bekledi. Biraz sonra ellerinde sopalarla, iðnelerle üç kiþi karþýsýna dikilince ürperdi. Korktu. Zalim adamlar aniden harekete geçerek bütün suçu iyi bir yarýþ atý olmak olan Yekta’ya sopalarla acýmadan vurmaya baþladýlar. Caný yanan Yekta birkaç adým gerileyince arkasý duvara dayandý. Adamlar, Yekta’nýn üstüne çullanýnca sert tepkiyle karþýlaþtýlar. Yekta þaha kalkarak güçlü ön ayaklarýný adamlardan birinin kafasýna indirdi. Adam, boþ çuval gibi yere düþtü. Yekta geri dönerek arka ayaklarýný savurdu. Darbe hedefini bulmadý ama iki adam niyet bozarak yerde yatan arkadaþlarýný sýrtlayýp olay yerinden uzaklaþtýlar.

Yekta daha sonra yerdeki sopalarý ve iðneleri bir torbaya koyup çöpe attý. Olanlarýn kimse tarafýndan bilinmesini istemiyordu. Kötülükler yayýlmamalýydý. Dünyada kötülükler iyiliklerden daha çoktu. Kötülük yapmak kolaydý, zor olan iyilikti. Yekta þimdi zoru baþarmýþtý. Adamlar kaçmýþtý. Belki bir daha kimseye kötülük yapmazlardý. Tekme yiyen adam yaþýyor muydu? Bunu bilemezdi. Adam yaþasa bile insanlar Yekta’yý kýsa bir süre de olsa gözetim altýna alýrlardý. Bir, iki gün antrenman yapmamak, Yekta’nýn Avrupa þampiyonu olamamasý demekti. Bu durum Yekta’yý psikolojik olarak çökertirdi. Geride ondan birincilik bekleyen koskoca bir ülke vardý. Milyonlarca insanýn hayali gerçek olmazdý. Yarýþ atý çiftliðinde arkadaþlarý vardý. Kendisine fikir bakýmýndan büyük destek olan can arkadaþlarý. Ülke þampiyonluðu ödülü gibi, Avrupa þampiyonluðu ödülünü de arkadaþlarýna verecekti. Güzelim altýn kupalar iki tane olacaktý.

Avrupa þampiyonasýnda Yekta taktik gereði ilk 300 metreyi orta sýralarda geçti. Yavaþ yavaþ temposunu artýran Yekta 1000 metre geçilirken az bir farkla öndeydi. Son 500 metreye dört at yan yana girdi. Yarýþýn bitmesine 50 metre kala bir aralýk dördüncü duruma düþmesine karþýn, hýnçla ileri atýlarak ciðerlerini parçalarcasýna gayret gösterdi ve yarýþý kazandý. Yekta, Avrupa Þampiyonu olmuþtu. Yekta, ülkesinde coþkulu bir þekilde karþýlandý. Gazete, radyo ve televizyon haberlerinde hep Yekta vardý. Avrupa’daki yayýn kuruluþlarý da Yekta’dan bahsediyordu. Aylar sonra Yekta’yý Amerika’da görüyoruz. O. New York’ta yapýlacak Dünya Þampiyonasý için buraya getirilmiþti. Otoriteler tarafýndan birinci olmasýna kesin gözüyle bakýlan Yekta, ne yazýk ki, Avustralya þampiyonuna geçildi ve ikinci oldu. Ödül töreninde dünya ikincisi Yekta gümüþ madalya boynuna takýlýrken neþeliydi. Kolay deðildi, bir yýldýr pek çok yarýþ kazanmýþ, hep birinci olmuþ, hiç geçilmemiþti. Dünyanýn en hýzlý koþan ikinci yarýþ atý olmak nice yarýþ atýnýn hayallerinin bile ötesindeydi. Gerçi dünya ikinciliði imkânsýz deðildi ama çok zordu. Yekta bu çok zoru baþarmýþtý.

Birkaç gün sonra Yekta’yý sýkýntý basmaya baþladý. Geçen günler ona baþarýsýný benimsetiyor, birinci olamamanýn verdiði üzüntüyü artýrýyordu. Giderek artan üzüntüye dayanamayan Yekta, New York’taki yarýþ atý çiftliðinden kaçarak Appalaþ Daðlarý’na gitti. Yekta, Appalaþ Daðlarý’nda gezerken ilerdeki çimenlikte otlayan vahþi atlar gördü. Bunlar Mustang atlarýydý.

Yekta, onlarýn yanýna giderek: “ Merhaba, beni de aranýza alýr mýsýnýz? “ diye sordu.

Mustanglarýn baþkaný olan Gera: “ Olur tabi, gel katýl bize arkadaþ “ dedi. Yekta, Mustanglarýn arasýna katýlýp, onlarla birlikte otlamaya baþladý. Ýyiydi, güzeldi buralar, Mustanglarla kaynaþýverdi.

Aradan bir saatten fazla zaman geçmiþti. Baþkan Gera, on kilometre ilerdeki çamlýða gidileceðini söyleyip, haydi, dedi ve koþmaya baþladý. Yekta’nýn katýlmasýyla sayýsý yirmiye ulaþan at sürüsü hýzla yol alýyordu. Mustang atlarýnda en güçlü olan ve en hýzlý koþan sürüye baþkan olurdu. Orta sýralarda koþsun, sürüye baþkan olsun? Böyle þey olmazdý. Sürü baþý geçildi mi, baþkanlýðý kaybederdi. Þimdi Gera farklý þekilde önde koþuyordu. Diðer atlar Gera’ya yetiþmek için çaba sarf ediyorlardý.

Yekta ise, hep son sýralarda koþtu. Çamlýða varýldýðýnda sadece iki atý geçmiþti, yani Yekta 18. olmuþtu. Yekta bunu kabullenmek istemedi. O, bir yarýþ atýydý ve kum veya çim pistte koþmaya alýþkýndý. Baþkan Gera, on kilometre ilerdeki çamlýða gidiyoruz deyip fýrlamýþ, diðer atlar da, onun peþine takýlmýþtý. En son koþmaya baþlayan ise, ne oluyor, ne çamlýðý diye düþünmesine bile fýrsat kalmayan Yekta’ydý. Gerçi çim üstünde de uzun süre koþmuþlardý ama sonra taþlýk bir araziden geçmiþler, daha sonra çalýlýk ve aðaçlýk bir yerde koþmak zorunda kalmýþlardý. Mustanglar, daha önce defalarca gidip geldikleri bu yolu ezberlemiþlerdi. Taþlýkta koþarken nereye basýlmasý gerektiðini, çalýlýktan, aðaçlýktan geçerken hangi yolun kestirme olduðunu biliyorlardý. Yekta bu sebeplerden dolayý her kilometrede bir adým gerilese on kilometrede on adým gerileyeceðini düþündü. Zaten Gera ile arasýndaki fark iþte o kadardý. Yekta, bir daha yarýþ pistlerine dönmedi. Hep daðlarda Mustanglar arasýnda kaldý. Geçen zaman genç Yekta’nýn gücüne güç kattý ve Gera bir gün Yekta tarafýndan geçildi. Mustanglara baþkan olan Yekta uzun yýllar baþkan kaldý.


3
Edebiyat / Çanakkale'de Ben Vardým
« : Şubat 14, 2018, 15:31:41 ös »




Ýster miydim Anadolu iþgal edilsin?
Ýster miydim ordular daðýtýlsýn?
Ýster miydim padiþah teslim olsun?
Ýstemezdim, böyle olsun istemezdim.

Anadolu harap, bitap bir haldeydi.
Türlü katliamlar yaþanmaktaydý.
Ýnsanýmýn koruyaný, kollayaný yoktu.
Sonunda Ýngiliz gemileri Çanakkale'ye geldi.

Alman komutan Liman Von Sanders Türk birliklerinin baþýndaydý.
Tabyalar savunmasýzdý, ateþ hattýndaydý.
Düþman çok güçlüydü, kayýplar artmýþtý.
Siperler gerilere, daha gerilere çekilmiþti.

Ben geldim Çanakkale'ye insanlar beni tanýyorlardý.
Liman Von Sanders bir cephe sana yeter mi dediydi?
Ben hayýr dedim, bütün cephelerin komutanlýðýný bana vermelisiniz.
Dediðim aynen oldu, Çanakkale'de ben vardým.

Geceleri uyku tutmazdý beni.
Atýma bindiðim gibi dörtnal uzaklaþýrdým.
Düþman sabaha karþý nereden çýkartma yapar.
Bunun planýný yapar, önlemini alýrdým.

Çanakkale'de dört - beþ gün uyumadýðým olurdu.
Bir gece saat iki sularýydý.
Birliðime geri döndüm ve emrimi verdim:
Conkbayýrý'na  beþ yüz asker çýkarýn, mevzilensinler.

Aman komutaným, dedi, diðer subaylar.
Orasý kuþ uçmaz, kervan geçmez bir yerdir.
Ne gereði vardýr orada beþ yüz askerin.
Bir asker bile gitmese daha doðrudur.

Siz dedim, beþ yüz askeri gönderin.
Evet, dediler, gönderdiler.
Sabaha karþý Anzaklar Conkbayýrý'ndaydý.
Ama ben de Türk Askeri'nin yanýndaydým.

Kýlýcým sað elimdeydi, tabancam sol elimde.
Bütün bir gün savaþtýk can siperhane.
Yýkýlmadýk, yenilmedik, galip gelen biz olduk.
Kazanan biz, yenilen Ýngiliz oldu.


Serdar Yýldýrým

4
Edebiyat / Titrek Tavþan
« : Şubat 03, 2018, 18:31:12 ös »

Ormanda her gün kurulmakta olan tavþanlar pazarý, havanýn kararmasýyla birlikte, daðýlýyordu. Sergisini toplayan tavþan pazar yerini terk edip gidiyordu. Vakit geç olup da pazar yerinde tavþan kalmayýnca bir tavþan pazara gelirdi. Sýrtýnda boþ çuvalýyla ve bu boþ çuval tezgâh altlarýnda kalmýþ, kýyýya köþeye atýlmýþ, satýlmamýþ havuçlarla ve bazý yiyeceklerle dolacaktý. Daima gölgelerden, acaba bir gören olur mu korkusuyla, yorgun ve titrek adýmlarla. Ýþte, bu tavþan yoksul, yetim, garip bir tavþandý. Adý Titrek Tavþan’dý. O, böylesine bir düþkünlük içinde olmanýn çýkar yol olmadýðýný biliyordu. Fakat çaresizdi. Bir yuvasý vardý, bu yuvada iki de oda. Bu odalardan birinde çok sevdiði Pembe Tavþan ve iki yavrusuyla birlikte kalýyordu. Diðer odada ise havuç yetiþtiriyordu. Artýk ne kadar havuç yetiþtirebilir bunu tahmin etmek zor olmasa gerek. Havuçlar olgunlaþýnca Titrek Tavþan bunlarý satacak ve ailesinin ihtiyaçlarýný karþýlamaya çalýþacaktý.

Bir gün Titrek Tavþan, ormanýn karþýsýndaki tepeye doðru yürüyüþe çýkmýþtý. Tepenin gerisinde deniz görünüyordu. Sahil yakýndaydý. Birden kumlarýn üzerinde bir martý dikkatini çekti. Bu martý, kanadý kýrýk, yaralý bir martýydý. Uçamýyordu. Oldukça zor durumdaydý, çünkü çevresi sekiz tane yengeç tarafýndan kuþatýlmýþtý. Kanadý kýrýk, yaralý martý, yengeçlerle amansýz bir ölüm kalým savaþýna girmiþti. Kurtulmak için ileri atýldýkça önü bir yengeç tarafýndan kesiliyor ve yengeç korkunç kýskacýyla martýyý yakalamak istiyor, fakat martý, canhýraþ feryatlarla karþý koyuyor, gitgide tükenmekte olan gücüyle hayatýný savunuyordu.

Titrek Tavþan, bu durumu görmezden gelemezdi. Tüm cesaretini toplayýp martýnýn yardýmýna koþtu. Yengeçler daha ne olduðunun farkýna varamadan, martýyý kucaðýna aldýðý gibi bir keklik gibi sekerek onlarýn aralarýndan sýyrýldý. Hýzla koþarak olayý ilk gördüðü tepeye çýkan Titrek Tavþan kucaðýndaki martýnýn bayýlmýþ olduðunu fark edince, onun iyi bir bakýcýya ihtiyacý olduðunu düþünerek balýkçý Ziya Kaptan’ýn yaþadýðý deniz kýyýsýndaki kulübeye geldi. Martýyý Ziya Kaptan’a teslim eden Titrek Tavþan yuvasýna geri döndü.

Aradan bir ay geçti. Geçen zamanla birlikte havuçlar olgunlaþmýþtý. Titrek Tavþan havuçlarý pazarda sattý. Kendine, Pembe Tavþan’a ve yavrularýna elbise aldý. Ne zamandýr hep ayný elbiseleri giymekten býkmýþtý, rengi solmuþ, yamalý elbiseleri. Yoksulluk ömür boyu mu sürecekti? Hep böyle yoksul mu kalacaklardý? Yoksulluðun bir çaresi yok muydu? Eðer varsa bu çare neydi? Hani Titrek Tavþan yuvasýnýn bir odasýnda havuç yetiþtiriyordu ya þimdi o odada havuç kalmamýþtý, çünkü havuçlar satýlmýþtý. Titrek Tavþan buradaki topraðý þöyle bir alt-üst etti. Havuç tohumu attý. Suladý. Artýk iþ zamana kalmýþtý. Nasýlsa zaman geçecekti. Elbet bir gün gelir bu havuçlar da olgunlaþýrdý.

Titrek Tavþan bir sabah havuç yetiþtirdiði odaya girince hayretler içinde kaldý. Gördüklerine inanamýyordu. Topraðýn üstündeki olgun havuç yapraðýydý. Ama nasýl olurdu daha tohum atalý on gün bile olmamýþtý. Bu kadar kýsa sürede havuç yetiþmesi olanaksýzdý. Yaprak olgunlaþmýþtý tamam da bakalým topraðýn içinde havuç var mýydý? Orayý eþeledi, burayý eþeledi. Aldý havucun birini diþledi, aldý bir baþka havucu daha diþledi, tuttu bu iki havucu yedi, bitirdi. Enfesti havuçlar, tatlýydý. Titrek Tavþan bu havuçlarý da pazarda sattý. Memnundu yuvasýna dönerken, çünkü iyi kazanmýþtý. Daha sonraki günler de birbirinin týpatýp benzeri þekilde geçti. Titrek Tavþan havuçlarý pazarda satýyor, ertesi gün yine oda havuç dolu oluyordu.

Bir akþamüstü Titrek Tavþan’ýn kafasý bu konuya takýldý. Nasýl oluyordu da tohum atmadýðý halde toprakta havuç bitiyordu ve bu havuçlar bir gecede olgunlaþýyordu? Bu sorularýn bir açýklamasý olmalýydý ve ne oluyorsa gece oluyordu. Demek ki, geceleri bir þeyler dönüyordu havuç yetiþtirdiði odada. Titrek Tavþan hemen kararýný verdi. O gece odada sabaha kadar bekleyecek ve ne olup bittiðini anlayacaktý. Akþam yemeðini yedikten sonra havuç yetiþtirdiði odaya geçti. Kapýyý kapadý. Kapýnýn yan tarafýna koyduðu sandýðýn içine girdi. Sandýðýn tahtalarý arasýndaki deliklerden odanýn her tarafý rahatça görünüyordu. Titrek Tavþan dikkatini tam karþýdaki pencereye verdi. Yerden oldukça yüksekte olan bu küçük pencere odanýn havalandýrýlmasý için kullanýlýyordu.

Vakit gece yarýsý olmuþtu. Aniden dýþarýdan kanat sesleri duyuldu. Bir martý pencereden odaya girdi. Ayaklarýnýn arasýnda küçük bir torba vardý. Martý bu torbadaki havuç tohumlarýný topraða serpiþtirdi. Ýþini bitirdikten sonra pencereden uçup gitti. Zamana karþý þartlandýrýlmýþ tohumlarý toprak hemen kabul edecek ve her geçecek bir saatte bu tohumlar on gün geçirmiþ olacaktý. Titrek Tavþan vefakâr martýyý hemen tanýdý. Bu martý birkaç ay önce yengeçlerin parçalamak istedikleri kanadý kýrýk, yaralý martýydý. Demek ki, Ziya Kaptan yaralý martýyý iyileþtirmiþ ve kurtarýcýsýnýn kim olduðunu söylemiþti. Martýnýn Titrek Tavþan’a can borcu vardý ve bu borcunu cana can katarak ödüyordu.

Titrek Tavþan birkaç gün sonra bir kamyonet satýn aldý ve yetiþtirdiði havuçlarý bu kamyonetle pazara götürmeye baþladý. Ýki yavrusu da zamanla büyümüþler, genç birer tavþan olmuþlardý. Onlar da babalarý Titrek Tavþan’la birlikte pazara gidiyorlardý. Titrek Tavþan yol boyunca þu þarkýyý söylüyordu:

“ Benim adým Titrek Tavþan
Ben pazarda havuç satarým
Ýþte yanýmda þimdi yavrularým
Ben onlarla gurur duyarým
Her gün pazara gideriz biz
Tavþanlara havuç satarýz..”

Bazý günler kamyonetin peþi sýra bir martýyý uçarken görüyordu ve yavaþlýyordu. Az sonra kamyonetle martý bir hizaya geliyor ve martý ile Titrek Tavþan selamlaþýyordu. Daha sonra martý hýzýný arttýrýyor ve ileri doðru uçup gidiyordu. Titrek Tavþan ile martý böyle uzaktan uzaða bir birlikteliði uzun süre sürdürdüler. Fakat bir kez olsun bir araya gelip konuþamadýlar. Bunun nedenini biz bilemeyiz. Belki de böylesi daha iyi oluyordu. Onlar gönüllerince mutluydular, huzur doluydular. Onlarýn mutluluðunu engellemek bize yakýþýk almaz.


SON

5
Edebiyat / Robot Kartal
« : Şubat 03, 2018, 18:27:58 ös »

Profesör Jack Stingo  üniversitedeki görevinden arta kalan  zamanlarda  laboratuvar  haline getirdiði evinin bodrum katýnda  çeþitli  deneyler  yapýyor,  yeni  buluþlar  gerçekleþtirmeye çalýþýyordu. Son birkaç yýldýr bütün dikkatini robot kartal yapýmýna vermiþ ve  çalýþmalarýný         bu yönde yoðunlaþtýrmýþtý. Gerçi þimdiye kadar iki  robot  kartal  yapmýþ  ve  bunlarý  þehrin    varoþlarýndaki  evinin geniþ bahçesinde uzaktan kumanda ederek uçurmuþtu, ama onun  asýl amacý bu deðildi.
 
Profesör Jack Stingo   sýranýn  son  derece  geliþtirilmiþ  bir  robot  kartal  yapýmýna  gelmiþ olduðunu biliyordu. Bu robot kartal diðer robot kartallardan pek çok farklý özelliklere sahip bulunacaktý: Kafasýnýn içine yerleþtirilmiþ mini bilgisayar aracýlýðýyla bilmesi gereken  tüm bilgilere sahip olacak ve bu  bilgilerin  ýþýðýnda  kartallarla  yakýn  iliþkiler  kurarak  onlarýn yaþantýlarýný araþtýracaktý. Edindiði izlenimleri kafasýndaki mini  bilgisayarda  deðerlendirip  anýnda profesörün laboratuvarýndaki bilgisayara  geçecekti. Ayrýca gözlerindeki  kameralar                                                                                                      ile gördüðü her þey laboratuvardaki bilgisayarýn ekranýnda profesörün görüþüne açýk  olacaktý.
Yeni ve deðiþik bilgiler öðrenmek isteði insan zekasýnýn vazgeçilmez tutkusuydu ve  bilinen    ile yeterli kalýnmayýp bilinmeyeni de bilmek için harcanacak çaba,  insanoðlunun  gelecekte edineceði yeni bilgilere atlama taþý olabilirdi ve  her yeni bilgi insanlýðýn  yararýna  sunulabilirdi. 
 
Profesör Jack Stingo  üç yýl  süren  yorucu  bir  çalýþmadan  sonra,  robot  kartalýn  yapýmýný tamamladý; robot kartalý bahçeye çýkardý, laboratuvara  döndü, bilgisayarýn  baþýna  geçti  ve uzaktan kumanda aletini çalýþtýrarak    robot  kartalýn  uçmasýný  saðladý.  Robot  kartal    evin üzerinde birkaç tur attýktan sonra daðlara doðru yöneldi. Sarp ve yalçýn kayalýklarda yaþayan kartallarýn arasýna karýþýp, onlarýn yaþantýlarýný araþtýracaktý. Robot kartal  bir  süre uçtuktan sonra  çok yükseklerde geniþ daireler çizerek uçmakta olan  bir  kartal  gördü. Bu  kartal  ne yapýyordu böyle?  Onun geniþ daireler çizerek uçmaktaki  amacý  neydi?  Bunu  ona  sormak lazýmdý. Yükseldi. Kartalýn yanýna yaklaþýnca:
 
“ Özür dilerim, niye dönüp duruyorsun orada? “ diye sordu. Bunun üzerine kartal  sert ve çok þiddetli bir tepki gösterdi:
 
“ Sus, kaç oradan, iþin yok mu senin?  Defol git buradan…”
 
Robot kartal  hemen oradan uzaklaþtý. Bu ne biçim kartaldý böyle? Özür dileyip,  niye  dönüp duruyorsun diye sormuþtu. Peki kartal  neden  onu  kovmuþtu?  Robot  kartal  o  geceyi  sakin geçirdi. Ertesi sabah sarp ve yalçýn kayalýklara yaklaþmýþtý ki  bir kartal yuvasý gördü. Yuvada iki kartal ve bir yavru vardý, onlara doðru yöneldi. Ayný anda iki kartal  yuvadan  ayrýlýp  hýzla uçarak robot kartalýn önünü kestiler. Kartallardan biri:
 
“ Sen ne yaptýðýný sanýyorsun? Bu ne münasebetsizlik? Dün  av  takibindeydim,  tam  dalýþa geçecekken  beni lafa tuttun, avýmý kaçýrdýn. Bugün ise yuvama gelmeye çalýþýyorsun. Bunlar korkunç hatalar ve kesinlikle affý yoktur. Dünyanýn neresinde yaþarsa yaþasýn   bir  kartalýn bunlarý bilmesi gerekir. Neden bilmem  senin bu hatalarý bilmeden yaptýðýný düþünüyoru   m. Eðer  bilseydin karþýmda böylesine soðukkanlý duramazdýn. Þimdi hiçbir þey söylemeden çek git buradan ve bir daha karþýma çýkma. Üçüncü hatanda parçalarým seni.. Bak hala duruyor ”  dedikten sonra  robot kartalýn üstüne atýlmak istedi. Robot kartal aniden geriye dönerek, son sürat oradan kaçmaya baþladý. Kartallar, robot kartalý bir süre kovaladýktan sonra yuvalarýna  döndüler. Robot kartal yarým saat kadar uçtuktan sonra bir daðýn yamaçlarýndaki kayalýklara indi. Çevre oldukça sessizdi. Kafasýndaki mini bilgisayarda olaylarý  deðerlendirmeðe,  tüm   konuþulanlarý    profesörün bilgisayarýna geçmeye baþladý. Ýþlem tamamlandýktan sonra  hangi  yöne doðru uçmasý gerektiðini bulmaya çalýþýrken, bir kartal sesi duydu.
 
“ Hey arkadaþ!..Orada ne yapýyorsun? Yanýna gelebilir miyim? “ Robot  kartal   baþýný  sola çevirip baktý. Ýlerde bir kartal kayalýklara konmuþ  ve  bir  kanadýný  sallýyordu. “ Konuþmak istersen yanýna  gelebilirim. Gelmemi  ister  misin, arkadaþ? “ Bu,  robot  kartalýn  arayýp  da bulamadýðý fýrsattý.Ýþte fýrsat ayaðýna kadar gelmiþti.Buna þans denirdi ve bu þansý kaçýrmazdý.
 
“ Gel arkadaþ, gel, gel de konuþalým.  ”  Kartal uçtu, robot kartalýn yanýna kondu.
 
“ Bir süredir seni izliyorum, arkadaþ. Az önce epey dalgýndýn, sanki gövden buradaydý, fakat aklýn baþka yerdeydi veya öyle gibi göründün bana diyelim. “
 
“ Söylediklerin bir þekilde doðru sayýlabilir. Her þeyin bir nedeni  vardýr. Buradan  hareketle geriye gidersen oluþa, ileri gidersen sonuca varýrsýn. “
 
“ Sonuca varmak  o oluþun nedenlerini ortadan kaldýrmakla ortadan kaldýrmakla mümkündür. Öyle deðil mi arkadaþ? “
 
“ Çok çok doðru..Sözü fazla uzatmayalým. Ben  Profesör  Jack  Stingo  adýndaki bilim adamý tarafýndan yapýlmýþ olan bir robot kartalým. Kartallarýn yaþantýlarýný araþtýrmakla görevliyim. Dünyadaki kartallarýn sayýsý giderek azalmakta. Bu durum  insanlar  tarafýndan  biliniyor  ve kartal nesli yok olmasýn diye çalýþmalar yapýlýyor. Profesör   benim  aracýlýðýmla  elde  ettiði bilgileri  insanlýðýn görüþüne sunacak ve insanlarýn kartallar hakkýnda bildikleri yeni bilgilerle pekiþecek. Bu bilgilerin ýþýðýnda yapýlacak çalýþmalar, kartallarýn çoðalmasýný saðlayacak. Bir kartal olarak böylesine faydalý bir amaca hizmet etmek görevin olmalý. ” Kartal  bir süre þaþkýn þaþkýn   robot kartalýn yüzüne baktýktan sonra kendini toparladý.
 
“ Demek sen bir robot kartalsýn. Oldukça deðiþik davranýþlar içindeydin, fakat sen söylemesen bir robot olduðunu anlayamazdým. Her neyse  biz  kartallar  çoðunlukla  gündüzleri  avlanýrýz. Her kartalýn ayrý bir av sahasý vardýr. Bir kartal baþka  bir  kartalýn  av  sahasýna  giremez. Bu yasaktýr. Av peþindeyken ve yuvamýzda dinlenirken   rahatsýz  edilmekten  hoþlanmayýz. Eðer rahatsýz eden olursa tepki görür, haddi bildirilir. Kendi  aramýzda  pek  itiþ  kakýþýmýz  olmaz.  Bunun nedeni  aile dýþýnda  çok nadir olarak  iki kartalýn bir araya gelip görüþmesidir. Bildiðin gibi  kartallar  göklerin  hakimidir.  Hiçbir  uçan  yaratýk  bizimle  havada  boy  ölçüþemez. Yuvalarýmýzý  daðlarýn  doruklarýna,  kayalýklarýn  en  sarp  ve  ulaþýlmaz  yerlerine  yaparýz.  Oralarda yabancý gözlerden uzakta yaþarýz. Bazen nereden bilmem çýkar bir yýlan yuvadaki yumurtalara musallat olur. Yuvada üç yumurta olsa birini,  ikisini  garanti bu yýlanlar   kapar. 

Bir an bile boþ bulunmaya gelmez yuvada yumurta varken. Biz  de  her  gün  pek  çok  yýlan avlarýz fakat çabuk ürediklerinden sayýlarý hiç azalmaz  bu  yýlanlarýn.  Hani  olsa  bir  türlü  olmasa bir türlü..Bir de insanlar tüfeklerle vururlar kartallarý, öldürürler..Kartal eti yemezmiþ  insanlar peki neden öldürürler o zaman kartallarý?  Hayýr, böyle anlamsýz þey olmaz. Kartallar  olmasa her taraf yýlan, çýyan dolar. Tarla faresine adým baþýnda rastlanýr. Bu tarla fareleri bir çoðalsalar ne tarla kalýr, ne bað, ne bahçe. Bütün mahsulü silip süpürürler. Bunun sonucu aç  kalan yine insanlar olur, benden söylemesi. ”
 
Daha sonraki konuþmalar soru-cevap þeklinde oldu. Robot kartal kafasýna takýlan konularý kartala sordu, o da   bu  sorularý  cevapladý. Bir  süre  daha  konuþtuktan  sonra   robot  kartal:
“ Bu kadarý yeterli, teþekkür ederim, arkadaþ  ” dedi.  Kartal: “ Asýl ben teþekkür ederim, arkadaþ  ” dedi ve uçup gitti. Robot kartal  hemen  konuþulanlarý profesörün bilgisayarýna geçti. Birkaç gün daha çevrede gözlemlerini  sürdüren  robot  kartal   profesörden görev tamamlandý sinyalini alýnca dönüþ yolculuðuna baþladý. Elde edilen bilgiler profesör  tarafýndan  derlenip  toparlandýktan  sonra   yayým   yoluyla   insanlarýn   görüþüne sunulacaktý.


SON


Serdar Yýldýrým

6
Edebiyat / Atatürk'ün Okul Anýlarý
« : Ekim 05, 2017, 18:03:06 ös »

DÜNYA ASKERÝ LÝSELER ÞAMPÝYONU

Mustafa Kemal, Þemsi Efendi Okulu 4. sýnýfa giderken koþuda Selanik Þampiyonu olmuþtu. Selanik Askeri Rüþtiyesi ve Manastýr Askeri Ýdadisi'ne giderken koþuyu býrakmadý. Arkadaþlarýyla her gün antrenman yapardý. Özellikle Manastýr Askeri Ýdadisi'nde ( þimdiki askeri lise) 1 mil ( 1.609 metre ) koþusunda okulun yýldýzýydý. Yarýþ baþlar baþlamaz öne geçer ve yarýþý önde götürürdü. 1 mil koþusunda geçildiði görülmemiþti. Askeri liseler arasýndaki koþu yarýþýnda Mustafa Kemal ülke þampiyonu olmuþtu. Ayný yýl Manastýr'da düzenlenen dünya askeri liseler þampiyonasýnda 1 milde birinci olarak dünya þampiyonu olmuþ ve altýn madalya kazanmýþtý.



MUSTAFA KEMAL ATATÜRK: BÝR KILIÇ USTASI

Harp Akademisi'nde derslerden arta kalan zamanlarda sporla uðraþýrdýk. Jimnastik, koþu ve eskrim favori sporlardý. Eskrimde ilk yýl hariç, epe, flöre ve kýlýç müsabakalarýnda birinciliði kimseye kaptýrmadým. Okulda her ay eskrim müsabakalarý düzenlenirdi. Bu müsabakalarda birinci olmak için, yoðun çaba sarf ederdik. Devletimiz savaþlardan fýrsat bulup da uluslararasý yarýþmalara katýlamýyordu.

Almanlarýn flörede Dünya Þampiyonu olmuþ sporcusu Hans'a benim adýmý söylemiþler. Ýstanbul Harp Akademisi'nde Mustafa Kemal Bey var. Acar bir eskrimciymiþ. Üç dalda þampiyonmuþ. Sen onu yenemezsin, demiþler. Geldi, beni buldu. Flörede karþýlaþtýk. Alman çok hýzlýydý. Karþýmdayken bir anda içeri giriyor, bana kýlýcýyla dokunmaya çalýþýyor fakat ben ani bir refleksle hamlesini karþýladýðýmda benim hamle yapmama fýrsat býrakmadan geri çekiliyordu. Bir an için bile olsa gözümü kýrpmama izin vermiyordu. Alman'ýn bileðinin hakkýyla Dünya Þampiyonu olduðuna kaniydim. Ama ben de þu son Dünya Þampiyonasý'na katýlabilseydim, belki bu Alman'la finalde karþýlaþýrdým. Kendi kendime, final maçý bu, dedim. Haydi, Mustafa Kemal, sen onu yenersin, dedim.

Alman'ýn rakiplerini müsabaka baþlar baþlamaz, ilk dakikada sürklase ettiðini biliyordum ama benim de dirençli ve yenilgi kabul etmez bir yapým vardýr. Devamlý olarak Almanca bir þeyler söylüyordu. Anladýðým kadarýyla, söyledikleri beni tehdit eden bir boyuta ulaþmýþtý. Ben de çok iyi bildiðim Fransýzcayla tehditvari konuþunca Alman'ýn hareketlerinin yavaþladýðýný fark ettim. Belli ki yorulmaya baþlamýþtý. Yine Fransýzca olarak, bak ben Türküm, ama önümde diz çökeceksin, dedim. Bu cümle Alman'ý bitiren son konuþma oldu. Peþ peþe sayý alarak Alman'ý periþan ettim.

Ben Dünya Þampiyonuyum, bu gezegende kimse karþýmda duramaz, diyen Alman yenilmiþti. Benimle tokalaþmadan, baþý önde sahadan yenik ayrýldý. Sonradan ilk gemiyle memleketine döndüðünü öðrendim. Ýntihar teþebbüsünde bulunmuþ ama kurtarmýþlar.




YÜZBAÞI MUSTAFA KEMAL VE KURTLAR

11 – Ocak – 1905 yýlýnda Mustafa Kemal, Harp Akademisini bitirerek Kurmay Yüzbaþý oldu. 24 yaþýndaydý. Önce Selanik’e annesi ve kýz kardeþinin yanýna daha sonra da dayýsýnýn çiftliðine gitti. Çiftlikte iki gün kalacaktý.

Mustafa Kemal o gece güzel bir uyku çekti ve sabah karla uyandý. Her taraf beyaza boyanmýþtý. Kahvaltýdan sonra dayýsýna, çevrede gezintiye çýkmak ve çocukluðunda günlerini geçirdiði bakla tarlasýna uðramak istediðini söyleyerek dýþarý çýktý. Hava oldukça soðuktu. Ellerini birbirine oðuþturduktan sonra, paltosunun yakasýný kaldýrdý. Yaðmýþ olan bir karýþ karda, güçlü adýmlarla, ileri doðru yürüdü.

Bakla tarlasý kar altýndaydý. Tarlanýn ortasýnda bulunan kulübe üstündeki aðýrlýða direniyordu. Kulübenin üstündeki karlarý temizledi. Yýllardýr buraya gelmediði için, kulübe bakýmsýz kalmýþtý. ” Dayýma söyleyip, kulübeyi onarmasýný saðlamalýyým, diye düþündü. Kim bilir bir daha ne zaman gelirim? Yoksa bu iþi dayýma havale etmezdim. ”

Mustafa Kemal ilerden kurt ulumasý duydu. Buna aldýrmadý ama ikinci bir kurt ulumasý daha duyunca irkildi. Hem bu uluma daha yakýndan geliyordu. Belli kurtlar yaklaþýyordu. Artýk çiftliðe dönemezdi çünkü kurtlar, çiftlik yolu üstündeki aðaçlýk alandaydý.

Karþý daðýn yamacýndaki maðarayý hatýrladý. Çocukken birkaç kere bu maðaraya gitmiþti. Tahminine göre, kurtlar sürü halindeydi. Sekiz, on tane kurtla açýk alanda kazanma þansýnýn az olduðu bir uðraþa girmek anlamsýz olurdu. Maðaraya doðru hýzlý adýmlarla yürümeye baþladý. Kurt ulumalarý çoðalýnca, yürümeyi býrakýp, koþmaya baþladý. Bu arada tabancasýný çekmiþ ve sað eline almýþtý. Bir aralýk arkasýna dönüp baktýðýnda peþine takýlan kurtlarýn en az on tane olduðunu gördü. ” Kurtlar, beni sabah kahvaltýsý olarak görüyorlar ama böyle olmadýðýný anlayacaklar. Hele bir maðaraya varayým. ” dedi içinden.

Maðaranýn giriþine geldiðinde kurtlarýn nefesini ensesinde hissetti. Aniden dönerek en yakýnýndaki kurda ateþ etti. Kurt yere yuvarlandý. Gürültüden korkan kurtlar kaçtýlar. Onlarýn yine geleceðini bildiði için, tabancasýný doldurdu ve sol eline aldý. Sað eliyle kýlýcýný çekti. Maðaranýn ortasýnda ayaklarýný açarak, heybetli bir þekilde durdu. Kurtlara karþý yapacaðý savaþa hazýrdý. ” Gelsinler ve ne olacaðýný görsünler, diye düþündü. Dört bir yandan etrafýmý saracak olan kurtlarý, bu savaþta yenilgiye uðratmazsam, bana da Mustafa Kemal demesinler. ”

Kurtlar, dönüp gelmiþlerdi ama nedense maðaranýn önünde bekliyor, içeri girmiyorlardý. Onlar içeri girmezseler ben dýþarý çýkarým, diyen Mustafa Kemal, aniden taarruza geçti. Bir ateþ etti, bir kurt yere düþtü. Ýki kýlýç salladý, iki kurt yere düþtü. Bozguna uðrayan kurtlar, geldikleri gibi gittiler. Mustafa Kemal her ihtimale karþý etrafýný kollayarak çiftliðe geri döndü. Birkaç dakika daha geç gelseymiþ, dayýsý ve çiftlik çalýþanlarýyla yolda karþýlaþacakmýþ. Çünkü onlar tabanca seslerini duymuþlar ve yardýma geliyorlarmýþ.


SON


Serdar Yýldýrým

7
Edebiyat / Hýrsýzýn Aþký
« : Ağustos 22, 2017, 17:07:42 ös »

Genç manken defilelerde boy gösteriyor ve televizyon reklamlarýnda oynuyordu. Bakýþý, duruþu, yürüyüþü inanýlmaz bir karizmaydý. Özel olarak düzenlenen davetlerde ilgiyi üzerinde topluyordu. Genç kýzlar, onu yakýndan görebilmek için, birbirlerini ezerlerdi. Sonra da kim en çok yanýna sokuldu, kim elini tuttu tartýþmasý baþlardý:

" Hiç boþuna konuþmayýn, ben bir karýþ yanýna geldim. "

" O da bir þey mi? Teni tenime deydi. Eliyle kolumu elledi. Sýcaklýðý hala üstümde. "

Genç manken bir gün yakýn arkadaþlarýndan þöyle bir teklif aldý. Bikini defilesi vardý ve mutlaka gelmeliydi. Bizimki önce gitmem dedi, naza çekti ama sonunda gitti. Podyuma ilk çýkan manken kýz, görülmemiþ güzellikte: Dört renkli saçlarý ( sarý, mavi, yeþil, kýrmýzý ) edalý bakýþlarý, hak etti alkýþlarý. Manken kýzýn güzelliði karþýsýnda beyninden vurulmuþa dönen genç mankenin gözü diðerlerini görmedi. Sessizce yerinden kalktý, kulise doðru yöneldi. Onun geldiðini gören kulis görevlisi kapýyý ardýna kadar açtý. Manken kýzla kýsa bir görüþme yaptý ve kalbini çalarak kaçtý. Manken kýz avazý çýktýðý kadar baðýrýyordu:

" Hýrsýz var! Kalbimi çaldý, kaçýyor. "

Kuliste bulunan manken kýzlar, onu durdurmaya cesaret edemedi. Sonrasýnda ne mi oldu? Teklifler çoktu, genç manken ilk uçakla Paris'e uçtu. Orada defileye çýkacaktý. Kalpsiz kalan manken kýz ikinci uçakla Paris'e uçtu. Çýktýðý ilk defilede gencin kalbini çalarak Ýstanbul'a döndü. Tabi diðer uçakla genç manken peþinden. Bu iki hýrsýz birbirlerine kalplerini geri vermediler. Söz, niþan faslýný atlayarak üçüncü gün evlendiler. Mankenliðe devam ettiler. Bir farkla: Genç gelin artýk bikini defilesine çýkmýyordu.

Siz siz olun kalbinizi çaldýrmayýn. Eðer çaldýrýr da çalanýn kalbini çalamazsanýz yandýðýnýzýn resmidir. Kalbiniz hýrsýzýn elinde sýzlar durur.


SON


Serdar Yýldýrým


8
Edebiyat / Ynt: Karagöz Ýle Hacivat Konuþmalarý 2
« : Ağustos 06, 2017, 23:32:27 ös »

KARAGÖZ ÝLE HACÝVAT: KOCA KAFALI BÝR KELEÞ

Hacivat: " Gökyüzünde yýldýz var, ay var. "
Karagöz: " Yeryüzünde baldýzýmýn yaptýðý çay var. "
Hacivat: " Gökyüzünde bulut var, güneþ var. "
Karagöz:  " Yeryüzünde unutma keleþ var. "
Hacivat: " Karagözüm, keleþ mi var? "
Karagöz:  " Var tabi, koca kafalý bir keleþ var. "
Hacivat: " Acaba kim ki bu keleþ? "
Karagöz:  " Kim olacak tabi ki sen. "
Hacivat: " Aman Karagözüm, kafan benimkinden büyüktür. "
Karagöz:  " Çaresiz kaldýðýn için, þu attýðýn çýðlýktýr. "
Hacivat: " Senin denizin bitmiþ, çýrpýndýðýn sýðlýktýr. "
Karagöz: " Sýðýr sana derler, benden fýþkýran saðlýktýr. "
Hacivat:   " Sýðýr bana mý derler? Ben sýðýr falan deðilim. "
Karagöz: " Saðýr deðilsin ama sýðýr olduðun muhakkak. "

Bana nasýl sýðýr dersin diyen Hacivat, Karagöz'ün yüzüne sert bir tokat vurur. Karagöz yere yuvarlanýr, ayaða kalkar. Sol eli sol yanaðýnýn üstündedir.
Karagöz:  " Aman Hacivat, bana vurdun. "
Hacivat: " Sen de dayak istedin durdun. "
Karagöz:  " Zalim Hacivat, bana vurma. "
Hacivat: " Senin uçarken gördüðün telli turna. "
Karagöz:  " Hamama gittim, yoktu boþ kurna. "
Hacivat: " Ben seni bilirim, çalar durursun zurna. "
Karagöz:  " De git Hacivat, alýrým seni ayaðýmýn altýna. "
Hacivat: " O biraz zor, bugün üzüm þerbeti içtim. "
Karagöz:  " Tarlada buðday, baþak mý biçtin? "
Hacivat: " Karagözüm, bugün çok saçmaladýn. "
Karagöz:  " Hacivatým, seçmeyi bilemedin. "
Hacivat: " Yanlýþta olan ben deðilim, sensin Karagözüm. "
Karagöz:  " Tepeni delerim, budur son sözüm. "
Hacivat: " Karagözüm, barýþ yapalým, sun bana bir salkým üzüm. "
Karagöz:  " Ýki karýþ uzakta dur, bir bardak zýkkým çözüm. "
Hacivat: " Nasýl olur, bir bardak zýkkým çözüm? "
Karagöz:  " Ýç zýkkýmýn kökünü, titrerken gör  çözümü. "
Hacivat: " Aman Karagözüm, zýkkým zehir olmasýn? "
Karagöz:  " Zehir,  tehir olmasýn, bardaða dolsun. "
Hacivat: " Dur Karagözüm, zehir bardaða dolmasýn. "
Karagöz:  " O zaman Hacivat sessiz kalsýn. "
Hacivat: " Aðzýma fermuarý çektim, iþte bak sustum. "

SON




KARAGÖZ ÝLE HACÝVAT: GÜBRE

Hacivat Karagöz'ün evinin önünden geçerken, Karagöz pencereden Hacivat'ýn üstüne atlar, boðuþmaya baþlarlar. Yoldan geçen adamlar ikiliyi ayýrýrlar, bunlar sakinleþince adamlar gider. Yalnýz kalýnca Hacivat sorar: " Aman Karagözüm, bana neden saldýrdýn? Ben sana ne yaptým? "
Karagöz: " Þuna bak, bir de ne yaptým diye soruyor. "
Hacivat: " Söyle caným efendim, bir suçum varsa bileyim. "
Karagöz: " Cenabettin Bey yalýya bahçývan arýyormuþ. Zoti'yi göndermiþsin. "
Hacivat: " Doðrudur. Zoti iyi bahçývandýr "
Karagöz: " Ben kötü bahçývan mýyým? "
Hacivat: " Hayýr, kötü bahçývan deðilsin. "
Karagöz: " O zaman beni gönderseydin. "
Hacivat: " Geçen defa seni gönderdiydim. Bahçedeki güllerin altýna insan gübresi dökmüþsün. O kadar gül soldu. "
Karagöz: " Eee Cenabettin Bey geldi, Karagöz gülleri gübrele dedi. "
Hacivat: " Ama olmaz ki, insan gübresi dökülmez ki. "
Karagöz: " Ne gübresi dökülür? "
Hacivat: " Hayvan gübresi dökülür. "
Karagöz: " Kedi, köpek gübresi. "
Hacivat: " Olmaz. "
Karagöz: " Kuþ, fare gübresi. "

Hacivat: " Olmaz Karagözüm, olmaz. "
Karagöz: " Bunlar hayvan deðil mi? "
Hacivat: " Hayvan ama gübreleri bahçede kullanýlmaz. "
Karagöz: " Kullanýlýrsa ne olur? "
Hacivat: " Topraktaki bitkiyi öldürür. Tarla, bahçe bozulur. "
Karagöz: " .... "
Hacivat: " Bir de Cenabettin Bey'i sokakta kovalamýþsýn. "
Karagöz: " Kovalarým tabi. Bana kýzdý, baðýrdý. "
Hacivat: " Kýzar, baðýrýr. Yalýnýn bahçesini tümden bitirdin. Bahçeyi temizletti, yeniden gül ektiriyor. "
Karagöz: " Keþke ben ekseydim gülleri. "
Hacivat: " Artýk sana orasý yasak. "
Karagöz: " Gülleri eksinler de sonra ben bakýmýný yaparým. "
Hacivat: " Karagözüm, söyle bakalým ne gübresi kullanýrsýn? "
Karagöz: " Sen söyle. "
Hacivat: " Ahýr hayvanlarýnýn gübresi. Say bakalým. "
Karagöz: " Ýnek, öküz gübresi. "
Hacivat: " Baþka. "
Karagöz: " Boða, tosun gübresi. "
Hacivat: " Baþka. "
Karagöz: " At, eþek gübresi. "
Hacivat: " Baþka, baþka. "
Karagöz: " Koyun, keçi gübresi. "
Hacivat: " Deðil mi ya? Ýþte bunlarý kullanmalýsýn? "
Karagöz: " Bak hepsini bildim. Zoti'yi kov, beni iþe al. "
Hacivat: " Zoti'yi kovmam ama seni iþe alýrým. Yeni bir iþ. "
Karagöz: " Yeni bir iþ mi? Ne iþi bu? "
Hacivat: " Yük taþýyacaksýn. Sandýk sandýk domates. "

Karagöz: " Gündelik ne kadar? "
Hacivat: " Gündelikler hep ayný. Bu iþin bir de ayrýcalýðý var."
Karagöz: " Ayrýcalýk mý? Neymiþ o çabuk söyle. "
Hacivat: " Ýstediðin kadar domates yiyebilirsin. "
Karagöz: " Ýstediðim kadar mý? Desene yaþadým. Midem bayram edecek. "


SON



KARAGÖZ ÝLE HACÝVAT: MATÝZ

Hacivat'ý gece uyku tutmaz. Sabah erkenden kalkar, giyinip dýþarý çýkar. Karagöz'ün evinin kapýsýný çalar. Bir daha çalar. Karagöz uykulu gözlerle pencereye çýkar. Bakar kapýyý çalan Hacivat'týr:

" Hacivat, sabahýn seher vakti neden kapýyý çalarsýn? " diye sorar.
Hacivat: " Ýn aþaðý Karagözüm, yarenlik edelim. Ben söyleyeyim, sen dinle. Sen söyle ben dinleyeyim. "
Karagöz: " De git Hacivat, baþka iþin yok mu senin? Alýrým ayaðýmýn altýna. "
Hacivat: " Gel aþaðý Karagözüm, gece uyku tutmadý. "
Karagöz: " Seni uyku tutmadý ama benim uykumu kaçýrdýn. "
Hacivat: " Uykunu mu kaçýrdým? Uykun nereye kaçtý? "
" Uykum sana kaçtý, " diyen Karagöz, pencereden Hacivat'ýn üstüne atlar. Boðuþmaya baþlarlar. Karagöz'ün elinden kurtulan Hacivat: " Dur Karagözüm, sana bir hesap sorusu sorayým, bilirsen hemen giderim. " der.
Karagöz: " Sor bakayým, benim hesabým kuvvetlidir. "
Hacivat: " Ýki iki daha kaç eder? "
Karagöz: " Hý.. "
Hacivat: " Yani ikiyle ikiyi toplasan kaç olur? "
Karagöz: " Kaç mý olur? Ýkiyle ikiyi toplasan kaç olur? "
Hacivat: " Tamam iþte Karagözüm, ben sana soruyorum. Ýkiyle ikiyi topla kaç buldun? "
Karagöz: " Sen kaç buldun? "
Hacivat: " Ben sorduðum sorunun cevabýný biliyorum. Sen biliyor musun? "
Karagöz: " Ben biliyorum. Sen bilmiyor musun? "
Hacivat: " Ben biliyorum. Sen biliyorsan söyle? "
Karagöz: " Ýki iki daha þey eder. Ya Hacivat, bu soru kolay, daha zorunu sor. "
Hacivat: " Sen bunu bil, daha zorunu sorarým. "
Karagöz düþünürken, aradan zaman geçer. Saða sola bakýnýp bir kurtarýcý ararken, Tuzsuz Deli Bekir çýkagelir. Hacivat'tan çok Karagöz'le haþýr neþirliði vardýr: " Vay Karagöz, arpacýk kumrusu gibi ne düþünürsün? Karadeniz'de gemilerin batamaz, kayýðýn olsa Marmara'da batardý. Bilmem anladýn mý? "

Karagöz bu matizden oldum olasý hoþlanmamýþtýr. Onun olduðu ortamda dut yemiþ bülbüle döner. Matize korkuyla karýþýk saygý duyar. Her zaman, matizin belindeki býçak olmasa ben bilirim yapacaðýmý, der. Ama ufaktan da olsa racon kesmeden duramaz: " Ya matiz, Hacivat beni gece rüyasýnda görmüþ. Sabah erkenden kapýma üþüþtü. Soru soracaðým, dedi. Þimdi sen söyle: Ýki iki daha kaç eder, ben bilemem mi? "
Matiz: " Bilemezsin. Bilirsen seni sokak sokak sýrtýmda gezdiririm. " Der ve belinden býçaðýný çýkarýr, aha bak þuraya yazýyorum, diyerek çömelip topraðý eþeler.

Bunun üzerine Karagöz sadece küçük deðil, büyük dilini de yutar. Sus pus olur ve gözlerini aþaðý indirir. Ýçinden, matiz geldi, beni Hacivat'ýn elinden kurtardý ama rezil etmese bari, diye düþünür.

Karagöz'ün süngüsünün düþtüðünü gören matiz Hacivat'a döner: "Bak Hacivat, ben ilk mektebin birinci sýnýfýna giderken, sýnýfýn en tembeliydim. Arap hoca bize dua öðretirdi. Evde kitaptan iyice çalýþýn, ezberleyin, gelin. Ýþte þu, þu dualarý okutucam, derdi. Ben evde tastamam dualarý ezberlerdim ama arap hoca karþýma dikilince dualarý unutuverirdim. Bana kýzardý, baðýrýrdý. Senenin ortasýna doðru bu Karagöz bizim sýnýfa geldi. Arap hoca beni býraktý, buna yöneldi. Karagöz araptan çok azar iþitti. Üçe gitmedi. Daha sonra baþka mahalleye taþýndýlar, bu da araptan kurtuldu. Arap hoca tekrardan bana döndü. Bir sene sonra ben de araptan kurtuldum, dörde gitmedim. "

Matiz derin bir iç geçirir, hal ve gidiþ böyle Hacivat kardeþ. Haydi, kalýn saðlýcakla, der ve yürüyüp gider. Karagöz ile Hacivat ise, az sonra selamlaþýp dostça ayrýþýrlar.

SON


9
Edebiyat / Çanakkale'de Ben Vardým
« : Nisan 08, 2017, 20:49:06 ös »


Ýster miydim Anadolu iþgal edilsin?
Ýster miydim ordular daðýtýlsýn?
Ýster miydim padiþah teslim olsun?
Ýstemezdim, böyle olsun istemezdim.

Anadolu harap, bitap bir haldeydi
Türkü katliamlar yaþanmaktaydý
Ýnsanýmýn koruyaný, kollayaný yoktu
Sonunda Ýngiliz gemileri Çanakkale'ye geldi.

Alman komutan Liman Von Sanders Türk birliklerinin baþýndaydý
Tabyalar savunmasýzdý, ateþ hattýndaydý
Düþman çok güçlüydü, kayýplar artmýþtý
Siperler gerilere, daha gerilere çekilmiþti.

Ben geldim Çanakkale'ye insanlar beni tanýyorlardý
Liman Von Sanders bir cephe sana yeter mi dediydi?
Ben hayýr dedim, bütün cephelerin komutanlýðýný bana vermelisiniz
Dediðim aynen oldu, Çanakkale'de ben vardým.

Geceleri uyku tutmazdý beni
Atýma bindiðim gibi dörtnal uzaklaþýrdým
Düþman sabaha karþý nereden çýkartma yapar
Bunun planýný yapar, önlemini alýrdým.

Çanakkale'de dört - beþ gün uyumadýðým olurdu
Bir gece saat iki sularýydý
Birliðime geri döndüm ve emrimi verdim
Conkbayýrý'na  beþ yüz asker çýkarýn, mevzilensinler.

Aman komutaným dedi, diðer subaylar
Orasý kuþ uçmaz, kervan geçmez bir yerdir
Ne gereði vardýr orada beþ yüz askerin
Bir asker bile gitmese daha doðrudur.

Siz dedim, beþ yüz askeri gönderin
Evet, dediler, gönderdiler
Sabaha karþý Anzaklar Conkbayýrý'ndaydý
Ama ben de Türk Askeri'nin yanýndaydým.

Kýlýcým sað elimdeydi, tabancam sol elimde
Bütün bir gün savaþtýk can siperhane
Yýkýlmadýk, yenilmedik, galip gelen biz olduk
Kazanan biz, yenilen Ýngiliz oldu.

Serdar Yýldýrým


10
Edebiyat / Futbolcu Ayka
« : Aralık 24, 2016, 11:04:53 öö »

Ayka  küçük bir çocuktu. Çok seviyordu  Ayka  futbol oynamayý, top peþinde koþmayý. Ayka’nýn  maçýný seyreden bir yabancý  sekiz – on çocuk arasýnda  Ayka’yý  hemen  fark ederdi. O, maç süresince hiç durmaz, devamlý koþar, forvet oynamasýna karþýn, gol atmak kadar gol yememenin maç kazanmaktaki önemini bilir ve defanstaki arkadaþlarýna sýk sýk yardýma gelirdi. Ayka gerçekten iyi bir golcüydü. Rakip ceza sahasý içinde yakaladýðý toplarý affetmez, gole çevirirdi. Bir maçta üç – dört gol atmak Ayka için sýradan bir olaydý. Arkadaþlarý arasýnda yaptýklarý maçlarda Ayka þimdiye kadar baþý önde sahadan hiç ayrýlmamýþtý.

Ayka büyüdükçe aralarýnda yaptýklarý maçlarý yeterli görmemeye baþladý. Artýk kendi mahallesinde maç yapmaktan kurtulmalý, þehrin diðer mahallelerinde bulunan çocuklarla da maç yapmalýydý. Ancak bu þekilde futbolunu ilerletebileceðini düþünüyordu. Büyüdüðü zaman iyi bir futbolcu olmak istiyordu. Ayka diðer çocuklarýn birer takým kurmuþ olduklarýný, kendilerinin de bir takým kurmalarý gerektiðini, daha sonra o takýmlarla maç yaparak tecrübelerini arttýrmalarýnýn mümkün olacaðýný arkadaþlarýna söyleyince bu öneri kabul edildi. Takýmýn adý Çelikspor olacaktý.

Çelikspor ilk maçýnda takýmda birlik olmamasý ve oyuncularýn gol atma sevdasý yüzünden ilk devreyi  2 – 0  yenik kapadý. Devre arasýnda arkadaþlarý  birbirini suçlarken, Ayka biraz ötede yere oturmuþ, onlarý kýzgýn bir vaziyette izliyordu. Ýkinci devre takýmýn en arka sýrasýnda sahaya çýkan  Ayka  kararýný çoktan vermiþti. Kesinlikle ileri gitmeyecek, defansýn en gerideki oyuncusu olarak libero oynayacaktý. Ýkinci devre Çelikspor’un  yoðun baskýsý altýnda baþladý. Saðdan – soldan ataklar Çelikspor’dan  geliyordu. Fakat bu ataklar bir sonuca baðlanamýyor, gol olmuyordu. Bu arada Ayka rakip takýmýn ani olarak geliþtirdiði ataklarda çoðu zaman iki – üç rakip oyuncuyla tek baþýna mücadele ediyor, onlarýn gol atmasýna engel olmak için kendini yerden yere atýyor, takýmý bir gol daha yemesin diye, akýllara durgunluk verecek bir þekilde gücünün sýnýrlarýný sonuna kadar zorluyordu.

Ýkinci devrenin ortalarýna doðru orta sahada boþ bir top yakalayan  Ayka saða doðru yöneldi. Önüne çýkan iki oyuncuyu geçtikten sonra  korner direði yakýnlarýndan topu kaleye ortaladý. Topu çok iyi takip eden Çelikspor kaptaný güzel bir kafa vuruþuyla ilk golü attý. Çelikspor’ lu  oyuncular kaptanlarýný sevinçle kucakladýlar. Gollük ortayý Ayka’nýn yaptýðýnýn hiçbiri farkýnda deðildi sanki. Ayka’ya dönüp bakan bile yoktu. Ayka da gidip kaptaný tebrik etmedi, defanstaki görevine döndü. Maçýn son dakikalarýnda Çelikspor bir gol attý ve maç 2 -2  berabere sona erdi.

Çelikspor bir hafta sonra ikinci maçýný oynamak için sahaya çýktý. Ayka listede forvet yazýlmasýna karþýn, maç baþladýktan bir – iki dakika sonra defansa döndü. Ýlk maçta yaptýðý hataya düþerek karþý takýmýn kalabalýk defansý arasýnda  kaybolmak istemiyor, savunmayý garantiye alarak planýný gol yememek üstüne kuruyordu. Nasýlsa arkadaþlarý bir gol atarlar ve maçtan galip ayrýlýrlardý. Çelikspor  rakip takýmdan daha atak oynuyor fakat dakikalar geçtikçe beklenen gol bir türlü gelmiyordu. Ýlk devre  0 – 0  sona erdi. Ýkinci devre Çelikspor ataklarýný daha da sýklaþtýrdý. Bir aralýk orta sahada topla buluþan Ayka topu sürmeye baþladý. Pek üzerine gelmiyorlardý. Oyunun baþýndan beri defansta oynadýðý için dikkati çekmemiþti. Ayka kaleye doðru yaklaþtý. Üzerine gelen iki oyuncunun arasýndan sýyrýldý. Artýk kaleciyle karþý karþýyaydý. Ayka sert bir þutla ilk golü attý. Golden sonra arkadaþlarý Ayka’yý  tebrik ettiler. Daha sonra Ayka ileriye dönük oynamaya baþladý. Bu,  Çelikspor’a  canlýlýk getirmiþti. Nitekim sonraki dakikalarda iki gol daha atan Çelikspor sahadan  3 – 0  galip ayrýldý.

Ayka  daha sonraki maçlarda hep forvette oynadý, pek çok gol attý. Geçen zamanla birlikte Ayka da büyüyor, geliþiyordu. Bir gün takým kaptaný Ýsmail, Ýnegölspor  genç takýmýndan teklif aldýðýný,  artýk Çelikspor’dan  ayrýlacaðýný söyledi ve arkadaþlarýyla vedalaþarak gitti. Bunun üzerine Ayka,  Ýnegöl Ýdmanyurdu genç takýmýna giderek antrenmanlara kendisinin de katýlýp denenmesini, eðer beðenilirse, bu takýmda oynamak istediðini söyledi.

Ayka  ilk antrenman maçýnda birbirinden güzel 3 gol atýnca  teknik direktör, Ayka’yý takýma aldýðýný  açýkladý ve baþarýlar diledi. Ayka daha sonraki antrenman maçlarýnda attýðý gol adedini giderek fazlalaþtýrdý. Süratli ve hýzlý oyunu sayesinde bazen  4 – 5  gol attýðý bile oluyordu. Takýmda onun kadar çok gol atan oyuncu yoktu. Ayka zamanla teknik direktörün bu durumu görmezden geldiðini fark etmekte gecikmedi. Arada bir  2 – 3  gol atan oyuncu takdir edildiði, bravo, bugün çok iyisin, diyerek alkýþlandýðý halde kendisinin bir kez olsun tebrik edilmediðini gördükçe caný iyiden iyiye sýkýlmaya baþladý. Bu durumun nedenini çok düþünüyor fakat mantýksal bir açýklamasýný yapamýyordu.

Birkaç ay sonraki o son antrenman maçýnda Ayka’nýn  söylediklerinde ne kadar haklý olduðu ortaya çýkacaktý. Genç takýmlar arasýndaki maçlar haftaya baþlýyordu. Teknik direktör ideal kadroyu bugün belirleyecekti. Oyuncular canlarýný diþlerine takýp oynamalý ve kadroya girmeliydiler. Bazý oyuncular arkadaþlarýný getirmiþti, hatta kardeþlerini bile getirenler vardý. Ayka bunlarýn çoðunu ilk kez görüyordu, daha önce hiçbir antrenmana gelmemiþlerdi. Teknik direktör  A takýmýnýn kadrosunu okuduðunda Ayka ismi bu kadroda yoktu,  A takýmýnýn yedeklerinde bile. Halbuki bu kadrodakiler devamlý olarak antrenmanlara çýkan oyunculardý. Ayka’nýn da  A  takýmýnda yer almasý gerekirdi. Ayka da onlarla birlikte bu günler için hazýrlanmýþ, hiçbir antrenmaný kaçýrmamýþ, yaðmur - çamur demeden antrenmanlara gelmiþ, ter dökmüþtü. Olsun, diye düþündü, Ayka. Ben  B takýmýnda da oynar, kendimi gösteririm.

Biraz sonra  B  takýmýnýn kadrosu okunduðunda Ayka  B  takýmýnda bile isminin geçmediðini üzülerek gördü. B  takýmýnda oynayacak oyuncularýn çoðu ilk kez antrenmana geliyorlardý. Teknik direktör daha sonra  B  takýmýnýn yedeklerini okudu. Yedekler  5  oyuncudan oluþuyordu ve son isim olarak  Ayka  denmiþti. Takýmlar sahadaki, yedekler de saha kenarýndaki yerlerini aldýlar ve teknik direktörün düdüðüyle maç baþladý. Ayka oturup kaldýðý yerde hýrsýndan titriyordu. “ Vay vay vay.. Demek öyle ha.. Demek artýk kartlarýný açýk oynuyorsun. Ne yaptým sana ben, ne istedin benden?  Fakat gelip de beni oynat diye yalvarmam sana. Ýkinci devre baþlarken yedeklerin hepsi oyuna girecek dedin. Ne diyeyim ikinci devre görüþürüz senle. “

Birinci devre sona erdiðinde  A  takýmý  2 – 1  galip durumdaydý. Devre arasýnda teknik direktör  A  takýmý oyuncularýna:  “  Ýyi oynuyorsunuz, fakat pek çok gol pozisyonunu cömertçe harcadýnýz. Takýmda gol kýsýrlýðý var. Gol atýn,  gol.. “  dedikten sonra,  A  takýmýndaki oyunculardan bazýlarýný çýkarýp yerlerine  A  takýmýnýn tüm yedeklerini oyuna dahil etti. B  takýmýnýn  3  oyuncusu da oyundan çýkarýldý, yerlerine  3  yedek oyuncu alýndý. Þimdi o kadar oyuncu bolluðu arasýnda ikinci devre bile oyuna baþlayacak yeterlilikte bulunmayan  B  takýmýnýn  2  yedeði kalmýþtý. Biri  yeni gelen birisi, diðeri de Ayka?  Sözde ikinci devre baþlarken yedeklerin hepsi oyuna girecekti.

Maçýn bitmesine  15 dakika kalmýþtý ki,  B  takýmý  4. golü yedi. Durum  4 – 1  olmuþtu. Bunun üzerine teknik direktör  B  takýmýndan  2  oyuncuyu çýkardý ve son kalan 2  yedeði oyuna dahil etti. Ayka maçýn bitmesine az bir süre kaldýðýnýn farkýndaydý. Bu sürede tüm gücünü sarf edecek,  hiç olmazsa bir gol atýp, onu utandýracaktý. Ayka top nerede ise oraya koþtu, çok çalýþtý, didindi, kan ter içinde kaldý. Ayka’nýn  oyuna girdiði andan itibaren birbirlerine pas vermekte zorluk çekmeye baþladýklarýný fark eden  A  takýmý oyuncularý þaþýrmýþlardý. Ýnanýlýr gibi deðildi ama bir Ayka  koca takýma yetiyordu. Ayka’nýn  korkunç presi altýnda giderek gerileyen  A  takýmý tüm oyuncularýyla defansa çekildi.

Maçýn baþýndan beri daðýnýk bir futbol sergileyen  4 – 1  yenik durumdaki  B  takýmý, Ayka’nýn  oyuna girmesiyle canlanmýþ, diðer takýmýn yaptýðý pas hatalarýný deðerlendirip, pek nadir olarak geliþtirdikleri ataklarýný sýklaþtýrmýþtý. Topu kapan  B  takýmý oyuncusunun gözleri Ayka’yý  arýyor, eðer yakýnda ise, Ayka’ya  pasýný veriyor, topla buluþan Ayka ileri atýlýyordu. Maçýn bitmesine  5  dakika kalmýþtý ki, rakip ceza sahasýna giren bir oyuncu son vuruþunu yapacaðý sýrada düþürüldü. Karar penaltýydý. Ýþte o an geldi diye düþündü Ayka, topu aldý, penaltý noktasýna dikti. Topa vurmak için gerilirken teknik direktörün biraz ilerden,  hayýr Ayka, sen býrak, penaltýyý Muzaffer atsýn,  dediðini iþitti. Kulaklarýna inanamadý. Acaba yanlýþ mý anladým diye düþünerek sesin geldiði tarafa döndü. Teknik direktör penaltý noktasýna gelerek, gel Muzaffer, penaltýyý at,  deyince Ayka kahroldu. Demek yanlýþ anlamamýþtý ve penaltýyý Muzaffer atacaktý. Ayka’nýn  sinirleri iyice gerildi. Ahlaksýz diye mýrýldandý. Kenara çekildi. Gol olmaz da utanýrsýn belki diye düþündü. Dayanamýyordu artýk gururuyla bu derece oynanmasýna, neredeyse patlayacaktý. Biraz sonra atýlan penaltý gol olunca,  B  takýmýnýn yaþadýðý sevinç birden üzüntüye dönüþtü.                                               

Ayka patlamýþtý. “  Artýk senin takýmýnda oynamam ben. Hemen þimdi gidiyorum ve bir daha da dönmeyeceðim “  diye baðýrýrken sýrtýndan çýkardýðý formasýný yere attý. Ayka daha sonra saha dýþýna çýktý ve elbiselerini aldý. Peþinden gelen teknik direktör ismet rezil olmuþtu. “ Dur Ayka, bari maçý tamamla “ dedi, Ayka’nýn  yanýna gelerek. Ayka: “ Sen de maçýn da yerin dibine batsýn. Oynamýyorum iþte “ dedikten sonra yürüdü gitti. Yolda Ayka bu olanlarý  bir gün dünyaya duyuracaðýna dair kendine söz verdi.

Aradan birkaç ay geçtikten sonra  Ayka ve ailesi Bursa’ya  taþýndý. Belki de böylesi daha iyi olacaktý. Bursa, Ýnegöl’den  çok daha büyüktü. Pek çok takým vardý burada. Bir takýma giriverirdi ve futbolunu oynardý. Fakat bir takýma girivermek o kadar kolay deðildi. Ayka bu koca þehirde kimseyi tanýmýyordu, ailesi de yardýmcý olamazdý. Ne yapacaksa kendi yapacaktý ve mutlaka bir takýma girecekti. Zaman boþa geçmemeliydi. Antrenmansýz geçen her gün Ayka’yý  formdan düþürebilirdi. Ayka, Bursa Atatürk Stadyumu’na  giderek koþu antrenmanlarýna baþladý. Ýki ay kadar burada koþularýný sürdüren Ayka, bir gün orada tanýþtýðý bir koþucuya  “ Ben aslýnda futbol oynuyordum. Bursa’ya  yeni taþýndýk. Formumu kaybetmeyeyim diye gelip burada koþuyorum “  deyince  Cavit Önge adýndaki koþucu “ Ben de Muradiyespor Kulübü’nün atletizm takýmýndayým. Bizim kulübün futbol þubesinde gel oyna istersen “ dedi. Ayka buna çok sevindi ve ertesi gün soluðu Muradiyespor Kulübü’nde aldý.

Muradiyespor futbol takýmýyla antrenmanlara baþlayan Ayka diðer yandan da koþu antrenmanlarýný hiç aksatmýyordu. Artýk 16 yaþýnda bir genç olmuþtu ve büyüdüðü zaman iyi bir futbolcu olmanýn çok iyi bir kondisyonla mümkün olacaðýný biliyordu. Bir gün Ayka stadyumda þortla koþmuþ, dinleniyordu. Diðer sporcularý seyre dalan Ayka havanýn aniden soðuduðunu fark edememiþti. Hafif bir yaðmur çiseliyordu. Oldukça fazla dinlendiðini neden sonra anladý Ayka. Üþümüþtü. Oturduðu yerden kalktý. Bir süre daha koþtuktan sonra elbiselerini giymek için içeri girdi. Ertesi gün dizlerinin sýzladýðýný fark etti. Birkaç gün sonra da zorlukla yürüyebildiðini. Bazen ayakta dururken dizleri tutmayýveriyordu. Sanki boþlukta dikiliyor gibi oluyordu ve bir adým atmaya kalksa belki yere düþecekti.

Ýþte böyle anlarda hemen tutunacak bir yer arýyordu. Bir aðaç, bir duvar artýk ne olursa oraya tutunarak ayaklarýný ileri, geri oynatýyor ve biraz dinlendikten sonra yürümesi mümkün oluyordu. Ayka birkaç gün sonra hastaneye giderek muayene oldu ve kendisine verilen merhemi her gece yatmadan önce dizlerine sürmeye baþladý. Daha sonra dizliklerini takan Ayka sessizce yataðýna yatýp uyuyordu. Bir hafta süren bu çok zor günlerden sonra dizlerindeki sýzýnýn geçmeye baþladýðýný gören Ayka tekrar Muradiyespor futbol takýmýyla antrenmanlara çýkmaya baþladý. Gece kroslarýnda takýmýn ön sýrasýnda koþuyordu. Gündüz yapýlan antrenmanlarda birbiri ardý sýra goller atýyordu fakat alt eþofmanýnýn içinde dizlikleri hep vardý ve eðer dizlikleri olmasa ne ön sýrada koþabilir ne de goller atabilirdi, bunun farkýndaydý. Amatör küme maçlarý  baþlamýþtý. Muradiyespor  ilk maçýna  yeni bir teknik direktörle çýkacaktý. Takým hazýrdý, kadro okunuyordu. Ayka sevindi. Santrfor oynayacaktý. O ara eski teknik direktör geldi, kulüp baþkaný ve bir idareci yeni teknik direktörle bir þeyler konuþtular. Ayka’nýn kesik kesik de olsa duyduklarý þunlardý: Bak iki ayaðýnda da dizlik var…ayaklarý sakat onun…”

Ayka’nýn oynatýlmadýðý o ilk maçta Muradiyespor  0 – 0 berabere kaldý. Ayka yedekler arasýnda bile deðildi. Anýnda kadrodan çýkarýlmýþ ve maçý tribünlerden izlemek zorunda býrakýlmýþtý. Ayka birkaç ay bu duruma tahammül ettikten sonra sessiz sedasýz takýmdan ayrýldý. Asla tahmin edilemeyecek kadar çok üzülüyordu. Ayný zamanda futboldan zorla koparýlmýþtý. Artýk sadece stadyumda koþuyor ve aðýrlýk çalýþmasý yapýyordu. Bu durum tam bir yýl iki ay sürdü ve bir tanýdýðýn yardýmýyla Bursaspor Genç Takýmý’na  girdi. Bir ay süren futbol derslerinden sonra sahaya inildi ve takým seçmelerinde Ayka ne yazýk ki seçilemedi. Tek maçta ne oynayabilirsen oynayacaktýn. Tüm hünerini gösterip takýma girecektin. O maçta Ayka biraz da tutuk oynamýþtý, fakat seçilememesini þuna baðlýyordu:

“ Kaleciler ayrýldý, diðer oyuncular defans, orta saha, forvet diye ayrýldý. Ben forvet oynayanlar tarafýna geçtim. Teknik direktör Necmi Güzey, sen solaçýk oyna, dedi. Ben aslýnda santrforum, defansta da oynadým, fakat solaçýkta hiç oynamamýþtým. Solaçýk oynayanýn sol ayaðý çok iyi olmalý, solaçýkta her oyuncu oynayamaz. Týpký her oyuncunun santrfor veya kaleci olamadýðý gibi. Maç boyunca pek çok defa soldan ataklar yaptým. Topu düþe kalka sürdüm götürdüm. Karþý takýmýn defansý tekme atmakta ustaydý. Sað ayaðým Türkiye haritasýna dönmüþtü. Kale önüne çok ortalar yaptým. Fakat yanlýþ pas verdiðim durumlar da oldu. Tabii ki, pas hatasý yapan tek ben deðildim. Her futbolcu her maç mükemmel oynasa, her kaleye vurulan þut gol olsa futbolun tadý kalmaz. Ben de o maçta çok iyi oynayamadým, bunu inkâr etmiyorum. Eðer seçilebilseydim o takýma gerçekten çok iyi olacaktý. “   

Ayka daha sonra Ývazpaþa  adýndaki amatör küme takýmýna girerek, bu takýmla antrenmanlara baþladý. Umut doluydu yüreði kar, yaðmur, çamur demeden koþuyordu antrenmanlara ve hiçbir antrenmaný kaçýrmýyordu. Onun bu iyi niyetli var olma savaþý görmezden gelinemezdi. Uludað yolunda yapýlan bir gece krosundan sonra idarecilerden biri:  “ Ayka, amatör küme maçlarý yakýnda baþlýyor. Gerekli evraklarý getir de sana lisans çýkartalým “  deyince Ayka, “ Olur. Yarýn evraklarý kulübe getiririm “ dedi. Ertesi gün sabah erkenden Ayka gerekli evraklarý kulübe getirip idareciye teslim etti.

Ývazpaþa takýmýnýn antrenman maçlarýnda Ayka artýk öyle eskisi gibi birbiri ardý sýra goller atmýyordu. Daha çok defans-orta saha karýþýmý bir futbol oynuyordu. Burada biraz þaþýrmamak elde deðil. Hani Ayka gol demekti? Bu büyük deðiþimin sebebi neydi? Dilerseniz bu durumun açýklamasýný, aradan uzun yýllar geçmesine karþýn, o günleri hiç unutmamýþ olan ve hatýralarýný taptaze, canlý olarak belleðinde yaþatan Ayka’dan alalým:  “ Sebeplerden birincisi, takýmdaki pek çok oyuncu yýllardýr bu takýmda oynuyor. Takýmýn golcüsü var. Bazý antrenman maçlarýnda bir-iki gol attýðý oluyordu, ama attýðýndan kat kat fazlasýný kaçýrýyordu. Ýkincisi, þimdiye kadar hep çok gol atmýþtým da ne olmuþtu? Neden attýðým goller önemsenmiyordu? Bunu fark ediyordum ve çok düþünmeme karþýn, bu sorulara mantýklý bir cevap bulamýyordum. Golü ikinci plana atýp, kendimi fazla göstermeden takýmda tutunmak, kalýcý olmak istiyordum. Oyuncu defansta oynuyordu, hiç gol atmýyordu, fakat amatör küme maçlarýnda sahaya çýkýp takýmdaki yerini alacaktý. “

Aradan günler, haftalar geçmiþ ve amatör küme maçlarý baþlamýþtý. Maç olduðu günler Ayka takýmda oynama umuduyla bir o sahaya, bir bu sahaya koþtu, durdu. Her maç öncesinde takým kadrosu okunduktan sonra gizlice ortadan kayboluyordu. Sanki takýmýn maçýný seyretse daha mý iyi olacaktý? Yenilip duruyorlardý iþte. Belki de Ayka’nýn  lisansý çýkmadýðý için kadroya alamýyorlardý. Ayka evraklarý vereli dört ay olmuþtu. Baþkasýnýn lisansý iki ay içinde çýkýyordu da Ayka’nýn lisansý dört aydýr niye çýkmýyordu? Ýdareci baþvuruyu yapmýþ mýydý? Bu hiçbir zaman öðrenilemedi. Eðer lisans çýktýysa Ayka’ya haber vermek gerekmez miydi? Haber vermesen bile alýn iþte Ayka’yý kadroya, çýksýn sahaya oynasýn futbolunu, takýma güç katsýn. Koy Ayka’yý defansa defansýný saðlamlaþtýr. Maçta gol atamýyordu zaten takým, bari gol de yemezsin, berabere kalýr, bir puaný kaparsýn. Bu da aklýna gelmiyorsa senin idarecilikte iþin ne?

Mudanya’ya maça gidilmiþti. Saha çamur içindeydi. Saha kenarýndaki karlar henüz erimemiþti. Maç iptal edildi. Ýþte o günden sonra Ayka bu takýmýn ne maçýna, ne antrenmanýna gitti. Maçlarda oynama ümidi çoktan sönmüþtü zaten. Deymezdi bir bakýma bunca üzüntüye, kahrolma derecesine varan üzüntüye. Yeniden bir takýmda futbol oynamaya teþebbüs etmek yeni  sýkýntýlara, üzüntülere kucak açmak demekti. Ayka yorulmuþtu, bitmiþti. Bir zamanlar futbolcu olmak onun en büyük idealiydi. Genç Ayka yine güçlüydü, ideal yine vardý, fakat ideale ulaþmak için önüne çýkarýlan engeller tükenmek bilmiyordu. Her defasýnda bir sonraki engeli aþmak çok daha zor oluyordu. Öyle bir an geliyordu ki, kendi kendine yabancýlaþýyordun. Çaresizlik sonsuz düþ kýrýklýklarýna yol açýyordu. Kýrýlan düþ, kýrýla yapýþtýrýla, düþlükten çýkýyor, düþ yabancýlaþýyordu. Sen hem kendi kendine yabancýlaþtýn, hem de düþün sana yabancýlaþtý, bu tarafta, ideal istesen de istemesen de sana yabancýlaþýr.


SON



11
Edebiyat / Sepetçi Ýle Zengin Adam
« : Aralık 24, 2016, 11:03:45 öö »



Vaktiyle bir ülkenin bir þehrinde bir sepetçi adam yaþýyormuþ. Bu sepetçi sabahtan akþama kadar dükkânýnda sepet yapmakla uðraþýrmýþ. Ýþine saygý duyar, en ucuza satacaðý sepetleri bile büyük bir özenle hazýrlarmýþ. Bundan dolayý yaptýðý sepetler çok saðlam ve dayanýklý olurmuþ. Baþka þehirlerden, kasabalardan, köylerden onun yaptýðý sepetleri almak için dükkânýna gelenler bile varmýþ. Bu sepetçi yalnýz salý günleri dükkânýnda bulunmazmýþ, çünkü salý günleri o þehirde pazar yeri kurulurmuþ ve sepetçi pazarda sergi kurar, sepet satarmýþ.
 
Bir gün sepetçi dükkânýna çok zengin bir adam gelmiþ. Zengin adam sepetçiden iþlemeli, süslemeli, rengârenk boyalý, dünyada bir eþi ve benzeri yapýlamayacak güzellikte üç tane sepeti üç ay içinde yapmasýný istemiþ. Sepetçi ise, istenen özelikleri taþýyan üç sepeti üç ay içinde tamamlayabileceðini, fakat bunun için üç yüz altýn istediðini söylemiþ. Zengin adam istediði parayý fazla bulduðunu söyleyince sepetçi:
 
“ Aslýnda üç yüz altýný emeðimin karþýlýðý olarak istiyorum. Daha sýrada birçok sipariþ var, bunlarý ertelemem lazým. Ayrýca yeni sipariþler gelebilir. Bu üç ay içinde pazara çýkmamam gerekir. Siz de takdir edersiniz, pazara çýkmamak kazancýmýn önemli bir kýsmýný kaybetmeme neden olacaktýr “ deyince zengin adam sepetçiye hak vermiþ ve ücretin yarýsýný peþin ödemiþ. Sepetleri alýrken kalan yüz elli altýný ödeyeceðini söyleyip gitmiþ. Sepetçi gündüzlerine gecelerini de katarak uðraþmýþ, göz nuru dökmüþ. Saðlam ve incecik sazlarý birbirinin üstüne örmüþ. Bunlarýn üzerlerini resimlerle, boyalarla süslemiþ. Bu arada neden pazara çýkmadýðýný soranlara durumu anlatmýþ. Sipariþ için gelenlere de sürenin sonunda tekrar uðramalarýný söylemiþ.
 
Sonunda, üç aylýk süre dolmuþ. Sepetçi, zengin adamýn geleceði günden bir önceki gün sepetlerin yapýmýný tamamlamýþ. Ýkindi vaktine doðru kahveye çay içmeye gitmiþ. Kahvede zengin adamýn sabaha karþý öldüðünü öðrenmiþ. Ýyiliksever, dürüst bir tüccar olarak tanýnýyormuþ. Sepetçi onun nerede oturduðunu öðrendikten sonra üzgün bir þekilde dükkânýna geri dönmüþ. Yarýn olmuþ, öbür gün olmuþ, aradan bir hafta geçmiþ. Sepetleri arayan soran olmamýþ. Bu arada sepetçi eskisi gibi sepet yapmaya, pazara çýkmaya baþlamýþ, ama dükkânýnýn bir köþesinde duran üç sepeti gördükçe sepetçiyi bir düþüncedir alýp gidiyormuþ.
 
“ Sepetleri adamýn evine götürsem karýsý, oðlu, kýzý vardýr, yüz elli altýn ödeyip alýverirler belki. Sepetleri biraz ucuza baþkalarýna satmaya kalksam, gelirlerse bu dükkana, sepetçi, bizim üç sepet hani? Bak bu torbada yüz elli altýn var. Ver sepetleri al paraný derlerse, ben ne yaparým? “ Bakmýþ bu böyle olmayacak bir sabah sepetleri bir çuvala koymuþ, zengin adamýn konaðýna gitmiþ. Sepetçiyi konakta zengin adamýn üç oðlu karþýlamýþ ve olanlarý öðrenince çok þaþýrmýþlar. Gençler, babalarýnýn iþlerine yardýmcý olduklarýný ve onun kendilerinden gizli saklýsýnýn bulunamayacaðýný, sepetlerin gerçekten güzel olduðunu, fakat yüz elli altýn verip bunlarý almalarýnýn mümkün olmadýðýný, babalarýnýn sepetleri üç yüz altýna alýp da ne yapacaðýný bilmediklerini söylemiþler. Bunun üzerine sepetçi sepetlerini alarak dükkânýna dönmüþ.
 
Aradan günler, haftalar, aylar geçmiþ. Bu zaman zarfýnda üç sepetin hikâyesini duyan pek çok kiþi sepetçinin dükkânýna gelip sepetleri görmüþ ve çok beðenmiþ. Sepetçi üç sepet için yüz elli altýn istediðinden kimse sepetleri almaya yanaþmamýþ. Bir gün o ülkenin padiþahý ününü duyduðu üç sepeti görmeye gelmiþ. Sepetlerin güzelliðine hayran kalan padiþah yüz elli altýn ödeyip sepetleri almýþ. Zamanla üç sepetin ünü dünyanýn birçok ülkesine yayýlmýþ. Ýmparatorlar, krallar, prensler.. Padiþahtan üç sepeti alabilmek için yarýþ içine girmiþler. Sepetçi bir kralýn padiþaha üç sepet için on bin altýn teklif ettiðini duyunca hayretler içinde kalmýþ. Sepetçi yapmýþ olduðu sepetlerin bu derece ünleneceðini ve bu kadar pahaya çýkacaðýný beklemiyormuþ. Bu durumun nedeninin sepetlerin çok güzel olmasýnýn yaný sýra onlarýn meydana geliþ hikâyesindeki deðiþik þartlarýn ve zengin adamýn üç sepeti neden yaptýrmak istediði sorusunun bir türlü cevaplandýrýlamamasýnýn etkili olduðunu biliyormuþ.
 
Günlerden bir gün zengin adam sepetçinin rüyasýna girmiþ ve üç sepeti, üç oðluna hediye olarak yaptýrdýðýný söylemiþ. "Oðullarým evlenirken, sepetleri altýnla doldurup düðün hediyesi olarak verecektim." demiþ.
 
Sepetçinin, caným efendim, tanesi yüz altýna özel sepet yaptýracaðýnýza, benim dükkandaki beþ altýnlýk güzel sepetlerden neden almadýnýz, sorusuna zengin adam þu cevabý vermiþ:
 
" Zenginliðim fark edilsin, herkes tarafýndan bilinsin istedim. Ben altýnlarý normal bir sepete koysaydým zenginliðimin ne kýymeti kalýrdý? Altýnlarýn konacaðý sepetler de altýn gibi kýymetli olmalýydý."


12
Edebiyat / Horozun Fendi Tilkiyi Yendi
« : Aralık 24, 2016, 11:01:42 öö »

Tilki, birkaç gündür çiftliðin etrafýnda fýrýldak gibi dönüyordu. Bakýþlarýndaki bütün dikkat çiftlik evinin yan tarafýndaki tavuk kümesinde toplanmýþtý. “ Ah “ diyordu, “ Ah, þu semiz tavuklardan birisini, ikisini yakalasaydým da çýtýr çýtýr yiyiverseydim, ne olurdu sanki? Karným doyardý, sonra da güzel bir uyku çeker yarýna kadar yiyecek derdim olmazdý ” diye düþünürken çiftlik sahibinin kümesin önündeki kuyudan su çekmeye gittiðini gördü. Kaþlarýný çattý. Yüksek sesle:

“ Fakat bunlar rahat býrakmazlar ki, adam, karýsý, oðlu, kýzý sabah gün doðarken kalkarlar, bütün gün çiftliðin avlusunda oraya buraya koþuþtururlar. Ne zamana kadar? Ta akþam oluncaya kadar. Peki akþam olunca bunlar yatar uyurlar da meydan bana mý kalýr? Yooo…Gecelerin hakimi Popsi’dir. Benim gibi üç tanesini bir araya getirsen ancak bir Popsi eder. Ýriyarý, kalýplý bir köpektir kendisi. Geceleri hiç ayrýlmaz kümesin önünden. Bazý geceler yere yatar, uyur gibi yapar. Bilirim ben onun iki gözü açýk uyuyanlardan olduðunu. Geceleri deðil kümese girmek, çiftliðin avlusuna adým atmayý kendi kendime teklif bile edemedim “ diyerek sitem etti.

Ertesi gün tilki sevinçten neredeyse kanatlanýp uçacaktý. Çiftlik sahipleri öðle vaktine doðru temiz elbiselerini giymiþler, arabalarýna binip þehre misafirliðe gitmiþlerdi. Belli ki birkaç günden önce dönmeyeceklerdi. Ýkindi zamaný olmuþtu. Popsi sýcak havanýn etkisiyle gevþemeye baþladý. Zaten bütün gece uyumamýþtý. Göz kapaklarý aðýrlaþmýþtý. Gezerken dalýyordu. Birkaç kere neredeyse yere düþecekti. Sonunda dayanamadý, gitti kulübesinde uyumaya baþladý.

Tilki Popsi’nin haline için için güldü. Sessizce çiftliðin avlusuna süzüldü.Kümesin yanýna sokuldu. Ýçeride tavuklar yem yiyorlardý. Kapýnýn sürgüsünü çekti. En yakýnýnda duran tavuðu kaptýðýyla, kümesin kapýsýný kapatýp ormana doðru kaçmasý bir oldu. Kümeste bulunanlardan hiçbirisi bu durumun farkýna varmadý. Tilki geceyi ormandaki bir aðaç kovuðunda geçirdi. Ertesi gün yine ikindi vakitleri Popsi kulübesinde uyurken kümese geldi. Ayný þekilde kapýnýn sürgüsünü çekti, en yakýnýnda duran tavuklardan birini yakaladý, kapýyý kapatýp ormana doðru koþarak uzaklaþtý.

Kümeste bir horoz vardý. Adý “ Kýrmýzý “ idi. Geriye kalanlarýn hepsi tavuktu. Tilki kümese dadanmadan önce on dört tane tavuk vardý. Kýrmýzý o sýrada kümesin köþesinde tahtadan yapýlmýþ tünekte oturmuþ, pencereden dýþarýsýný seyrediyordu. Tilkinin kümese girip tavuklardan birini kapýp götürmesine film seyreder gibi bakakaldý. Kendisini çarçabuk toparladý. Aniden tünek penceresinden kümesin ortasýna doðru uçtu. Avazý çýktýðý kadar “ ü-ü-rüü-üüüü “ diyerek ötmeye baþladý. Amacý, Popsi’yi uyandýrýp tilkiyi yakalamasýný saðlamaktý. Belki tilkinin götürdüðü tavuk kurtarýlabilirdi. Hemen durumu kümesteki tavuklara anlatýp, tavuklarýn “gýt gýt gýdak, gýt gýt gýdak” diye baðýrmalarýný saðladý. Aradan dakikalar geçtiði halde Popsi yardýma koþmadý.

Saatler sonra Popsi uyandý.Aðýr aðýr gerindi.Kulübesinden dýþarý çýktý. Hava kararmaya baþlamýþtý, akþam oluyordu. “ Ne güzel uyumuþum!..Þöyle bir çýkýp dolaþayým “ dedi kendi kendine. Tam kümesin önünden geçerken duyduðu sesle irkildi. Birisi onu çaðýrýyordu. Kümese doðru yaklaþtý. Seslenen horoz Kýrmýzý idi:

“ Popsi nerelerdesin? Sen gündüz uyurken tilki geldi. Kümesin kapýsýný açýp bir tavuk kaptý, kapýyý kapatýp kaçtý. Seni uyandýrmak için hepimiz baðýrdýk. Fakat sen koþup gelmedin. Ayrýca bir tavuk daha kayýp. Çiftlik sahiplerinin gitmelerini fýrsat bildi bu tilki, iki günde iki tavuk çaldý. “

Popsi kulaklarýna inanamadý. Tilkinin kendisini önemsememesi canýný sýkmýþtý. Gözlerini iri iri açarak: “ Vay be..Bu ne cesaret..O tilkiyi bir yakalarsam dünyasýný karartýrým..Ne sanýyor ya bu tilki kendisini “ diye baðýrdý.

Kýrmýzý, Popsi’ye susmasýný iþaret ederek: “ Ýþ iþten geçtikten sonra sinirlenmenin ne anlamý var? Bir plan hazýrladým. Þimdi beni iyi dinle “ dedi.

Planý dinleyen Popsi gece nöbetine devam etti. Aynen iki gündür olduðu gibi ikindi vaktine doðru ayakta uyuklamaya baþladý. Kulübesine girdi. Kapýsýný kapattý. Fakat uyumak için kulübeye girmemiþti. Plan gereði, kulübesinin arka tarafýndaki tahtalardan birinin çivilerini geceden sökmüþtü. Tahtayý yerinden alýp sessizce dýþarý çýktý. Çiftlik evinin arkasýndan öbür yandaki kümesin arkasýna geldi. Kýrmýzý ve tavuklar da bütün gece boþ durmamýþlar, kümesin köþesindeki tüneðin tahtalarýný aralayýp, Popsi’nin geçebileceði kadar bir yer açmýþlardý. Popsi buradan tüneðe girdi. Tahtalarý yine eski durumuna getirdi. Tünek kapýsýnýn arkasýnda yere yattý. Tavuklarýn hepsi tünekteydiler. Sadece Kýrmýzý kümesin ortasýnda dolaþýyordu.

Tilki Popsi’nin kulübesine girmesinden sonra bir yarým saat bekledi. Popsi’nin uyuduðuna kanaat getirdi. Çiftliðin avlusuna girdi. Kümesin önündeki kuyunun duvarý arkasýna saklandý. Etrafý dinledi. Her þey yolundaydý. Kuyunun duvarý üstünden baþýný kaldýrdý. Kümese doðru baktý. Horozdan baþka kimseyi göremedi. “ Tavuklar tünekte uyukluyorlar olsa gerek “ diye düþündü. “Yaþasýn! Bugün de horoz eti yiyeceðim “ dedi kendi kendine. Bulunduðu yerden ayrýldý. Parmaklarýnýn ucuna basarak kümese doðru yaklaþtý.

Kýrmýzý tilkiyi kuyunun arkasýna saklanýrken görmüþ ve Popsi’yi haberdar etmiþti. Sanki hiçbir þeyden haberi yokmuþ gibi kafasý yerde yem yiyor gözüküyordu. Aslýnda tilkiyi göz hapsine almýþ, tilkinin her hareketini kontrol ediyordu. Tilki kümes kapýsýnýn sürgüsünü çekti. Hýzla kýrmýzýnýn üstüne yürüdü. Tam kýrmýzýyý tutmak için eðildiði anda sað gözünde bir þimþek çaktý. Kýrmýzýnýn tek ayaðý üstünde dönerek vurduðu kanat tokadý tilkinin gözüne gelmiþti. Tilki neye uðradýðýný þaþýrdý. Bu sýrada Popsi saklandýðý yerden yay gibi boþandý. Kümesin kapýsýný kapattý. Kapýya kilidi taktý.Anahtarý kümesten dýþarýya attý.Kendisi için hiçbir kaçýþ yolu kalmayan tilki gerilemeye baþladý. Yalvarmak faydasýzdý. Kendini savunmaya karar verdi. Popsi ile tilki hýrsla birbirlerine girdiler. Popsi tilkiye göre, çok iriydi ve çok güçlüydü. Sonunda tilki Popsi’nin vurduðu yumruklarla pestile döndü. Yere yýðýldý, kendinden geçti. Popsi’nin tekrar tilkinin üstüne atýlmaya hazýrlandýðýný gören Kýrmýzý Popsi’nin önüne geçti:

“ Dur bakalým!. Bu kadar ders ona yeter. Kümese girdiðin yerden dýþarýya çýk, anahtarý bul, kapýyý aç. Yaptýðým planýn dýþýna çýkmamak gerek. “

Daha sonra Kýrmýzý ile Popsi, tilkiyi götürüp ormana býraktýlar. Tilki ancak iki gün sonra gece yarýsý kendine gelebildi.Yüzü,gözü çürük içindeydi. Her yaný aðrýyordu, arka ayaklarý tutmuyordu. “ Ölmemiþim buna da þükür “ dedi içinden. Tilki vücudunda saðlam kalan ne varsa hepsini toplayýp sürüklenerek ormanýn içlerine doðru uzaklaþtý, karanlýklarda kayboldu.

13
Edebiyat / Lolita
« : Aralık 24, 2016, 11:00:22 öö »

Saraydaki çamaþýrhanede çalýþan çamaþýrcý kadýnýn genç ve güzel bir kýzý vardý. Bu kýzýn adý Lolita idi. Lolita annesinin yanýnda çalýþýyor, günlerini çamaþýr yýkamakla geçiriyordu. Boþ zamanlarýnda çamaþýrhanenin penceresinden sarayýn bahçesini seyreden Lolita, kralýn kýzlarý olan üç prensesi ve kralýn oðlu prensi bahçede gördüðünde, onlara hayranlýk dolu bakýþlarla bakmaktan kendini alamýyordu. Prensesler ne kadar güzel elbiseler giyiyorlardý. Her gün bir baþka elbise ve her elbisenin modeli deðiþik. Prensin ise, yakýþýklýlýkta üstüne yoktu. Lolita da bir prenses olmayý istiyordu, ama her an bunu düþünmesine karþýn þimdiye kadar kendisini bir prenses olarak görmek rüyasýnda bile mümkün olmamýþtý.

Komþu ülkelerden birinin genç kralý,bu ülkeye yaptýðý bir ziyaret sýrasýnda onuruna düzenlenen ziyafette görüp beðendiði ve dans ettiði en büyük prensese, kendisiyle evlenmek istediðini söyleyince prenses, bu teklifi reddedemeyeceðini bildirdi ve babasýyla durumu görüþmesini rica etti. Bu görüþme olumlu sonuçlanýnca sarayda yapýlan niþan töreninde iki gencin niþan yüzükleri takýldý ve genç kral ülkesine geri döndü. Aradan bir ay geçmeden prensesin niþan yüzüðünü kaybettiði haberi duyuldu. Sarayda bulunanlar aradýlar taradýlar, köþe bucaða baktýlar, çýktýlar, sarayýn bahçesini didik didik ettiler, fakat ne çare, günlerce süren bu arayýþ bir türlü sonuçlanamýyor, niþan yüzüðü bir türlü bulunamýyordu. Niþan yüzüðü sýr olup uçmuþtu sanki.

Niþan yüzüðünün kaybolduðu gün prenses için her günkü gibi olaðan bir gündü. Sabah erkenden kalkmýþ, iki kýz kardeþiyle birlikte saray bahçesinde gezinti yapmýþ, daha sonra bir banyo almýþ ve sabah kahvaltýsý için yemek salonuna geçmiþti. Ýþte prenses bu kahvaltý sýrasýnda niþan yüzüðünün parmaðýnda olmadýðýný fark etmiþti. Acaba niþan yüzüðü elbisesinin ceplerinde olabilir miydi? Olabilirdi. Etrafýndakilere hissettirmeden sað ve sol cebini kontrol eden prenses niþan yüzüðünün ceplerinde olmadýðýný görünce telaþa kapýlmamýþ ve herhalde yüzüðü odamda unuttum diye düþünerek kahvaltýnýn sona ermesini beklemiþti. Kahvaltýdan sonra acele olarak odasýna çýkan prenses çok aramasýna karþýn, yüzüðü bulamayýnca durumu kabul etmek zorunda kalmýþ ve krala giderek yüzüðün kaybolduðunu söylemiþti.

Çamaþýrcý kýz Lolita aradan günler geçmesine karþýn yüzüðün bulunamamasýna üzülüyordu. Her geçen gün üzüntüsü biraz daha artýyordu, çünkü düðün günü giderek yaklaþýyordu. Güzel prensesin niþanlýsý genç kral geldiðinde müstakbel eþinin parmaðýnda niþan yüzüðünün olmadýðýný görünce ne olacaktý? Ya bir de genç kral bunu hakaret olarak kabul eder de evlenmekten vazgeçerse…koca bir ülkenin itibarý on paralýk olmaz mýydý? “ Ah, keþke yüzük bulunuverse de iki genç evlenip mesut olsalar “ diye düþündü Lolita. “ Sarayda yapýlacak düðüne katýlmak benim hayallerimin bile ötesinde ama sevgili prensesi düðünün ertesi günü saray bahçesinden geçerken gelinliðiyle bir defa görürüm ya bu da bana yeter. “

Bir gün Lolita çamaþýrhanedeki odasýnda saraydan gelen elbiseler arasýndan kendisine uygun bir elbise seçmekle meþguldü. Seçeceði elbisenin bazý yerlerini söküp, bazý yerlerinde deðiþiklikler yaparak giyebileceði biçimde tekrar dikecekti. Prenseslerin bir gün giyip bir daha giymedikleri yepyeni elbiseleri gözden geçirirken, elbiselerden birinin astarý içinde küçük, yuvarlak bir cisim eline temas etti. Lolita hemen elbisenin astarýný söktü. Astardan çýkan þeye dikkatlice baktýðýnda bunun bir yüzük olduðunu gördü. Acaba bu prensesin kayýp yüzüðü olabilir miydi? Tabii ya neden olmasýndý; prenses yüzüðü kaybettiði gün belki on defa üstündeki bu beyaz elbiseyle sarayýn bahçesine çýkýp yüzüðü aramýþtý. Elbisenin bir cebi delikti zaten. Lolita sevinç içinde odasýndan çýktý ve hýzlý adýmlarla saraya doðru yürüdü.

Niþan yüzüðünün bulunmasýyla birlikte herkesin yüzü gülmeye baþladý. En çok yüzü gülenlerden biri olan Lolita, kralýn düðüne katýlabileceðini söylemesi üzerine tarifsiz bir heyecana kapýldý ve çok mutlu oldu. Sarayda yapýlan düðün törenine özel olarak hazýrlanmýþ elbiseyle katýlan Lolita güzelliðiyle göz kamaþtýrýyordu. Prens Lolita’nýn yanýndan ayrýlmýyor, onu dansa kaldýrýyor, övgü dolu sözler söylüyordu. Davetliler ise prens ile Lolita’nýn birbirlerine çok yakýþtýklarýný konuþuyorlardý. Ertesi gün genç kral eþi ile birlikte ülkesine gittikten sonra, davetliler de birer ikiþer ülkelerine geri döndüler. Tabii ki Lolita da çamaþýrhaneye geri döndü. Aradan birkaç ay geçmiþti ki annesi Lolita’nýn yanýna gelerek saray bahçývanýnýn onu oðluna istediðini söyledi. Lolita annesi ile bir süre konuþtuktan sonra bahçývanýn oðluyla evlenmeye razý oldu. Lolita ile bahçývanýn oðlu çamaþýrhanede yapýlan mütevazi bir düðünle evlendiler ve mutlu da oldular.


14
Edebiyat / Atatürk'ün Çocukluk Anýlarý
« : Aralık 12, 2016, 22:48:51 ös »

ATATÜRK'ÜN ÇOCUKLUK ANISI: ELBÝSE KAVGASI
 
 
 Çocukluðumda yaþadýðým anýlardan biri de Makbule ile Naciye arasýndaki elbise kavgasýdýr. Komþu kýzýn üstünde yeni elbiseyi gören Makbule ile Naciye, anneme, biz de yeni elbise isteriz, dediler.
 
 Annem:
 " Tabi olur, benim güzel çocuklarým. Ölçünüzü alýr, size yeni birer elbise dikerim. Þunun þurasýnda bayrama ne kaldý? Bayram günü de yeni elbiselerinizle gezersiniz. "
 
 Birkaç günde elbiseler hazýrdý. Makbule ile Naciye yeni elbiseleriyle kývanarak gezdiler. Bir hafta sonra kýz kardeþlerim eski elbiselerine dönüþ yaptýlar. Annem de yeni elbiseleri yýkayýp, ütüledi ve elbise dolabýna astý.
 
 Aradan zaman geçti ve arefe gününden bir gün önce evde bir gürültüdür koptu. Naciye bayramlýk elbisesini giymek istemiþ, üstüne olmamýþ, dar gelmiþ ve bir yaþ büyük ablasý Makbule'nin elbisesini giymiþ. Bunun gören Makbule Naciye'den elbisesini çýkarmasýný isteyip sesini yükseltmiþ.
 
 Araya giren annem Naciye'ye neden ablasýnýn elbisesini giydiðini sordu. Bunun üzerine Naciye:
 " Ama anne, benim elbisem üstüme olmadý, çok dar geldi. Bir de ablamýn elbisesini deneyeyim dedim. Tam geldi. Bayramda ben bunu giyeyim ha, ne dersin? "  Annem daha sonra elbiseyi Makbule'ye giydirmeye çalýþtý ama dar geldi.
 
 Annem:
 " Tabi dar gelir. Siz büyüme çaðýndasýnýz. Ýki ay önce diktiðim elbisenin þimdi dar geleceðini düþünemedim. O zaman bayramda Naciye bu elbiseyi giyer, ben Makbule'ye iki gün içinde yeni elbise dikerim. "
 
 Annem aynen öyle yaptý. Ýki günde elbiseyi dikti ve Makbule bayramda bu elbiseyi giydi. Beni sorarsanýz annemden rica etmiþtim ve beni kýrmadý. Bana bayramlýk alýnmadý. Babamýn yokluðunda zaten kýt kanaat geçiniyorduk. Annemi zor durumda býrakmak istemedim.
 

 
 BALIKLARI SUYA ATTIM

 Bir gün Makbule ile Naciye'yi yanýma alarak çiftliðin yakýnýndaki gölette balýk tutmaya gittim. Ben oltayla balýk yakaladýkça Naciye aðladý, yalvardý, balýklarý suya atmamý istedi. Naciye aðlamasýn diye, balýklarý suya attým ve erkenden çiftliðe döndük. Zaten hastaydý, hastalýðýnýn ilerlemesinden korkuyordum.
 
 Çiftlikte elimdeki kovanýn boþ olduðunu gören dayým bana þöyle dedi:
 " Vay Mustafa , bakýyorum göletteki bütün balýklarý yakalamýþsýn. Bu kadar balýk bize çok, yarýsýný köye verelim. Hani balýklar, oltana yakalanmak için, atýlýrlardý. Hani avladýðýn balýklarý þanslý sayardýn. Giderken bir kova daha istiyordun. Sen önce bu kovayý doldur da sonra ikinci kovayý iste. "
 
 Dayým konuþmasýna devam edecekti fakat Makbule araya girdi:
 " Mustafa abim, yakaladýðý balýklarý suya atmasaydý iki kova dolardý. "
 
 Bunun üzerine dayým:
 " Nee, abin yakaladýðý balýklarý suya mý attý? Ama neden? " diye sordu.
 
 Makbule bu soruya þöyle cevap verdi:
 " Çünkü Naciye balýklara acýdý ve her balýk yakalandýktan sonra aðladý. "
 
 Naciye:
 " Ben aðladým diye abim bir dolu balýðý suya attý. " dedi.
 
 Dayým:
 " Affet beni Mustafa.. Durup dururken haksýz yere sana laf söyledim. Senin boþa konuþmayacaðýný anlamalýydým. Yarýn ikimiz gideriz balýk tutmaya. Yanýmýza dört kova alýrýz. " dedi.
 
 Dayým konuþmasýný bitirince bir an Naciye ile gözgöze geldik. Kardeþim yalvaran bakýþlarla bana bakýyordu.
 
 Ertesi gün sabah kahvaltýsýndan sonra dayým çiftlikte beni çok aradý. Bulamazdý tabi ki çünkü samanlýða saklanmýþtým. Dayým, Mustafa, Mustafa, nerdesin? diye baðýrdýkça yanýmdaki Makbule ile Naciye kýkýr kýkýr güldüler.
 
 
 
 
KARANLIKTAN KORKMAM
 
 On beþ yaþlarýndaydým. Manastýr Askeri Ýdadisi'ne gidiyordum. (O zamanýn lisesi) Yaz tatilinde dayýmýn çiftliðine gitmiþtik. Komþunun oðlu Enver'le çok iyi arkadaþtýk. Ara sýra birlikte gezerdik. Bir gün Enver, bizim baða gidip üzüm yiyelim, dedi. Ben de olur dedim. Annelerimizden izin alýp yola çýktýk. Saðda solda fazla eðlendiðimiz için, karanlýða kaldýk.
 
 Enver: "Ýstersen dönelim. Sen þehir çocuðu olduðun için, karanlýktan korkarsýn. Böyle durumlara alýþýk deðilsin" dedi.
 
 Ben karanlýktan korkmadýðýmý söyledim. Yola devam edelim dedim. Tarla kenarý, patika yol, aðaçlýk alan derken, karanlýk iyice çöktü. Yanýmdaki Enver'i zor seçer oldum. Bir saat önce daðlarýn kartalýyým diyen Enver, gel Mustafa dönelim, az kalmýþtý ya, yarýn gündüz geliriz, demeye baþladý. Neyse ki sonunda baða vardýk ve birer salkým üzüm kopardýk. Üzüm yiyerek çiftliðe döndük.
 

 
 ÝLK ANDA CANIM SIKILMIÞTI
 
 Bakla tarlasýnda yalnýz baþýma bekçilik yaptýðým günlerden birinde öðle vakti kulübenin önündeki çardak altýnda uyuya kalmýþým. Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum, annemin sesine uyandým.
 
 Annem: ” Dayýsý þuna bak, Mustafa uyuya kalmýþ. Makbule dün pýnardan soðuk su içince hastalandý ya, Mustafa bütün gece baþýnda bekledi. Ondan uykusunu alamadý. Neyseki Makbule’ye ballý ýhlamur içirdim de iyileþti ” dedi.
 
 Dayým: ” Býrak caným uyusun. Benim en sevdiðim þeydir burada uyumak. Bu öðle sýcaðýnda karga falan uðramaz. Bir yatsam iki saatten önce top atsan uyanmam ” dedi.
 
 Bu konuþmalarý duyunca ayaða fýrladým. Uykuda yakalandým diye ilk anda caným sýkýlmýþtý ama Makbule’nin iyileþtiðini duyunca rahatladým.
 
 
 
 NACÝYE KAYBOLDU
 
 Dayýmýn bakla tarlasýna Makbule ile giderdik. Bir gün Naciye de bizimle gelmek istedi. Ýlk defa benden birþey istediði için olmaz diyemedim. Annemden izin çýkýnca o gün üç kardeþ tarlaya gittik. Naciye eline bir sopa aldý ve kargalarýn ardýndan koþturdu durdu. Bir ara Makbule ile uzun süren bir konuþmamýz oldu.
 
 Tarlanýn ortasýndaki kulübenin önüne oturduk ve yemeðe baþlayacaktýk ki, Naciye’nin yanýmýzda olmadýðýný fark ettik. Saða baktýk, sola baktýk, Naciye neredesin diye baðýrdýk, Naciye yok. Neden sonra Naciye çýkageldi. Meðer karga peþinde koþarken çok yorulan Naciye kulübeye girmiþ ve döþeðe yatýp uyumuþ. Naciye’nin ortaya çýkmasýyla birlikte rahatladýk ve yemeklerimizi yedik.
 
 
 
 BAHÇEDEKÝ KUYU
 
 Ben yedi yaþýndayken, babamý kýsa süren bir hastalýðýn ardýndan kaybettik. O tarihlerde kadýnlar bir iþte çalýþamadýklarý için maddi sýkýntýlar içine düþmüþtük. Onun için evimizin yanýnda bulunan daha küçük bir eve taþýndýk. Ertesi gün yeni evin bahçesine teftiþe çýktým. Otlarýn arasýndan yürüdüm. Saðda solda dut, erik, armut aðaçlarý vardý. Armut aðacýnýn ilersinde bir kuyu olduðunu gördüm. Kuyunun yanýna sokulduðumda hayretler içerisinde kaldým. Yer seviyesinde olan kuyunun üstü açýktý. Annemi durumdan haberdar ettim. Annem komþumuz Ali Usta'yý çaðýrdý. Ali Usta kuyunun üstüne tahtadan bir kapak yaptý. Kilidi taktý. Anahtarý anneme verdi. Böylece kötü bir olay yaþanmadan kuyunun üstü kapatýlmýþ oldu.
 
 
 
 BENÝ KOMUTAN SEÇERLERDÝ
 
 Yeni evimiz küçüktü ama bahçesi büyüktü. Bu bahçede komþu çocuklarýyla askercilik oynardýk. Askercilik oynarken, beni komutan seçerlerdi. Ben de karþýmda hazýr ola geçmiþ arkadaþlara çeþitli görevler verirdim. Onlar da, emredersin komutaným deyip koþarak uzaklaþýrlardý. Üç beþ dakika sonra geri gelerek görevi tamamladýklarýný söylerlerdi. Daha sonra onlarý sýraya sokar, uygun adým yürütürdüm.
 
 Bir gün bize tahtadan tüfekler hazýrlayan marangoz Celal Amca oyunumuzu seyretmiþ ve anneme:
 " Zübeyde Haným, Mustafa'yý askeri okula göndermelisiniz. Kendisi iyi bir komutan adayýdýr. " demiþ.
 
 
 
 YARALI GÜVERCÝN
 
 Bir gün evimizin bahçesinde kanadý kýrýk, yaralý bir güvercin buldum. Eve götürdüm. Anneme ve kardeþlerime gösterdim. Güvercini veterinere götürdük. Kanadýný sardý, iyileþir, dedi. Üç gün güzelce besledim. Dördüncü günün sabahýnda kafeste cansýz yatarken buldum. Çok üzüldüm. Gözyaþlarý içinde güvercini bahçenin bir köþesine gömdüm. Seni hiç unutmayacaðým, güvercin, dedim. Aradan yýllar geçti ama ben o güvercini unutmadým.
 
 


ARKADAÞIM  YUSUF  KEMAL

Langaza'daki dayýmýn çiftliðinde her gün bir baþka olayla karþýlaþýr ve deðiþik arkadaþlarla tanýþýrdým. Yarýcýlarýn çocuklarý çiftliðe gelirdi. Onlara karpuz dilimleyip, ikram ederdim. Aralarýnda orta yere çýkýp güreþenler olurdu. Bu güreþlerde ben pek çok defa hakemlik yaptým. Bir defasýnda güreþen bir çocuðun babasý yanýma sokuldu ve þu benim oðlaný galip getir, al bu parayý harca, dedi. Ben, kusura bakma dayý, senin paran bende geçmez, deyince adam yanýmdan hýzla uzaklaþtý.

Sonraki günlerde çiftliðe Yusuf Kemal adýnda bir çocuk geldi. Ben yaþta, ben boyda ve sarýþýndý. Yusuf Kemal'le arkadaþlýðý bir ilerlettik. Hatta bir defasýnda hiç unutmam bir güreþi idare ederken, düdüðü ona vermiþ ve hakemlik yapmasýný istemiþtim. Pek güzel hakemlik yapmýþ ve güreþi iyi sonlandýrmýþtý.

Bir konuþmamýzda, senin adýn Yusuf ama Kemal'i var. Benim adým Mustafa, Kemal'i niye yok, demiþtim. Bunun üzerine Yusuf Kemal, üzüldüðün þeye bak. Sana Mustafa Kemal diyelim, olsun bitsin, demiþti. Sonra aradan aylar geçti. Selanik Askeri Rüþdiyesi'nde ( Ortaokul ) okurken,  bir arkadaþa Yusuf Kemal'den bahsetmiþ ve Yusuf'un üç veya dört defa bana Mustafa Kemal diye hitap ettiðini nakletmiþtim. Bu durum matematik öðretmenimiz Yüzbaþý Mustafa Efendi'nin kulaðýna gitmiþ. Matematiðe büyük ilgim nedeniyle, matematik öðretmenimiz, “Oðlum, senin de adýn Mustafa benim de. Bu böyle olmayacak. Arada bir fark bulunmalý, bundan sonra senin adýn Mustafa Kemal olsun” diyerek bana Kemal adýný verdi.  
 
 

SELANÝK ÞAMPÝYONU
 
 Mustafa, Þemsi Efendi Okulu 4. sýnýfa giderken beden eðitimi dersinde öðretmeni sýnýfa koþu yarýþmasý yaptýrdý. Okul etrafýnda iki tur atýlacak ve birinci olan okul çapýnda yapýlacak koþuda sýnýfýný temsil edecekti. Ýlk turu önde geçen Mustafa ikinci turun ortalarýnda bitiþ çizgisine doðru güçlü adýmlarla koþarken, biraz ilerde uçamayan bir yavru kuþun peþinden koþan siyah, kocaman bir kediyi fark etti.
 
 Mustafa yön deðiþtirip hýzla koþarak yavru kuþu kedinin pençesinden kurtardý. Yavru kuþu severek ve yürüyerek yarýþý en sonda tamamlamasýna karþýn, olayý öðrenen öðretmeninden yavru kuþu kurtardýðý için aferin alan Mustafa, yarýþý birinci bitiren arkadaþýnýn: “ Hayýr, ben birinci deðilim. Yarýþýn birincisi Mustafa’dýr. O benden daha hýzlý, sýnýfýmýzý benden daha iyi temsil eder “ demesi üzerine öðretmeni tarafýndan birinci gelmiþ sayýldý. On beþ gün sonra yapýlan koþuda okul þampiyonu olan Mustafa, derslerindeki baþarýyý koþuda da gösterecek ve Selanik Þampiyonu olarak bir kupa alacaktý.
 
 
 
KUYU

Langaza'da dayýmýn çiftliðinde kalýrken komþu çiftliðin yakýnýndan geçerdim. Bir gün çiftlikten sesler geldi. Koþtum. Kuyunun baþýnda üç çocuk kýz kardeþlerinin kuyuya düþtüðünü söylüyor ve yardým istiyorlardý. Oralarda kalýn bir ip  buldum. Ýpi aðaca baðlayýp kuyuya indim. Tahminen altý yaþlarýnda bir kýz beline kadar su içinde duruyordu. Ýpi kýzýn beline baðladým ve aðabeylerine yukarý çekmesi için, seslendim. Aðabeyleri kýzý yukarý çektiler. Daha sonra ipi aþaðý sarkýttýlar. Ýpi belime baðladým, ellerimle tuttum  ve beni çekiniz,  diye baðýrdým. Çeken olmayýnca ipten týrmanarak kendi çabamla yukarý çýktým. Kimseler yoktu. Demek ki  kardeþlerini kurtarýnca aðabeyleri beni kurtarmaya lüzum görmemiþti.
 


ALMAN KOMÞUMUZ

Arabanýn icat edildiði yýllardý. Selanik'te zengin bir Alman komþumuz vardý. O komþumuz bir araba almýþtý. Yollarda arabayla giderken, görenler þaþýrmýþtý. Bu araba atsýz, öküzsüz nasýl gidiyor diye. Komþumuz bir akþam evine dönerken, farlarý yakmýþ. Araba gürültülü çalýþtýðý için, canavar geliyor diyerek  insanlar kaçýþmýþ. Hatýrladýðým kadarýyla bir gün aþýrý hýz yaptýðý için, polis ceza kesmiþ. Komþumuz o sýra 20 km. hýzla gidiyormuþ.


 
AKREP OLAYI

Makbule dört- beþ yaþlarýndaydý. Bir gün çiftliðin duvarýnda akrep görmüþ ve çok korkmuþ. Mustafa abi, koþ, duvarda aprek var, diye baðýrýyordu. Ben koþarak Makbule'nin yanýna vardým. Parmaðýyla iþaret ettiði yerde bir akrep duruyordu. Yerden  taþ alarak akrebi ezdim. Makbule'nin elinden tutarak annemin yanýna götürdüm. Annem, ne olduðunu sordu. Ben de olanlarý anlattým. Annem çok korktuðu için, Makbule'ye su içirdi. Daha sonra yataðýna yatan Makbule derin bir uykuya daldý.


 
KOYUN SÜRÜSÜ

Kýz kardeþim Naciye çok konuþkandý ve hatýrý sayýlýr derecede önemli olaylardan bahsederdi. Bir gün öyle bir hikaye anlatmýþtý ve ben hayretler içinde kalmýþtým. Çobanýn biri, daðda koyun otlatýyormuþ. Koyunlar da çokmuþ, sürüde en azýndan beþ yüz koyun varmýþ ve bir ucu ilerdeki uçurumun kenarýna kadar varýyormuþ. Derken bir koyun uçurumdan aþaðý atlamýþ. Bunu gören diðer koyunlar da uçurumdan aþaðý atlamaya baþlamýþ. Bereket ki çoban durumu fark etmiþ ve sürünün yarýsýný kurtarmýþ. Býraksa koyunlarýn hepsi uçurumdan atlayacakmýþ.
 

15
Edebiyat / Kardeþ Ali - Ýyilik Timsali
« : Ekim 19, 2016, 10:56:06 öö »

Eski zamanlardan birinde Ali adýnda bir genç yaþarmýþ. Doðduðundan beri köyünden dýþarý çýkmamýþ. Duyduðu, gördüðü, bildiði hep köyüne ait þeylermiþ. Kendisi baþkalarýnýn iþine karýþmaz, kimse hakkýnda kötü söz söylemez, babadan kalma tarlayý anasýyla birlikte ekip biçer, karýnca kararýnca geçinip giderlermiþ. Köy arazisinin yarýdan fazlasýnýn sahibi çok zengin iki kiþiymiþ. Bu iki köy aðasý köyde yaþayanlarýn üç gruba ayrýlmalarýna neden olmuþlar. Ýlk iki grup bu aðalarýn tarlalarýnda çalýþan iþçilermiþ. Köy aðalarýndan birisi kendi iþçilerini diðer aðadan saklar, fakat diðer aðanýn iþçilerini kendi tarafýna çekmek için yoðun çaba sarf edermiþ. Durup dururken karþý tarafýn bir iþçisi hakkýnda söylenti uydurur, bu söylentinin aðanýn kulaðýna gitmesini saðlar, aða ile iþçisinin arasýnýn açýlmasýna sebep olurmuþ. Aða taþýn karþý taraftan atýldýðýný, söylentinin asýlsýz olduðunu bildiði halde karþý taraf taþý öyle bir gediðine koyarmýþ ki yine de þüphelenmesine engel olamazmýþ.

Üçüncü grup ise, kendilerine ait tarlalarý bulunan, geçimlerini buralardan temin eden baðýmsýzlarmýþ. Ýki aða baðýmsýz olanlarý da kendi taraflarýna çekmek için uðraþýrlar, baðýmsýzlarýn kendi aralarýnda bölünmelerine sebep olurlarmýþ. Sadece Ali ve anasý ile uðraþan olmazmýþ. Köy halký Ali’yi iyilik timsali olarak görürmüþ. Bu yüzden onu çocukluðundan beri Kardeþ Ali diye çaðýrýrlarmýþ. Kardeþ Ali köy halkýnýn birbirini çekiþtirmesine, komþularýn gürültülerine, kavgalarýna istemeyerek kulak misafiri olur, sen haklýsýn, sen haksýzsýn diye hiç kimse için fikir ileri sürmez, yorum yapmazmýþ. Yalnýz kaldýðý zamanlar düþüncelere dalar, “ Bu kavgalar, bu anlaþmazlýklar neden oluyor? Neden birbirlerini çekemez bu insanlar? Kavgasýz yaþamak daha kolay deðil mi? Anlaþsalar, anlayýþla karþýlasalar küçücük hatalarý. Ýncir çekirdeðini doldurmayacak þeyler için kalp kýrmasalar, gönüllerini hoþ tutsalar, üzmeseler baþkalarýný “ dermiþ kendi kendine. Ararmýþ bu sorularýn cevabýný. Ýstermiþ bu durumu bütün açýklýðýyla kendisine anlatabilecek birisi olsun. Belki o zaman üzüntüsü biraz hafifler, iyiliklerle dolu yüreði huzur bulurmuþ.

Günün birinde köye bir satýcý gelmiþ. Bu satýcý “ Ýyilik Ýlacý “ satarmýþ. Köylülerin çoðunluðu
birer tane iyilik ilacý satýn almýþlar. Kardeþ Ali “ Ben zaten kötü birisi deðilim ” diye düþünüp almamýþ. Aradan üç hafta geçmiþ. Kardeþ Ali bir sabah evinden çýkýp tarlaya giderken yolda iki köylüye rastlamýþ. Köylüler, selam verip konuþarak, gülüþerek geçip gitmiþler. Kardeþ Ali aðzý bir karýþ açýk arkalarýndan bakakalmýþ. Kendi kendine: “ Ya bu ne iþtir? Bunlar yýllardýr birbirlerine yapmadýklarýný býrakmamýþlardý. Daha geçen hafta köy meydanýnda yumruk yumruða kavga etmiþler, altý kiþi zor ayýrmýþtýk. Kavgayý sona erdireyim derken, enseme bir yumruk yemiþtim. Þu hallerini gören bunlarý yirmi yýllýk dost sanacak. Vay be, gel de þaþýrma!..” diyerek gülmüþ. Daha sonraki günlerde tanýk olduðu olaylar þaþkýnlýðýnýn daha da artmasýna sebep olmuþ Kardeþ Ali’nin. Köyün sahibi olan iki aðanýn iþçilerini tarlalarda birlikte çalýþýrken görüyor, bu yakýnlaþmanýn, köydeki düþmanlýklarýn yavaþ yavaþ ortadan silinmesinin anlamýný bir türlü anlayamýyormuþ. Hele hele köy halkýný üç gruba ayýran, birbirlerini günahlarý kadar sevmeyen iki köy aðasýný kol kola girmiþler, konuþarak giderken görünce þaþkýnlýðý doruða çýkmýþ. Kimselere de soramamýþ: “ Siz on gün önceye kadar birbirinizin adýný bile anmazdýnýz. Nasýl oluyor da þimdi beraber çalýþýyor, beraber geziyorsunuz diye. Sonra ya derlerse bana, bak Kardeþ Ali, biz evvelden düþmanmýþýz, þimdi dost olmuþuz, bunun sana ne zararý var? Yoksa sen bizim dost olmamýzý istemiyor musun? diye. Ben onlara nasýl cevap veririm? “ Bundan dolayý çaresiz kalmýþ, içi içini yemeye baþlamýþ.

Düþünmeden sorulara cevap bulunmaz derler. Kardeþ Ali’de düþüne düþüne sorularýný kendisi cevaplamýþ. Her þeyin sebebinin iyilik ilacý olduðunda karar kýlmýþ. Ýyilik ilacýný sýrrýný satýcý açýklayabilir demiþ. Ertesi gün satýcýyý köy kahvesinde çay içerken görmüþ. Yanýna oturmuþ, þuradan buradan konuþmuþlar. Daha sonra dýþarýya çýkmýþlar, dolaþmýþlar, yorulmuþlar. Dinlenmek için bir aðacýn altýna oturmuþlar.

Kardeþ Ali:

“ Bizim köye kýrk gün önce geldiniz. Bu kýrk gün içinde çok kiþiye iyilik ilacý sattýnýz. Yýlardýr köyde süregelen kavgalar, anlaþmazlýklar, taraf tutmalar þu anda sona ermiþ bulunuyor. Bu iyilik ilacýnýn sýrrý nedir? Nasýl oluyor da bir köy halkýný iyiliðe, doðruluða, güzelliðe doðru peþinden sürüklüyor? “ diye sormuþ. Satýcý, Kardeþ Ali’nin söylediklerini gülümseyerek, dikkatle dinlemiþ, sonra konuþmaya baþlamýþ:

“ Ýnsanoðlu doðduðu anda bir baþkasý için kötülük düþünemeyecek kadar saf ve temiz aslýnda zavallý bir canlýdýr. Annesinin geniþ ilgi ve özeniyle diðer canlýlara göre oldukça zor ve yavaþ büyür, geliþir. Melek gibi bir kalbi vardýr. Ailesi içinde ve yakýn çevresinde ne görüyorsa gördüklerini, ne duyuyorsa duyduklarýný aynen tekrarlar. Tekrar ederken de bir þeyler öðrenir. Öðrendikleri doðru veya yanlýþ olabilir. Doðru iyiyi ve güzeli, yanlýþ kötüyü ve çirkini oluþturur. Önemli olan, doðru ile yanlýþý birbirinden ayýrabilmektir. Çocuk büyüdükçe bunun farkýna varmaya baþlar. Bazý davranýþlarýnýn doðru olmadýðýný bile bile nedenini kendisinin bile anlayamadýðý bir umursamazlýkla uygulamaya baþlar. Ýþte bu sýralarda çocuðun kendisini bilerek, hatasýný anlayarak vazgeçmesi veya büyükleri tarafýndan hatalarý güzellikle anlatýlarak vazgeçirilmesi gerekir. Eðer çocuðun büyükleri ve yakýnlarý da hatalar, yanlýþlýklar içindeyse, birbirlerine ve baþkalarýna davranýþlarý sevecen deðilse nasihatler on para etmez. Çocuk bana bunu yapma diyorlar ama benim yaptýklarým onlarýnkinin yanýnda hiç kalýr der ve bu da kalbine atýlan kötülük tohumlarýnýn hýzlý bir þekilde çimlenip büyümesine, fidan haline dönüþmesine olanak hazýrlar. Yani yýllar geçtikçe kötülük yapma eðilimi hýzlanarak artacaktýr. Sizin köydeki duruma gelince: Burada bulunan zengin iki köy aðasý köylüler arasýndaki kavgalarýn gereðinden fazla artmasýna neden olmuþlar. Köyünüze ilk geldiðimde konuþtuðum birkaç kiþi bu durumun sona ermesini candan istiyorlardý. Hiç kimseye hiçbir þey kazandýrmayan kavgadan, gürültüden býkmýþlardý. Bundan dolayý birer tane iyilik ilacý aldýlar. Köy aðalarýnýn aralarýný bulup barýþtýrmam iyilik ilacýnýn etkisini fazlalaþtýrdý. Ýyilik ilacý, kayýsý suyu ve þekerle hazýrlanmýþ bir çeþit þerbettir. Ýyilik ilacýnýn sýrrý içeriðinde deðil, insanlara iyiliðin hatýrlatýlmasýnda gizlidir. “

Kardeþ Ali ne zamandýr kafasýný kurcalayan sorularýn cevaplandýðýný gördükçe çok mutlu olmuþ. Satýcý son cümlesini bitirince þöyle bir soru sormuþ: “ Ýnsanlar arasýndaki bu kýsýr çekiþmeler bir gün bitecek mi, böyle bir ihtimal var mý? “ Bunun üzerine satýcý: “ Aradan yüzyýllar geçse bile, insanlar, toplumlar, uygarlýklar ne kadar deðiþse bile yine insan insanlýðýný gösterecek tartýþmalar, anlaþmazlýklar, kavgalar hiçbir zaman sona ermeyecektir “ diyerek sorunun cevabýný vermiþ. Satýcýnýn bu cevabýndan sonra derin bir sessizlik olmuþ. Aradan birkaç dakika geçtikten sonra Kardeþ Ali’nin son bir soru sormaya hazýrlandýðýný fark eden satýcý: “ Dur Kardeþ Ali. Þimdi senin bana sormak istediðin soruyu kendi kendime sormama izin ver. Madem olumsuz olacak bu iþin sonu bunca çaban niye? Ýyilik ilacý niye? Benim çabalarým: 1- Zaman içinde gitgide artmakta olan kötü davranýþlara ve kötü insanlara karþý iyilik kalesini takviye etmek, iyilik yapanlarýn ve iyi insanlarýn çoðalmasýný saðlamak.
2- Köy, kasaba, þehir gibi yerleþim birimlerinde yaþamakta olan insanlara iyilik, güzellik diye bir þeylerin var olduðunu hatýrlatýp doðru yolu bulmalarýna yardýmcý olmak þeklinde özetlenebilir “ dedikten sonra kafasýný kaldýrmýþ, etrafýna bakýnmýþ: “ Eee.. Kardeþ Ali! Farkýnda mýsýn bilmem, hava kararmaya baþladý. Yavaþ yavaþ kalkalým istersen “ demiþ satýcý ve Kardeþ Ali ile birlikte köye doðru yola koyulmuþlar.

Satýcý o akþam Kardeþ Ali’lerin evinde misafir kalmýþ. Yemekten sonra satýcý iyilik ilacý satma görevinin kendinden bir önceki satýcý olan hocasý Mahir Bey tarafýndan bundan on sekiz yýl önce verildiðini, o zamanlar yirmi iki yaþýnda olduðunu söylemiþ. Ýnsanlara iyilik öðretmekle geçen on iki yýl süresince pek çok gerçekten iyi insana rastladýðýný, fakat bunlarý kusursuz bulmadýðý için güvenemediðini anlatmýþ. Satýcý: “ Ýyilik ilacýnýn sýrrýný sadece sana anlattým Kardeþ Ali, sadece sana inandým, sadece sana güvendim. Benden sonrasý için bu görevi sana býrakmak istiyorum “ deyince Kardeþ Ali bu teklifi kabul etmiþ. Satýcýnýn kendi tecrübelerine dayanarak yazmýþ olduðu “ Ýnsanlara Ýyilik Nasýl Öðretilir “ adlý kitabý ve atlý bir araba alabilmesi için satýcýnýn verdiði parayý almýþ. Zamaný gelince, köyünden ayrýlýp iyilik ilacý satmaya baþlayacaðýna söz vermiþ. Satýcý bu köyde on beþ gün daha kalmýþ. Köyde yaþayanlara iyi insan olmanýn faziletlerini anlatmýþ. Yaptýðý iyilik aþýsýnýn tuttuðuna iyice inandýktan sonra herkesle teker teker vedalaþýp iki atýn çektiði arabasýna binmiþ ve köylüler kendisini davul-zurna çalarak, oyunlar oynayarak yolcu etmiþler. Satýcý köyden iyice uzaklaþýnca düþüncelere dalmýþ. “ Hocamdan ayrýldýktan yýllar sonra köyün birine iyilik ilacý satmak için gitmiþtim. Köye benden birkaç gün önce gelmiþ olan hocamla karþýlaþmýþtým. Hocam bana, geç kaldýn Yakup. O iyilik ilaçlarýný kendin iç, demiþti gülerek ve beni sevinçle kucaklamýþtý. Kim bilir, belki ben de Kardeþ Ali ile bir yerlerde karþýlaþýrým, kim bilir? “





Sayfa: [1] 2 3 4